1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "Suriye Muhalefeti - 2"
"Suriye Muhalefeti - 2"

"Suriye Muhalefeti - 2"

Hayrettin Karaman, Yeni Şafak'ta Suriye'deki direniş grupları hakkında "toptan değerlendirmelerin yanlışlığına dikkat çekmek" ve "Batı'nın algı operasyonlarına aldanmamayı hatırlatmak" için bir yazı kaleme aldı.

A+A-

Hayrettin Karaman / Yeni Şafak

(Ahraru'ş-Şam lideri ile yapılan röportajdan kesitlerin devamı. Daiş hakkında önemli tespitler.)

-Kendilerini İslâm Devleti veya Hilafet diye adlandıran grup beş kısımdan oluşmaktadır. Bu yapıyı oluşturanların bazıları Haricî düşünceye sahiptir. Diğer bir kısmının istihbarat örgütleri ile ilişkisi vardır, bazıları menfaatçi, bazıları da hilafet söylemlerine aldandıkları için onlara katılan iyi niyetli ve saf insanlardır.

-Onların arasında istihbarat elemanlarının olduğunu açıklayan kendileridir. İçlerinden bazı kimseleri uluslararası devletlerin ajanları oldukları gerekçesiyle idam ettiklerini ilan ettiler.

-Onlar halk tarafından kurtarılmış bölgelere gelip halkını oradan çıkarıp kimini öldürdüler, kimini sürdüler ve yaptıklarıyla rejimin memlekette fesadı yaymasına sebep oldular. Onlar bu grupların en mutedilinin bile yanlış yolda olduğunu, mürtedlerin (dinden çıkıp kâfir olan) alametinin onlarda bulunduğunu, savaşın şu an mürtedlerle kâfirler arasında yapılan bir savaş olduğunu söylüyorlar

-Ahraru’ş-Şam onlara göre mürteddir ve bu vasıflarda olanların canları ve malları onlara helâldir.

-Birçok yerde bizimle savaştılar. Savaş ilk başlarda küçük bölgelerde başladı ancak daha sonra birçok yere sıçradı. Hatta şu an Azez'in doğusunda onların saldırısına engel olmak için ribat noktaları oluşturduk

-Biz iki türlü asker konuşlandırıyoruz. Biri rejime karşı, diğeri de Daiş'e karşı. Biz buna mecburuz. Çünkü iki düşman arasındayız. Rejimle savaşabilmek için onlarla saldırmazlık anlaşmasına varamayız; çünkü onlar, dinsizlerle bile anlaşırlar da mürted saydıkları ile anlaşma yapmazlar.

-Esed rejimini yenilgiden ve yok olmaktan kurtarıp Lübnan, Irak ve İran'dan rejimin saflarında direnişçilere karşı savaşmak üzere gönderdiği milisleriyle destekleyerek onu hayata döndüren İran'ı bize düşman ülkeler arasında sayabiliriz.

-Planımız, bu yolda kanımızı akıtmaktır. Biz İslâm'la yönetilmek istiyoruz. İslâm'la yönetileceğimiz bir zemin oluştuğunda yöneticilerin illâ ki bizim olmamız gerektiği gibi bir beklentimiz yok. Zaten sonunda bu halkın içinden, onların seçeceği bir hükûmet çıkacak ve İslâmî kurallara göre ülkeyi yönetecektir.

-Tarihten bu yana azınlıklar Suriye'de mevcuttur ve İslâm idaresinde, diğer vatandaşların sahip olduğu haklara sahip bir şekilde yaşamışlardır. Biz, ülkeyi yönetecek kişilerin mutlaka İslâmî bir kimliğe sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Zannedersem Suriye Anayasası'nda da, idarecinin müslüman ve Sünni olması şartı vardır. Ekseriyeti müslüman olan bu halkın, diğer toplumların yaptığı gibi çoğunluğun inancına uygun bir idareciyi seçme hakkı vardır.

-Ben şu anki Suriye Anayasası'nı tanımıyorum. Ben, bu memleketi yönetecek kişinin müslüman ve Sünni olmasını isteme hakkımız olduğunu söylüyorum. Bunun dışındaki bazı makamlara, azınlıklardan göreve layık ve güvenilir olanların getirilmesine bir engel görmüyoruz.

Suriye muhalefetinin tamamını bir kaba koyan, aşırılık ve terörle itham eden çevreler bu röportajdan naklettiklerimi okuyunca ne diyecekler? İyi niyetli olanlar belki düşüncelerini değiştirirler, kötü niyetli olanlar ise buna da bir kulp takarak söylemlerine devam ederler.

Kötü niyetlilerden maksadım Suriye'yi İslâmcıların eline bırakmamak için iş ve fikir birliği etmiş bulunan yerliler ve yabancılardır.

HABERE YORUM KAT