Suriye: İnsanlığımızdan utanmalıyız

06.08.2013 18:26

Yüksel Taşkın

Suriye hakkında “analiz” yapmaktan utanıyorum. Türkiye’nin “dış politikasından”, ülkemiz için ortaya çıkan fırsat pencerelerinden veya risklerden bahsetmek üzerine kariyer bina edenler, bana daha ceset ortadan kaldırılmadan miras kavgasına tutuşmuş “akrabaları” anımsatıyor. Ama bu yazıda vicdanı rahat insanlar gibi başkalarını suçlamak da istemiyorum. Yanı başımızda yaşanan bu kıyımda hepimizin sorumluluğu var. Savaşı durduramadık belki ama ardından dayanışmayı da büyütemedik. Irak Savaşı öncesinde yüz binlik mitingler yapan, 3 Mart Tezkeresi’ni durduranlar, Suriye sınavında sınıfta kaldı, kalmaya da devam ediyor.

Ramazan Bayramı için hazırlıkların yapıldığı bir ülkenin güney komşusunda kan gövdeyi götürüyor ve burada bize kan sıçramadığı sürece dönüp oraya bakmayacak milyonlarca insan var. “Sakallı” mülteciler görmekten rahatsız olan, ama bu mülteciler hiç ortada olmasalar meseleleri kalmayacak “insanlar” var. “Yedi yaşına gelmeden ihtiyar olmuş” mülteci çocukların gözlerine bakmadan güvenlikten bahsetmek: İşte 21. yüzyılda insanlığımızın ulaştığı mertebe bu. “Orada kan gövdeyi götürsün ama burada rahatımız kaçmasın. Mülteciler bize risk oluşturmasın. Sınırımız da yolgeçen hanı. Sınır güvenliğini artıralım. Bu kaçakçılar da nereden türediler? Orada AVM yok mu kardeşim?” Avrupa’da göçmen karşıtlığını besleyen “refah şovenizminin” ülkemizde de ne kadar güçlü olduğunu bu acı vesileyle öğrenmiş olduk...

Hükümetin ideolojik önyargılarından kaynaklı dış politika tercihlerini hep eleştirdik. Suriye’de barışa katkıda bulunma fırsatını kaybettiğini, aceleci davrandığını, Kürt meselesiyle ilgili güvenlikçi kaygıları yüzünden Suriye Muhalefeti’nin zayıf doğmasında sorumluluğu olduğunu vurguladık. Müslüman Kardeşler’e yönelik sempatisi nedeniyle bu gurubu kayırma çabalarının laik muhalefet bileşenlerini uzaklaştırdığını her vesileyle söylemeye çalıştık.

Ama Türkiye Solu da bu sınavdan başarısız çıkmıştır. “Kahrolsun emperyalizm” diye slogan atmak yetmiyor. Suriye kendi hâline terk edilmenin kırıklığını, yalnızlığını yaşıyor. Emperyalistler, kendilerine sıkıntı çıkmadığı sürece oradaki ölümlere sessizler. Onlar kahrolsun da bizler ne yaptık? Savaşı durduracak gücümüz yoktu ama insani yardım konusunda çok daha etkili olabilirdik. Mültecilere omuz verebilirdik. Bu konuda yeterli dayanışmayı gösterdiğimizi iddia etmek mümkün değil. Bu mesele kafamızı karıştırıyor. Uzak durmak istiyoruz. Asıl Yeryüzü İftarı yapılacak yer mülteci kampları değil mi?

Evet, biz bu meseleyi unutmaya bıraktık ama orada ölü sayısı yüz bini aştı. Ölenlerin yarısı “sivil”. Onbinlerce insan kayıp. Yaklaşık dört milyon insan yerinden yurdundan oldu. İki milyon insan ülkeyi terk etti. Bunların bir buçuk milyonu mülteci kamplarında yaşıyor. Türkiye’de de, yarısı on iki kampa dağılmış, yaklaşık dört yüz bin mülteci var. Suriye’nin nüfusunun yirmi iki milyon olduğunu anımsarsak, rakamların çizdiği korkunç tablo daha iyi anlaşılabilir. Nüfusun yüzde onu ülkeyi terk etmiş durumda...

Onbinlerce insan hapishanelerde. Esad Rejimi’nin hapishanelerini bilmeyenlere; sistematik işkencenin 1970’lerden beri rutin uygulama olduğunu, binlerce sosyalistin, Kürt aktivistin ve Müslüman Kardeşler üyesinin o işkence tezgâhlarında çürütüldüklerini de hatırlatalım.

Hepimize iyi bayramlar...

Taraf

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim