Suriye İçin ‘Dilsiz Aydın’ Sayımı Vakti

23.01.2014 00:11

Kenan Alpay

İşkence altında katledilen 11 bin insana ait 55 bin fotoğraftan bir kaçı ajanslar tarafından dünya kamuoyuna geçilince ilk tepki şu oldu: “Zamanlaması manidar”. 50 Yıllık Hafız ve Beşşar Esed despotizmi, tanklarla ezilen köyler, Scud füzeleriyle yakılıp yıkılan şehirler, milyonları aşan muhacirler, kimyasal silahlarla katledilen kitleler, sistematik işkence ve tecavüzler, yüz bini aşkın ölüm hiç ama hiç manidar gelmiyor bazılarına.

Sadece ve özellikle ‘zamanlaması manidar’ bulunan şey tüyleri diken diken eden, insanın midesini bulandıran ve kalbine derin bir yara açan sistematik işkence ve sistematik kayıt altında tutma değil de bunların kamuoyuna yansımış olması.

Türkiye’de Kemalist-sol cephe aydınıyla, sendikasıyla, partisiyle, sanatçısıyla en başından beri Esed/Baas rejimin safında Suriye’deki İslami Muhalif harekete ve onu destekleyen AK Parti Hükümetine karşı konuşlanmış durumda. Kadınıyla erkeğiyle, kurumuyla çevresiyle her biri seçkin birer Şebbiha olmuş, yerli malı Muhaberat gibi operasyonel roller üstlenip tanımını da “AKP gericiliğine ve emperyalizme karşı direniş” olarak kodluyorlar, hiç utamadan ve sıkılmadan!

Dilsiz Aydın

CHP, TKP, İP, ÖDP, Halkevleri, KESK, İHD diye saymaya başlayıp Esed/Baas cuntasının ulusolcu-seküler karakterli ruh ikizleri için fazla söz söylemeye hacet yok. Ceyda Karan, Fehim Taştekin, Hüsnü Mahalli, Haydar Baş gibi “varlığını Baas çetesinin/Esed cuntasının varlığına armağan etmiş” sicili katliam müdafaasıyla kabarık psikolojik harpçi profesyonel kadrolar için de aynı durum söz konusu.

Peki, Esed/Baas rejimiyle doğrudan veya dolaylı bir bağlantısı olmamasına hatta köklü ve sürekli bir muhalif duruş sergilemesi gereken bazı Müslümanların takındığı bir takım garip ve akıl dışı tutumlar için ne demeli? Hakkın müdafaası, adaletin ikamesi, merhametin ilişkilerde merkezileşmesinin şiarı kabul edilen bir sözümüz çerçevesinde durumu bir kez daha değerlendirmeye çalışalım. İşte bu bağlamda İbni Kayyim el Cevzi’nin şu sözü hakikaten çok yerinde bir kıstas koyuyor ortaya: “Batıl söz söyleyerek insanlara nasihat eden konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.”

Türkiye’de ABD ve İsrail’in işgal ve cinayetleri meşrulaştıranlar kadar Suriye’de Esed rejiminin, Rusya, İran ve Hizbullah’ın işgal ve cinayetlerini de meşrulaştıranlar veya perdelemeye çalışanlar da mevcut. Emperyalizmi, işgal ve cinayeti, tecavüz ve tehciri ABD, NATO, İsrail ve müttefiklerinden ibaret gören ve gösteren ‘ulusolcu mantalite’ maalesef İslami camianın önemli bir kısmında hem de daha çok aydınlar nezdinde geçer akçe. Suriye’de 3 yıldır yaşanan vahşet Türkiye’de ulusolcu mantalite tarafından rehin tutulan aydınlara dair ibretlik bir manzara sergiledi şüphesiz.

Sürekli olarak Batı’nın ikiyüzlülüğüne dair ahkâm keserek prim yapmış, kariyer elde etmiş şöhret bulmuş İslamcı aydınlara ayna tutarsak ne kadar iç açıcı bir manzarayla karşılaşırız acaba? Esed rejimi sadece Rusya’nın değil daha önemlisi İran ve Hizbullah’ın desteğiyle katletmeyi sürdürürken camiamızın muhterem ismi Atasoy Müftüoğlu’ndan bir kez olsun itiraz işiten oldu mu? Müftüoğlu bize öğütlediğinin tersine ne vakti kuşanıyor ne de bunca tuğyan karşısında ıssızlıktan vaz geçiyor. Suriye’deki muhalifleri şeytanlaştırma söylemlerinden sırayı bir türlü Esed rejimin füzeli, kimyasallı, işkenceli katliamlarına getirmeyi beceremedi nedense! ABD ve İsrail’in komplo teorilerine odaklanmaktan, Batılı düşünce kuruluşlarının raporlarını takip etmekten İran ve Hizbullah’ın Suriye halkına üç yıldır kusturduğu kanın sıcaklığını bir nebze olsun hissedemedi.

Hikâyesiz Ülke: Suriye

‘Büyük resim’ çizmekten yorulmayan Ali Bulaç ise Suriye’ye ilişkin ağzını hemen her açışında AB ve ABD’nin, Suudi Arabistan ve Katar’ın tuzağına düşmüş bir AK Parti-Başbakan Erdoğan diskuru çekti hepimize. Esed rejimini muhafaza ve müdafaa adına küresel ölçekte Rusya’nın kucağına oturmuş İran ve Hizbullah profilini hiç ama hiç göremedi. Kudüs Ordusu, Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ın işgal ve cinayetlerini perdelemek için mezhep çatışması merkezli kehanetler sıraladı derin tahlil adı altında.

Peki ya Salih Tuna’ya ne demeli? Ne gazetesinde ne de koşmaktan bir hal olduğu TV ekranlarında ‘içim acıyor’ mazeretiyle Suriye’deki katliamlara hemen hiç değinmeyişin makul bir izahı var mı? Kemalist sol çevrelerin tutarsızlıklarıyla makara sarmaktan bitap düşecek neredeyse ama Suriye’de İran ve Hizbullah eliyle tırmandırılan katliamlar için ‘Sükût Suretinde’ tecessüm ediyor her nasılsa! İşkence fotoğrafları, varil bombaları, kimyasal silahlar, yıkımlar, İran ve Hizbullah’ın rolü bu kadar mı önemsizdi? Kemalist solun tutarsızlığına tuttuğunuz aynada siz nasıl görünüyorsunuz acaba?

Elbette bir de meselenin edebiyatı, şiiri, öyküsü, öykücüsü vardı. Akla kim gelir önce? Cihan Aktaş ve Yıldız Ramazanoğlu elbette. Suriye’de Esed/Baas çetelesinin karanlık ruhunu, kirli yüzünü teşhir etsinler mazlum Suriye halkının sızına, acısına tercüman olsunlar diye bekleyenler oldu mu bilemem? Niçin Suriye’de işlenen katliamlara, bu katliama arka çıkan Rusya, İran ve Hizbullah’ın insanlık dışı misyonlarından üreyen yüzbinlerce drama ait bir tane olsun hikâye yazılamadı? İsimsiz, tarihsiz, acısız, korkusuz ve dolayısıyla hikâyesiz insanlar diyarı mıdır ki Suriye? Başkalarına adaleti tavsiye ederken, tutarlı olmaya davet ederken, merhametli hikâyeler yazmaya teşvik ederken kalbimizi iyice yoklamak gerek sanırım. Sadece ötekilerin değil sizin de kalbinizde istenmeyen bir şeyler olabilir çünkü.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim