‘Suriye Buhranı’ Türkiye’yi de Daha Bir Kuşatırken..

12.09.2013 02:57
‘Suriye Buhranı’ Türkiye’yi de Daha Bir Kuşatırken..
Hâfız Esed bu oyunları oynarken, İslam’la korkuturdu, emperyalist dünyayı. 1982’de Hama’yı kana bularken, dünya bu duruma seyirci kalmıştı.

Selahaddin E. Çakırgil

‘Suriye Buhranı’ Türkiye’yi de Daha Bir Kuşatırken..

 ‘Taksim Hadiseleri’ sırasında ölen göstericilerden birisinin kaatil(ler)inin bulunması iddiasıyla yapılan Antakya’da 9/10 Eylûl gecesi yapılan bir gösteriyi tâkiben, meydana gelen karışıklıklarda bir genç insan daha ölmüş.. Bu gibi sosyal karışıklar esnâsında, ‘Bir ölüm olsa da, onun cenazesini bayrak edinsek; arena, daha bir ısınsa..’ diye beklenti içinde olanlara yeni bir gün doğdu.

Haziran-2013 başında İst.-Taksim’de fitili ateşlenen karışıklar sebebiyle ülke çapında hayatını kaybedenlerin sayısı, bu son ölümle, 7’ye yükseldi.. (Önceden ölen iki gencin de Hatay’lı olması ayrı bir dikkat çekici husus..) Ancak, bir gösteriye yetişebilmek için yola çıktığı söylenen ve Ümraniye’de civarında takla atan arabasının içinde ölen kişi de, bu rakama dâhil ediliyor.. Ancak, bu karışıklıklar sırasında, Adana’da, koşarken gece karanlığında, inşaat halindeki bir köprüden düşüp hayatını kaybeden polisin canı sanki can değilmişcesine, o bu hesaba dâhil değil.. Âdeta, düşman tarafa verdirilmiş bir kayıp o..

Genç bir insanın hele de ne için olduğunu bilmeden, -dibi görünmeyen kuyudan su içmek misali-, bir takım oyunlara âlet olması veya tezgâhlara karışması esnasında hayatını kaybetmesi elbette acıdır. Yûnus 750 sene öncelerde ne kadar mânâlı söylemişti:  Şu dünyada yanar özüm, göynür gönlüm, / Genç iken ölenlere.. Göğ (yeşil) ekini biçmiş gibi..’

Antakya’da ölen Ahmet Atakan isimli bu gencin bir resmi vardı, medyada.. Ne oldu lan.. Büyük adam olamadıysak, hayallerimizi satmadık ya..’ şeklinde bir duvar yazısının kenarında poz vermişti.. Belki o yazı da kendisinindi. Çünkü, kendisine aid bazı ‘tweet’ yazıları ile aynı havada.. ‘Ali İsmail’i ve Abdullah’ı polis öldürdü.. Gençlik yemin etti. Polisle barış yapmayacağız.. Diren OTDÜ, ayağa kalk, Antakya..’ şeklindeki ibareleri, bunun bir örneği..

Bu gencin sözkonusu ‘tweet’ yazılarında Beşşar Esed’e, âşık birisi olduğu ve bu yoldaki duygularını İslamî ıstılahlardan, terminolojiden faydalanarak dile getirdiği de anlaşılıyor. ‘Ölüm bize şehadettir, biz korkmayız ölümden.. Boyun eğmek sefalettir, biz korkmayız zâlimden.. Allah, Suriya, Beşşar!’Haksızlık karşısında eğilme. Eğilirsen, hem hakkını, hem de şerefini kaybedersin’ demiş, Hz. Ali.. Biz eğilmedik, dimdik ayaktayız..’  gibi ibareleri medyaya yansıdı.. Antakya’lı olup da, Beşşar’a böylesine bir aşkla bağlılığın arka planında elbette ki daha başka şeylerin varlığı aranacak, düşünülecektir.

Hele de, Hatay ilçeleri içinde, yoğunluklu olarak bir çoğunluk mezhebine bağlı halkın yaşadığı Reyhanlı’da, 53 insanın ölümüyle sonuçlanan büyük patlamaları özel bir intikam duygusuyla gerçekleştirdikleri anlaşılan cinayet ve terör odaklarının hangi sosyal ve mezhebî kesime aid olduğunun ve bu kesimin de Suriye Baas rejimi ve Esed Hanedanı diktatörlüğüyle nasıl bir bağının ortaya çıkmasından ve de Başbakan Erdoğan’ın son aylarda devamlı olarak, ülkede bir mezheb savaşı çıkarmak isteyenlerin varlığına ısrarla dikkat çekmeye ağırlık vermesinden sonra..

Bu gencin 11 Mayıs 2013 tarihinde, -yani, tam da, Reyhanlı’daki patlamaların gerçekleştirildiği gün-, attığı ’tweet’lerde, ‘bu olaylar karşısında susan kim olursa olsun şerefsizdir, insan değildir. Herkes sokaklara çıksın artık, gördüğümüz Suriyeli plaka veya kadın- erkek kim varsa, vurun oğlum, korkmayın!..’  şeklinde kullandığı dil de onun, Suriye’den Türkiye’ye sığınanlara ve böylece Esed rejimini zayıf düşürenlere nasıl bir kin beslediğini  yansıtıyordu. Ama, medya, halkı bilgilendirmek için değil de, tahrik etmeyi hedef edinince, onlar görünmezden geliniyor.

Buyrunuz, ölen gencin facebook ve ‘tweet’ hesabında Suriye’nin kanlı diktatörü Esed'in fotoğraflarını paylaşan ve ona övgüler düzen mesajlardan bazı bölümler.. "Senin nur yüzünle yola çıktık. Senin direnişinle. Senin için diz çöküp ellerimizi semaya kaldırıp dualarımızla yüreklerimizle, onurumuzla, desteklerimizle seninleyiz. Sen var oldukça, sen yaşadıkça,  sen göründükçe seninleyiz, ya İbn Hâfız (Hâfız Esed’in oğlu) , ya Bashar al Asad (Beşşar el’Esed), seni seviyoruz, sana âşığız, senin yoluna yoldaş olmaya geldik, cesaretinle birliğine saygı, sevgi ve dua ile selamlıyoruz. Allah seni ve şanlı , yürekli ordunu, Suriye’ni,ve de onurlu bayrağını korusun, sonuna kadar, kanımızın son damlasına (kadar) seninleyiz. Allah, Suriya u Bashar al’Asad..’

Yüzbinden fazla insanın ölümüne, milyonların perişan olmasına ve kendi ülkesini bombardımanlarla viraneye çeviren ve sonunda, sivil halkı, üçte biri çocuk olmak üzere, 1500 civarında insanı kimyasal silahlarla kavuran bir Beşşar Esed ve rejimine böylesi aşkla bağlılık içinde olan birisinin, Antakya’da 9/ 10 Eylûl gecesi sergilenen karışıklıklar sırasında, bir kenarda kuzu kuzu duracağı düşünülebilir mi; bunun cevabını herkes, dürüst olarak kendi vicdanında versin..

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim