1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Sükût Suretini Parçalayan Ceylanlar
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Sükût Suretini Parçalayan Ceylanlar

12 Aralık 2011 Pazartesi 05:09A+A-

Ceylan Önkol, 14 yaşında bir kız çocuğuydu. 28 Eylül 2010 tarihinde evinin yakınlarında hayvanlarını otlatırken nereden geldiği ‘meçhul’ bir havan mermisiyle parçalanarak öldürülmüştü. Genelkurmay Başkanlığı bir hafta sonra yaptığı açıklaMAmada sadece ‘üzüntü’ bildirmekle iktifa etmişti.

Liceli küçük Ceylan, kesin olarak vurularak öldürülmüştü. Elindeki ‘tahra’ ile yaramazlık yaparken ‘kendi sonunu hazırladığı’ senaryosuna inanan çıkmamıştı. Katillerinin bulunup yargılanması için hemen her kesimden söz söylendi, eylem yapıldı, yazı yazıldı. Adaletin tecellisi, vicdanların biraz olsun teselli bulması için katillerin bulunup yargılanması gerekiyordu.

Uğur Kaymaz, Mardin Kızıltepeli 13 yaşında bir çocuktu. Ta ki 21 Kasım 2004’te sırtından girip karnından çıkan 9 kurşun kendisini ve babasını mezara götürünceye kadar. Otopside vücuduna giren 13 yabancı cisimden 9’unun her biri müstakilen öldürücü niteliğe sahip mermi çekirdeği olduğu tespit edilmişti. Karşılıklı çatışma diye tutanaklara geçirilse ve Yargıtay bunu onaylamış olsa da maşeri vicdana göre Uğur’un öldürülmesi açıkça yargısız bir infazdı.

Yanlış ihbar ve istihbarat alınmasıyla başlayan süreç ayağında terliklerle dışarı çıkan Uğur’un babasının yanında ölümüyle sonuçlanmıştı. Şiirler, resimler eşliğinde yapılan yürüyüşlerde mazlum bir çocuğun ölümüne meşruiyet hatta güvenlik adına zaruret atfeden söylem ve işleyiş teşhir edilip kınandı. Adalet ciddi bir biçimde zedelenmişti, vicdan merhametsizce kanatılmıştı. İnsan olmanın onuruna, hayat hakkının dokunulmazlığına gölge düşürecek ‘iç ve dış tehdit altındaki ulusal güvenlik ve bölünmez bütünlük’ söylemine itibar edilmemişti. Bürokratik oligarşinin zulüm ve yalanlarına adalet ve merhamet adına güçlü itirazlar yükseltilmişti.

Dokuz aydır Suriye’de Ceylan gibi, Uğur gibi öldürülen çocukların sayısı 300’ü aştı. Deraa’da başladı işkenceli ölümler. 13 yaşındaki Hamza el Hatip ve arkadaşları Baas cuntasının ilk kurbanlarıydı. 29 Nisan tarihinde Tunus ve Mısır’da yaşanan halk hareketlerinden esinlenen çocuklar duvara “Sıra sende doktor (Beşşar Esed)” yazdıkları için Muhaberat tarafından gözaltına alınışlardı. Günler süren işkence sonrasında 21 Mayıs’ta çocukların cesetleri ailelerine tırnakları sökülmüş, vücutlarında derin kesikler ve parçalanmış halde teslim edilmişti.

Baas rejimi tarafından icra edilen işkence ve cinayet politikalarının kurbanı sadece çocuklar değil elbet. Ama çocuk kurbanların önemi ve ayrıcalığı var. Anne ve babaları, abi ve ablaları gibi çocuklar da Beşşar Esad cuntasının kan dökücü, ciğer sökücü tasallutundan kurtulamıyorlardı. Baas oligarşisi tanklarla şehirleri kuşatıyor, makineli tüfeklerle halkı tarıyorken de Suriyeli Müslümanlar camilere, mescitlere, meydanlara koşuyordu. Her bir Cuma zulme karşı mücadelede yeni bir mevziiye dönüşüyordu. “Suriyeli özgür çocuklar cuması” da diğerleri gibi tekbirler ve salâvatlar eşliğinde sokaklara taşıyordu.

Tunus, Mısır, Libya’dan sonra insanlığın şahit olduğu şey neydi? Günden güne büyüyen, şehirden şehire yaygınlaşan bir halk hareketi. İşkenceyi, ölümü, sürgünü göze alan bir halkın direnişinden huysuzlanan, arkasında bir çapanoğlu arayanlar hızlıca muhalefetin zaafları üzerine odaklanmayı marifet bildiler. Çünkü ölümüne bir direnişe şahit olanların önemli bir kısmı maalesef Suriye’de Müslüman halkın hangi talep ve tekliflerle, ne türden bedelleri ödeyerek Baas cuntasına başkaldırdığına dikkat kesilmiyorlardı.

Emperyalist saldırılara, neoliberal kuşatmalara, küresel sermayenin dolaşımına ilişkin geliştirilen tezler birer şablona dönüştürülüp İslam coğrafyasının da üzerine oturtuluyor. Ellerinden masum ve mazlum Müslümanların kanları damlayan yarım asırlık despotik rejimlerin yıkılmasını üzüntüyle, kaygıyla izleyen siyasi perspektifler ve tavırlar üredi. Suriyeli Müslümanların mücadelesini ‘direniş’ saymayan, tersine ‘devrimci İslam’ın tasfiyesinde bir aşama olarak algılayan bir zihin yapısının siyasi çözümleme iddiaları resmen yerlerde sürünmektedir.

Türkiye’de birileri her gelişmeyi İran-Hizbullah cephesinin çökertilmesinde gizli bir aşama olarak algıla(t)maya endekslenmiş durumda. Diğerleri de küresel sermayenin yeni dizayn planlarının sinsi aşamalarında kullanılan zavallı Müslümanlar diye bakmakta tabloya. Adaletin nasıl tecelli edeceğini idrak edememiş bir zihnin dünyasında Suriye’de öldürülen kardeşlerimizin tabii ki hikâyesi, şiiri, edebiyatı olamaz. Bunun için eylemde, söylemde Suriyeli kardeşlerimizin acısı anılmaya, yası tutulmaya değer görülmüyor.

1300 yıl önce Kerbela’da katledilen 72 Müslüman’ın yasını tutmak üzere İstanbul’da toplananlar örneğin Hama, Humus, İdlib, Deraa’da 4200’den fazla Müslüman’ın katledilmesine alkış tutan liderleri Selahattin Özgündüz’ün konuşmasını hayranlıkla dinleyebiliyorlardı. Açıkça “Kahrolsun Yezidler Ancak Baasçılar Hariç!” diyorlar.

Suriyeli Ceylanların, Uğurların direngen sesi Türkiye’de zulme sükût eden, destek olan suretleri de parçalayacaktır. Fazla uzun bir zaman kalmadı yüzü kızaracakların, moraracakların geçit yapmasına.  

YAZIYA YORUM KAT

11 Yorum