Suriye, Kimler İçin Kıyamet Alameti?

16.05.2016 03:14

KENAN ALPAY

Yaygınlaştırılmaya çalışılan söylem ve algıya bakarsanız Suriye’de kaybeden ülke Türkiye, iflas eden ve itibar kaybeden siyaset Erdoğan-Davutoğlu çizgisi. Ceyda Karan, Fehim Taştekin, Cengiz Çandar, Kadri Gürsel, Amberin Zaman gibi her biri farklı devletler namına Şebbihalığa soyunmuş ‘gazeteci’leri geçtik Pelikan familyası için bile Suriye benzer bir kara propagandanın merkez üslerinden biri olabilmişti.

Suriye’de işlenen katliamlar hız kesmeden devam ederken Suriye halkının nefes borusu olan Türkiye ise çok boyutlu bir kuşatmayla boğulmak isteniyor. Mesele Esed rejimini çoktan aştı. Hizbullah, İran ve Rusya marifetiyle girişilen etnik ve mezhebi temizlik ‘cihadist unsurlarla mücadele’ maskesiyle gizlenemeyecek kadar aşikâr. AB’nin mülteci akışını engellemek ve yeni kriterler belirleyerek Türkiye’yi üyelikten uzak tutmaktan öteye belirgin bir planı görünmüyor. ABD ise Rusya ile keyfi bir ateşkes süreci üzerinden hem İran’la hem de PKK-PYD’yle ortak hareket ederek Suriye’deki direnişi ve Türkiye’yi diz çöktürecek planlar icra ediyor.

Zayıf Değil Güçlü Halka

Suriye meselesini başından bu yana zayıf halka, zaaf noktası olarak niteleyen analizler epeyce prim yaptı. Üstelik bu türden tespitlerle Türkiye ve Suriye halkı için krizden çıkış yolu arayanlar sürekli bir biçimde İran, Rusya, Amerika ve Avrupa’nın gücüne kudretine vurgular yaptılar. Oysa maruz kalınan büyük yıkım ve katliamlara rağmen bu sayılan ülkeler Suriye’de ne elde edebildiler? Yıkım ve katliam konusunda epeyce mesafe kat ettikleri doğrudur. Ancak kendi iddia ve imajlarını yerle bir etmekten ve Müslüman bir halkın meşru taleplerini kanla, katliamla bastırmaktan başka nasıl bir kazanımları oldu?

Lübnan Hizbullahı’nın üst düzey bütün kadroları Suriye halkına karşı Esed rejimi saflarında savaşırken ölüyor. Son örneği Hasan Nasrallah’tan sonra örgütün iki numarası olarak bilinen Mustafa Bedreddin’in Halep Hantuman’da Ceyş’ul Fetih tarafından öldürülmesidir. Hem Hizbullah hem de Esed rejimi hızlı bir biçimde “Bedrettin’in Şam’da İsrail tarafından öldürüldüğü” yalanına sarıldı. Tabii ki benzer mizansenler gibi bu mizansenin de ömrü çok kısa sürdü. Sonuçta Hizbullah örgütü gerçeği itiraf etmek zorunda kaldı. Bedrettin ve komutasındaki on bine yakın Hizbullah askerleri İsrail’e karşı değil İslami direnişe karşı savaşıyordular. Sanki Halep’te Siyonist işgal söz konusuydu da Hizbullah militanları buraya gelmişlerdi. Tam bir kara komedi. Sadece işgalci, cinayet kar bedenleri değil ruhları, imajları da yerin dibine geçiriliyordu.

İran ise Suriye’de neredeyse kaç generalinin kaç askerinin tabutlarla ülkeye geri döndüğünün hesabını yapamayacak durumda. İşgal ve katliam ortağı olarak öylesine rezil bir durumdalar ki Halep’te direniş karşısında tutunamayıp ağır kayıplar alan askeri birliklerinin hesabını Rusya’dan sormaya başladılar bile. İran ordu birliklerinden Suriye’ye intikal eden Askeri Danışman’ların üçer beşer bayrağa sarılı tabutlarla askeri törenler eşliğinde memleketlerine dönüşü nasıl bir ‘zafer ve kazanım’ işaretidir acaba?

İran ve Hizbullah, Suriye’de işlediği yıkım ve cinayetler sebebiyle zilletten başka ne kazanabildi sizce? Esed rejimi ve Rusya hesabına bir kiralık katil olarak girdikleri Suriye’den rezil ve mağlup olarak ayrılmaktan başka hiçbir yolları bulunmuyor. İşin enteresan tarafı halen İran ve Hizbullah adına kara propaganda yürütenlerin bu durumun üstünü örtmekteki çabalarıdır. Bu işgal ve cinayet şebekeleri Suriye’de meşru ise neden gıyabi cenaze namazlarını kılmıyor, anma geceleri tertip etmiyorsunuz? Suriye direnişini itibarsızlaştırmak için kimi örtülü kimi aşikâr epeyce emek sarf eden Atasoy Müftüoğlu, Salih Tuna, Cihan Aktaş, Fehim Taştekin, Alptekin Dursunoğlu gibi İran muhipleri neden ‘direniş cephesinin mübarek şehidleri’ne açıktan sahip çık(a)mıyorlar? Takıyyecilik mi, oportünizm mi sizi direniş şehidlerini orta yerde sahipsiz bırakmaya mecbur tutuyor acaba?

PKK’nın Çukur Şehirleri

Suriye’deki yıkım ve katliamları bir devlet imkânı olarak gören PKK-PYD ise hiç ayrım gözetmeksizin bütün işgalcilerin işbirlikçisi, kara birliği ve lejyoneri olarak öne atıldı. Çözüm Süreci’ni sabote etmeye yönelik silahlı saldırıların muharrik unsuru da Suriye üzerinden İran, Rusya ve Amerika destekli bir devlet imkânının neşet etmesiydi. PKK bu sebeple özyönetim ilanlarıyla şehir merkezlerini mayınlı tuzaklar ve barikatlarla enkaza çevirmeye girişti. Bombalı araçlarla Ankara’dan İstanbul’a, Diyarbakır’dan Ağrı’ya değin motivasyon ve lojistik desteğini çok büyük bir oranda Suriye bağlamı üzerinden temin etti.

Diyarbakır Dürümlü’de yaklaşık 15 ton patlayıcı yüklü kamyonla gerçekleştirilen PKK saldırısı ise çok ciddi bir kırılma noktasıdır. Dürümlü’yü derin ve geniş çaplı bir çukura dönüştüren ve 20’ye yakın insanı katleden saldırıyı PKK kısa bir süre sonra üstlendi. Ama bombalı araçla yaptığı saldırı ve ortaya çıkan ölümlerin sorumluluğunu hiç üstüne alınmadı, özür dilemedi, pişmanlık ifade etmedi. Hemen akabinde Çukurca’da askeri birliğe saldırdı ve iddialar doğruysa bir askeri helikopteri omuzdan atılan gelişmiş bir füzeyle düşürdü.

PKK’yla mücadeleyi zayıf düşürmek için çalışan devletler hangileri? Suriye ve PKK üzerinden Türkiye’yi ipotek altına almaya çalışan devletler bir sır değil. Suriye direnişi sadece Esed rejimi, İran ve Hizbullah için değil bunlar üzerinden Türkiye ve İslam dünyasına karşı yeni bir Moğol saldırısı tertiplemeye girişenler için de kıyamet alameti olmuştur artık.

Yeni Akit

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim