Suriye bağlamında dış politika bilançosu

16.07.2012 19:09

Yasin Aktay

Suriye ve İran'a yaptığı ziyaretlerin ardından BM Güvenlik Konseyi'ne telekonferans yoluyla yeni çözüm haritasını sunan Kofi Annan, Suriye'ye 22 Temmuz'a kadar silahları susturması için süre tanındığını daha yeni bildirmişti ki, Esad'ın askeri ve Şebbiha güçleri Terimse'de sonuçta 300'e yakın kişinin öldüğü yüzlerce kişinin de yaralandığı bir katliam gerçekleştirdi. Saldırılarda bilhassa Baas ordusundan ayrılıp Özgür Suriye Ordusu'na katılmış olan askerlerin evleri hedef alınıyor ki, o evlerde eski askerlerin sadece aileleri bulunuyor.

Bu tarz saldırılar Esad'ın klasiği haline gelmiş bulunuyor. Kendisine açılan bütün diplomatik kapıları, daha muhatapları evlerine dönmeden tuhaf bir biçimde arkadan şiddetle çarpıyor. Annan'ı bundan önceki ziyaretinin sonunda uğurlarken de aynı şeyi yapmıştı. Bundan önce Ahmet Davutoğlu'nun son görüşmesinin ardından da aynı şeyi yapmıştı. Saatlerce süren görüşmelerin ardından Türkiye heyeti evlerine dönüş yolundayken Hama'dan görünürde çekilen tanklar bir kaç gün sonra Lazkiye'ye, Dey Zour'a girmişti.

Esad'ın diplomatik çözüm çabalarını muhaliflerini şiddetle bastırmaya devam etmek için kendisine sunulan bir imkan olarak değerlendirdiği çok açık. Bu çabaların kendisine karşı bir askeri müdahaleye dönüşmeyeceğine haddinden fazla güveniyor. Doğrusu, Suriye krizine yönelik arayışların savaş seçeneğini dışlayarak başlaması bu konuda onu cesaretlendiriyor. Muhaliflerini öldürmek suretiyle kendine göre krizi çözmüş olacağına güveniyor.

Bu arada her geçen günde yüzlerce insan ölmeye devam ediyor.

Acımasız bir diktatörün katliamlarıyla göz göre göre insanlar ölürken, eli kanlı diktatörün katliam kapasitesi gözümüzün önünde pervasızca sergilenirken, hâlâ Türkiye'nin Suriye politikasını gereğinden fazla acele ettiği için eleştirmeye devam edenler var. Bu iğrenç durum karşısında Türkiye'yi kâr-zarar açısından değerlendirmeye devam ediyorlar.

Suriye'de sergilenen bu vahşetten gelecek kâr hiç bir şekilde gelmez olsun. Bu nasıl bir muhasebe aklıdır? Baştan sona hesabı yanlış yapıyor. Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Bir defa, insanlıktan kaybettikten sonra nereden kazanabilirsiniz ki?

Esad'ın giderek savunulamayan, çuvala sığmayan yalanlarını savunmaktan biraz çekilmek zorunda kaldıkları anda sarıldıkları yol Türkiye'nin dış politikasının başarısızlığını göstermeye çalışmak oluyor. Türkiye'nin dış politikasına başarısızlık göstergesi olarak gösterdikleri tek şey de Suriye'den başkası olmuyor. Suriye'deki durumdan yola çıkarak bütün komşularımızla sorunlu hale geldiğimizden dem vuruyorlar.

Suriye'yle devma etmekte olan sorunun karamsar atmosferinden Türkiye'nin bütün dış politikası için bir başarasızlık gürültüsü çıkarmaya çalışıyorlar. Bu gürültü arasında "sıfır sorun"dan "herkesle sorun" gibi gaflet anında insanı tavlayan şık cümleler korosunu çalıştırıyorlar. Ama biraz sakin olun diyelim ve soralım:

Allah aşkına bugün sorunlu hale geldiğimiz hangi komşumuzla on yıl önce daha iyiydik?

On yıl önce İran'la bugünkünden daha mı iyiydik? Bize devrim ihraç etmeye çalıştığı için uğruna 28 Şubatları harekete geçirdiğimiz İran'la dün daha mı iyiydik? Ya Rusya'yla, on yıl önce daha mı iyiydik? Ermenistan'la, Irak'la, Yunanistan'la, Bulgaristan'la, hangisiyle on yıl önce daha iyi durumdaydık? Komşularla sorun algılayanlar son on yıl içinde bu ülkelerle azaltılan sorunlar ufkundan baktıklarını bile unutuyorlar belli ki.

Bu arada toplama bakıldığında Arap Baharı sürecinde belli başlı ülkelerin dış politikası büyük dalgalanmalar ve çöküşler yaşamış durumda. ABD bölgede en güvendiği Mısır'da yaşamakta olduğu sarsıntıyı telafi etmenin arayışında. Rusya zaten bütün Arap Baharı sürecinden tam bir hezimetle çıktı. Bugün Suriye'ye verdiği destek yüzünden bütün Ortadoğu'nun geri kalan kısmında kolay kolay telafi edilemeyecek tam bir mevzi kaybına maruz kalmakta. Bütün zararına Çin ve İran'ı da ortak etmektedir.

Aynı şekilde İran Suriye'ye vermekte olduğu destek yüzünden Arap Baharı'ndaki gelişmelerin çok dışında kalıyor. Baştan beri devrim süreçlerine verdiği söylemsel destek kendisine hiç bir itibar üretmiş değil. Aksine Suriye'deki tutumundan dolayı zaten desteği de inandırıcı bulunmuyor.

Fransa Tunus ve Mısır'da olup bitenlere tamamen Fransız kalmış ve Libya'da can havliyle sahneye atlayarak kaybını telafi etmeye çalıştıysa da dış politikası ciddi bir yara almış durumda.

Kısaca özetlediğimiz bu tabloya hızla bakıldığında bile Türkiye'nin dış politikasına bir başarısızlık atfetmek için aklın ve vicdanın sınırlarını fazla zorlamak gerekiyor.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim