Sürecin geldiği nokta

26.08.2009 04:04

Ahmet Taşgetiren

Adil Gür yönetimindeki A&G'nin, Akşam Gazetesi için yaptığı kamuoyu araştırması, sürecin yönetilme biçimi ve gelinen noktanın halk nezdindeki karşılığı açısından oldukça endişe verici.

"Açılımı destekliyor musunuz" sorusuna halkın yüzde 45.6'sı destek veriyor, yüzde 48.4'ü karşı çıkıyor.

Karşı çıkanların partilere göre dağılımında, bizzat süreci yürüten AK Parti'den yüzde 27.6'lık bir olumsuz oy çıkıyor.

Halkın yüzde 50.4'ü süreç sonunda "Türk milliyetçiliğinin güçleneceği" görüşünde.

Ve yine halkın yüzde 60.9'luk bölümü iktidarla muhalefetin uzlaşma sağlamasından yana.

Böyle bir sonuç, herhangi bir konudaki farklılığı ifade etmiş olsa, mesela, "Üçüncü köprü yapılmalı mı yapılmamalı mı" gibi, hatta "Başörtüsü serbest olmalı mı olmamalı mı" gibi bir konuda olsa, çok da vahim beklentiler içine girilmeyebilirdi.

Ama "Cinin şişeden çıktığı" bir süreci yaşıyoruz.

Cin ne?

Etnik sancı.

Ülkede yaşayan insanların birbirine bağlılığını veya kopuşunu, birbirine olan güvenini-güvensizliğini, ülkenin buna bağlı bütünlüğünü-dağılışını ilgilendiren bir hadise.

Halkın yüzde 50'den fazlası "Süreç sonunda Türk milliyetçiliği güçlenecek" diyorsa, bu, "Kürt sorununu çözerken bir de Türk sorunu üretiriz" anlamına geliyor.

Süreci başlatanlar bunu öngörmediğine göre, böyle bir sonuca yol açmayacak bir süreç yönetimi de kaçınılmaz olmaktaydı.

İş nerede koptu?

MHP'nin öfkesinde mi?

CHP'nin direncinde mi?

DTP'nin ölçüsüz taleplerinde mi?

Öcalan'ın bir şekilde süreç içinde kendisini var kılmasında mı?

Bunların her biri için bir şeyler söylenebilir.

Ama bunların tümü beklenir şeylerdi ve sürecin planlamasında hesaba katılması gereken şeylerdi.

Acaba "Açılımı desteklemeyen" yüzde 48.4'lük toplum kesiminin oluşumunda, şu yukarda sayılan etkenlerin her birinin payı nedir?

Ne olursa olsun, hem bu yüzde 48.4'lük açılım karşıtlığı, hem yüzde 60.9'luk mutabakat arzusu çok önemli.

Ben, MHP ve CHP'nin tepkisi ile yüzde 40'lık bir karşıtlık oluşsa, bunun bile bu meselede büyük risk oluşturduğunu yazmıştım. İşte yüzde 48.4'lük bir tepki ortaya çıktı. Bu rakam, CHP ve MHP'nin toplam oylarından fazladır.

Şu anda hükümetin önündeki en büyük sorun, bu toplumsal tepkinin ortadan kaldırılmasıdır.

Nasıl ki, çözülmemiş bir Kürt sorunu, ülkenin enerjisini boşa akıtan bir sancı demekse, onu çözerken ortaya çıkacak karşıt bir tepki birikimi de aynı ölçüde sancıdır.

Şu anda, sürecin direksiyonundaki AK Parti ile iki muhalefet partisi MHP ve CHP arasında, müthiş bir düello var.

Bu düello, ister sorundaki görüş farklılığından olsun, ister sorunun, zaten toplumda var olan belli hassasiyetleri harekete geçireceği düşüncesinden yola çıkan oy hesabına bağlı olsun, her iki halde de büyük risk oluşturuyor.

Bu konuda söz söylemek zaten zordu. Doğu'da söylediklerinizin Batı'da, Batı'da söylediklerinizin Doğu'da yanlış anlaşılma riski vardı.

Şimdi, karşılıklı öfkeler, uçuk değerlendirmeler farklı toplum kesimlerinin yarasına tuz basıyor.

Kimi yazılar, sözler Kürtler'i yaralıyor, kimi Türkler'i...

Nereye gidilir böyle?

A&G'nin araştırması süreç sonunda AK Parti ve DTP'nin oylarında yükseliş olacağını tespit etmiş.

Böylesine ne denir? Ya da zafer denir mi?

Ben, AK Parti'nin, bu işi oy hesabına bağlı olarak yaptığını da düşünmüyorum.

Ama gelinen sözel savaş ortamında yer alışlarını da anlamıyorum.

Bekir Bozdağ, Devlet Bahçeli, Oktay Vural, "Namussuz, alçak" sözleriyle Başbakan... Öfke anaforunda buluşmuş durumdalar...

Böyle bir noktada ben "Nasıl geldi AK Parti bu müthiş sövüşme ortamına" diye sorarım.

Biz gazeteciler, yazarlar, partileri kıyasıya eleştiririz. MHP'ye vurur, CHP'yi silkeler, DTP'ye ver yansın ederiz.

Ama başka değil, bu meselede, sürecin başındaki parti, sabır kuşanarak yola çıkmak zorunda. (Ben medyanın bile bu konuda, herhangi bir siyasi meseledekinden daha duyarlı bir dil oluşturması gerektiğini düşünüyorum.)

Her hal ve şartta, kapıları açacak bir formül bulmak zorunda.

Ya da kamuoyunda, (Burada kamuoyundan medyaya yansıyan destekleri değil probleme taraf olan farklı toplum kesimlerinin hassasiyetini kastediyorum) "Bütün kapılar ısrarla ve iyi niyetle çalındı" imajını oluşturmak zorunda.

Şu anda görünen, MHP'nin oyun stratejisinin zemin edindiği şeklinde.

MHP'nin, bu tavrın oluşturacağı tehlikeyi dikkate almaması da ayrı bir fecaat.

Ama iktidar... Sürecin esas patronu o ve ülkenin bu işin içinden yüz akı ile çıkmasını sağlamak zorunda..

Hele asker adına kırmızı çizgiler ilanına gerek duyulan şu 30 Ağustos (25 Ağustos'ta) bildirisinden sonra...

Son söz: Şişeden çıkan cin, ülkeye hayır mı getirdi şer mi, en çok iktidar bunu görmeli.

YÜCEL ÇAKMAKLI İÇİN: "Milli sinema" misyonuyla, Türk sinemasına milli-İslami bir damar taşıyan değerli sanat adamımıza Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve gönül dostlarına başsağlığı diliyorum.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim