1. YAZARLAR

  2. CENGİZ DUMAN

  3. Süleyman Kıssasında “Sebe” Tarihselliği Üzerine -1
CENGİZ DUMAN

CENGİZ DUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Süleyman Kıssasında “Sebe” Tarihselliği Üzerine -1

A+A-

Giriş:

Kur’an-ı Kerim’in, Neml suresinde anlatılan Süleyman ve Hüdhüd arasındaki muhavere, “Sebe” coğrafyası üzerinedir. Süleyman kıssası içerisinde yer alan tarihsel/coğrafik öğelerden bir tanesi olan “Sebe” mücmel olarak bildirildiği için üzerinde birtakım olumsuz yorumlara gidildiği görülmektedir. Süleyman kıssasının anlaşılmasında ortaya çıkan bu olumsuzluğun, sahih bir metodoloji ile Kur’an perspektifinde mufassallaştırılarak aşılması gerekmektedir. İki bölüm olarak hazırladığımız bu yazımızda Süleyman kıssasındaki “Sebe” üzerinden gelişen olumsuzluğu ve bunu aşabilecek metodolojiyi sergilemeye çalışacağız.

Süleyman kıssası ve Sebe anlatımı:

Şimdi Neml suresinde yer alan Süleyman ve Hüdhüd arasındaki “Sebe” muhaveresi anlatımının başlangıcına bir bakalım:Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.”1

“Sebe” coğrafyasına dair bu anlatımda en dikkat çeken şey, Kur’an’ın tarihsel nitelikli bilgiler vermesinden ziyade “…Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar…” diye Hüdhüd’ün tanımladığı tevhid eksenindeki tasvir veya bilgisidir.

Yaptığımız bu tespit bize neyi ifade etmektedir? Birincisi, Kur’an’ın tarih ve coğrafya kitabı olmadığını ve böyle niteliksel bilgiler üzerinde uzun uzadıya durmadığını belirtmektedir. İkincisi, Kur’an, kıssalarında, tarihsel bilgilerden kısa/mücmel olsa da bahsedilmektedir. Ancak “Sebe” ismi verilmiş fakat buna dair açıklayıcı detay bilgiler sunulmamıştır. Mesela “Sebe” nerededir gibi. Üçüncüsü ve en önemlisi; Kur’an, kıssalarında tevhidi muhtevaya, tarihsel bilgilerden daha çok önem verilmiştir. Kıssanın devamı da incelendiğinde olaylar hep tevhid ekseninde gelişmekte ve bu minvalde aktarılmaktadır. “Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar. (Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmesinler. (Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur.”2

Bütün bu tespitleri, özet bir ifade içerisinde toplarsak Kur’an; tarihsel bilgi vermek için değil, tevhidi ve buna dayalı hidayet eksenli uyarılarda bulunmak için kıssalarını vazetmiş ve bu kıssalarda mücmel olsa da tarihsel malumata yer vermiştir.

Şimdi bütün bu tespitler çerçevesinde Süleyman kıssası, “Sebe” versiyonunun ilk ayetlerini çözümleye çalışalım. Kur’an, Süleyman hükümdarlığının diğer yönetimlerle ilişkisini anlattığı Sebe versiyonunda tevhidi açıdan öneme haiz “Sebe” yönetimine ait bir takım dini ve tarihsel bilgilere yer vermektedir.

Verilen mücmel tarihsel bilgiler şunlardır:  “…Sebe'den…” ifadesi ile Sebe ülkesi dolayısıyla coğrafik bilgi; “…onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, (…) ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım…” İfadesi ile bir kadın yönetimi yani siyasal bilgi;  “…kendisine her şey verilmiş…” ifadesi ile ekonomik/iktisadi nitelikli bilgilerdir.

Peki Kur’an bu mücmel bilgilerle tasvir ettiği “Sebe” için neyi anlatmayı baz almaktadır? Bizce bunun cevabı şu ifade içerisinde yatmaktadır. “…Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar…”

İşte Kur’an’ın nüzul, kıssalarının vazedilme sebebi, Süleyman hükümdarlığının kuruluş amacı ve Hz. Süleyman’ın görevi bu tanımlama içerisinde yer almaktadır. Şirk batağında olanlara tevhid hakikatini ulaştırmak… “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”3

O halde Süleyman kıssasındaki “Sebe” versiyonu, niçin kıssa edilmektedir doğru algılayabildiniz mi? Yani tarihsel bilgiler verme gayesiyle değil, tamamen tevhidi amaçlar için.

Tamam, buraya kadar anladık ama Kur’an’da mücmel de olsa tarihsel bilgiler var ve bunlara dair detaylı açıklamalar olmayınca insan düşüncesinde tıkanmalar olmakta veya bu tıkanmayı açmak gayesiyle Kur’an perspektifini taşan açıklamalara kayılmaktadır. Dolayısıyla bu olgu hakkında ne yapmamız gerekmektedir?

İşte bu yazı da tam bu sorulara cevap olsun diye kaleme alındı. Şimdi bu hususlar üzerinde durmaya başlayalım.

Süleyman kıssasının “Sebe” coğrafyası nasıl anlaşılmalıdır:

Her şeyden önce şunu hatırlatalım. Kur’an ve kıssaları nazil oldukları Arap toplumunun bilmediği konulardan bahsetmez. “Kur’an ilk olarak, veciz bir üslup kullanmaktadır. Bu Kur’an kıssaları ya bilinenlere işaret etme veya çevrenin bildiği ve hiçbir şekilde yabancısı olmadığı olaylara kısaca atıflar biçimindedir. (…) Kur’an’daki bu kıssa öğelerinin, bilinenler üzerinde hareket ediyor olması bizim görüşümüzü desteklemektedir. Tanınan ve meşhur olan şahsiyetler ile o çevrede yaygın olan olaylar Kur’an’da en fazla kullanılan kıssa öğeleridir ve bunun aksine bilinmeyen olaylar ile tanınmayan şahsiyetler fazla kullanılmamıştır. (…) Yukarıdaki olgulardan da açıkça anlaşılacağı üzere Kur’an’ın metodu; kıssayı Arap coğrafyasından veya Arap mantalitesinden aldığı unsurlar üzerine bina etmekten ibarettir. Bunun amacı, kıssaların muhataplar üzerinde derin etkiler bırakmasını sağlamak, bilinen ve tanınan, olağan olay ve kişilerden, bilinmeyen ve yabancı fikir ve düşüncelere varmaktır.”4

Kur’an’ın ve kıssalarının bilinmeyen olaylardan örnek vermediğini anladık peki, Kur’an’da geçen coğrafyalar üzerine bu minvalde nasıl bir yorum yapabiliriz. “Kur’an’da geçen yer adlarının (Mekân/Coğrafya) öncelikle onun ilk muhataplarının üzerinde yaşadığı Hicaz bölgesi yahut onların çeşitli vesilelerle gidip gördüğü çevre ülkeler olduğu görülür. Yani bu noktada Kur’an yakın hitap tarzına uygun bir yol izlemiştir. Örneğin Kur’an’da Hicaz bölgesi, yerleşim merkezleri, dağları, vadileri, meraları, iklimi ve diğer özellikleri ile pek çok ayette işlenir. (…) Yanı sıra Hicaz insanının çeşitli seyahatlerde gördüğü deniz, deniz ürünleri, deniz ulaşımı ve deniz kıyısındaki yerleşim merkezlerinden de Kur’an söz eder.” “Kur’an’da geçen yer adları (Mekân/Coğrafya) genellikle Arab beldeleri, Mısır, Şam ve Irak topraklarında odaklaşır. Bu durum, Kur’an’ın belli bir bölgeye hitap eden yerel bir kitap olarak algılanmasına yol açmamalıdır. Zira bir kere Kur’an, ilk muhataplarının bildikleri, yaz ve kış seyahatlerinde gezip gördükleri ve konuşmalarına konu olan yerlerden bir kısmını öncelikle anmıştır.”5

O halde Süleyman kıssasının Sebe versiyonunda geçen; “Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn / Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.”6 ayetindeki; “Sebein /Sebe” coğrafyası nerede olabilir?

Yukarıdaki anlattıklarımız muvacehesinde Kur’an’ın hitabettiği Arap toplumu coğrafyası veya bu coğrafyanın hinterlandındaki7 coğrafyalarda değil mi?

Kur’an’ın ilk muhatabı Arap toplumunun yakın coğrafyaları nereler olabilir? Yaz ve Kış seferleri yaptıkları coğrafyalar. “Evet, ve yaz ve kış seferlerini onlara kolaylaştırıldığı için”8 Yani, Yemen ve Mezopotamya toprakları, bunlara komşu diğer coğrafyalar.

Sebe suresi ve Sebe coğrafyası:

O halde öncelikle Kur’an’da bu “Sebe” coğrafyası ile ilgili başka açıklama var mıdır ona bakalım. Kur’an’da müstakil bir sureye Sebe9 ismi verildiğini müşahede etmekteyiz. Sebe suresi on beşinci ayetinde “Sebe” coğrafyası ile ilgili biraz daha detaylı malumat verilmektedir. “Andolsun, Sebe' kavmi için oturduğu yerlerde büyük bir ibret vardır. Biri sağda, diğeri solda iki bahçeleri vardı. (Onlara:) Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. İşte güzel bir memleket ve çok bağışlayan bir Rab! Ama onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik. Nankörlük ettikleri için onları böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız! Onların yurdu ile içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolaşın, dedik. Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.”10

Şimdi şu soruyu soralım. Neml suresinde anlatılan Süleyman kıssası “Sebe” varyantı ile bu mealini verdiğimiz Sebe suresinde anlatılan helak olmuş “Sebe” aynı coğrafyaya mıdır?  Buyurun cevabını arayalım.

Sebe suresindeki kıssa anlatımına şöyle başlanmaktadır: “Andolsun, Sebe kavmi için oturduğu yerlerde büyük bir ibret vardır.” O halde bu ayette belirtilen ibretlik coğrafyayı kim bilebilir?  Allah’ın, kendilerine bu coğrafya ve üzerinde yaşanan olayları ibretlik bir örnek olarak anlattığı Mekke-Medine Arap toplumu, değil mi?  Peki, soru: Araplar nasıl bu coğrafyadan haberdar olmuş, dolayısıyla görmüş de bundan da ibret alacaklardır?  Cevap: Yaz veya Kış yaptıkları Ticaret kervanları seferleri esnasında. 

Bu anlattığımız olguya benzer bir başka ibretlik yere dikkat çeken şu ayetleri sunalım. “Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin ve geceleyin. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”11 “Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü kazıp altüst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi.”12

Karar verdiniz mi şimdi; Mekke-Medine Arapları; gerçekleştirdikleri ticaret kervanları seferleri esnasında bu harabeleri görüp, müşahede etmişler; bunları bizzat görmeyenler de görenlerin diğer Arap’lara ilettikleri bilgiler sayesinde “Sebe” hakkında bilgi sahibi olmuşlardır? Dolayısıyla Cenabı Hakk’ta bunlar üzerinden öğüt ve ibretlik mesajlar sunmaktadır.

Hadi bu meyanda bir örnek daha anlatalım. Sebe suresi on sekizinci ayetinde anlatılan “Onların yurdu ile içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolaşın, dedik.” ifadesi, hangi coğrafyaları anlatmaktadır sizce?

Kurtubi buna şöyle cevap vermektedir. "Onlar ile bereket verdiğimiz memleketler arasında ardarda kasabalar var ettik" buyruğu hakkında el-Hasen, Yemen ile Şam arasında diye açıklamıştır. Bereket verilen topraklar ise Şam, Ürdün ve Filistin'dir.”13

Kurtubi’nin “Şam, Ürdün ve Filistin'dir…” diye belirttiği coğrafya, Cenabı Hakk’ın İsrailoğullarına vaat ettiği “Arz-ı Mev/ud/ El’Ard-el’ Mukaddes“14dir.“ 

Sebe suresi on sekizinci ayetinde yer alan bereketli yerler hakkında Kur’an’da şu tasvirler yer almaktadır:15 “Biz, onu ve Lût'u kurtararak, içinde cümle âleme bereketler (barekna fiha) verdiğimiz ülkeye (yani, Arz-ı Mukaddes’e) ulaştırdık.”16 “Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (Yahudileri) de, içini bereketle (barekna fiha) doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık.”17

Müfessirlerin de algıladığı gibi Kur’an’da bahsedilen bu coğrafik tablo Arabistan yarımadasının Kuzey toprakları ile Güneydeki toprakları arasındaki coğrafik alanlardan bahsetmektedir. Yani Yemen ile Lübnan arası topraklar.

Değerli okurlarımıza Hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Devam edecek…

Dipnotlar:

1- Kur’an/Neml27/22-23.

2- Kur’an/Neml27/24-26.

3- Kur’an/Hadid57/9.

4- Muhammed Ahmed Halefullah, Kur’an’da Anlatım Sanatı, s.265-266.

5- Ali Akpınar, Kur’an Coğrafyası, s. 105-113.

6- Kur’an/Neml27/22.

7- “Bir yerleşim merkezinin ticaret merkezi durumunda olduğu ve ürünleri toplayıp gelen malları dağıttığı çevredir kısaca iç bölge ya da arka bölge olarak bilinir.” http://www.uludagsozluk.com/k/hinterland/

8- Kur’an/Kureyş106/2.

9- Sebe suresi Nuzül sırasına göre 58 . Tertip sırasına göre 34. Sırada yer alır. 54 ayetten oluşan bu surenin 6 ayeti Medeni, geri kalan ayetleri ise Mekki’dir. Sure içerisindeki 15. Ayette geçen Sebe kelimesine istinaden sure bu adı almıştır.

10- Kur’an/Sebe34/15-19.

11- Kur'an/37Saffat/134-138

12- Kur'an/Rum30/9. 

13- İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, c. XIV, s. 254; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. XVIII, s. 334.

14- Cengiz Duman, Filistin’deki sorunun kaynağı: Arz-ı Mev’ud, http://www.haksozhaber.net/filistindeki-sorunun-kaynagi-arz-i-mevud-12521yy.htm

15- “Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîn” “Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı “mukaddes toprağa” (El’Ard-el’ Mukaddes) girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.” Kur'an/Maide5/21; Mukâtil b. Süleymân; Kur’an terimleri sözlüğü, s.258

16- Kur’an/Enbiya21/71.

17- Kur’an/Araf7/137. 

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum