1. HABERLER

  2. HABER

  3. 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ

  4. Suikast Timi Davasının Gerekçeli Kararı Açıklandı
Suikast Timi Davasının Gerekçeli Kararı Açıklandı

Suikast Timi Davasının Gerekçeli Kararı Açıklandı

​​​​​​​Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi,  darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast girişimine ilişkin davanın iki bin 462 sayfa ve 14 ana bölümden oluşan gerekçeli kararını hazırladı.

A+A-

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi, suikast girişimi davasında kararı açıklanmasından 1,5 ay sonra gerekçeli kararını tamamlayarak baskı için matbaaya gönderdi.

Toplam 2 bin 462 sayfa ve 14 ana bölümden oluşan gerekçeli kararın birinci bölümünde iddialar yer alırken, ikinci bölümde ise savunmalara yer veriliyor.

Üçüncü bölümde delillerin bulunduğu gerekçeli kararda, dördüncü bölümde savunma süresine ve delillere yönelik itirazlar hakkında değerlendirme, beşinci bölümde ByLock programının delil niteliği, altıncı bölümde silahlı terör örgütü FETÖ'nün hukuki nitelendirmesi, yedinci bölümde 15 Temmuz darbe teşebbüsü, sekizinci bölümde 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile FETÖ'nün bağlantısı, dokuzuncu bölümde sanıkların FETÖ ile bağlantıları, onuncu bölümde anayasayı ihlal suçunun hukuki nitelemesi, on birinci bölümde Cumhurbaşkanına suikast suçunun hukuki nitelemesi, on ikinci bölümde yaşanan olaylar, on üçüncü bölümde delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin kabulü, on dördüncü bölümde ise hükümler yer alıyor. Kararda bu 14 ana bölümün de alt bölümleri bulunuyor.

Gerekçeli karardan

Gerekçeli kararın dördüncü bölümünde savunma süresine ve delillere yönelik itirazlar hakkında yapılan değerlendirmede herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilerek hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağına işaret edildi.

Gerekçeli kararda, CMK'nin "Çağrı kağıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir" hükmüne işaret edilerek şu ifadelere yer verildi:

"Sanıklar ve bir kısım sanık müdafileri tarafından esas hakkındaki savunmalarının alınması aşamasında kendilerine savunma için yeterli süre verilmediğini ve savunma haklarının kısıtlandığı ileri sürülmüştür. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi sanıklara 12-14 Aralık 2016 tarihlerinde tebliğ edilmiş ve ilk duruşmanın başladığı 20 Şubat 2017 tarihine kadar 9 haftayı aşkın süre tanınmış, bu şekilde CMK'nin 176/4. maddesinde belirtilen "Çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması" koşulu sağlanmıştır. Dosyamızın 1. celse duruşmalarının tamamlandığı 11 Mart 2017'den itibaren önce dosya içerisine gelen HTS kayıtları, sonra dosya içerisinde bulunan olay yerine ilişkin görüntü kayıtları, güvenlik kamera kayıtları ve diğer dijital deliller, daha sonra ise dosyanın tamamı dijital ortamda sanıkların tutuklu bulundukları Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. Burada dosyamız sanıkları için oluşturulan bilgisayar odasında söz konusu dijital verilerin ve dosya kapsamının sanıklar tarafından gruplar halinde incelenmesine imkan tanınmış, bu husustaki tutanak ve diğer kayıtlar ceza infaz kurumunca mahkememiz dosyası içerisine gönderilmiştir. Cumhuriyet savcısınca 7. celsenin 28/04/2017 günü yapılan duruşması sırasında esas hakkında mütalaa sanıklar ve müdafilerinin yüzlerine karşı okunmuş, duruşmadan sonra esas hakkındaki mütalaa ayrıca sanıklara tebliğ edilmek üzere ceza infaz kurumuna gönderilmiştir.“

Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunca dosya muhteviyatının belirlenen program dahilinde ve turlar halinde sanıklara inceletildiği belirtilirken, birçok sanığın birden çok kez bilgisayardan yararlanma haklarından feragat ettiklerine ilişkin dilekçe sundukları, dosya içerisine gönderilen evrak kapsamından anlaşıldığı belirtildi.

"219 bin 687 sayfa evrak"

Dijital ortamda dosyayı inceleme imkanı tanındığı halde, sanıkların dosyayı yeteri kadar inceleyemedikleri yönündeki talepleri dikkate alınarak o tarih itibarıyla yaklaşık 70 klasör evraktan ibaret dosyanın her koğuşa bir takım düşecek şekilde daha sonra çoğaltılıp gönderilen kısımlar hariç olmak üzere 219 bin 237 sayfa siyah beyaz ve 450 sayfa renkli olmak üzere toplam 219 bin 687 sayfa evrakın Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla sanıklara 4 Temmuz 2017 tarihinde teslim edildiği vurgulandı.

Mahkemenin 13 Temmuz 2017 günü başlayan 10. celsesinde delillerin toplanması ve tartışılmasının tamamlandığı, sanıklardan ve müdafilerinden esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarının sorulduğu anlatılan kararda, sanık ve müdafilerinin savunma için süre talep etmeleri üzerine kendilerine duruşmanın tamamlandığı, mahkemece iddianamenin tebliğinden sonra 9 hafta ve delillerin toplanıp tartışılmasından sonra yaklaşık 3 hafta olmak üzere sanıklara savunma için 12 hafta süre verildiği anlatıldı. Bu sürenin yeterli olduğu, sanıkların ve müdafilerinin savunma için ilave süre taleplerinin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu değerlendirilerek ilave süre taleplerinin kabul edilmediği ifade edildi.

Sanıklara devam eden duruşma takvimi içerisinde hangi tarihte savunma yapabileceklerinin sorulduğu ve taleplerinin dikkate alınarak bir takvim hazırlandığı belirtilirken, bu süreçte savunmaların alındığı kaydedildi. Herhangi bir gün belirlemeyen sanıkların savunmalarının ise en sona bırakıldığı, bu süre içerisinde belirlenen günde savunmasının alınması planlananların dışında kalan diğer sanıkların duruşmadan vareste tutularak savunma hazırlıklarını tamamlamalarına ilave olanak sağlandığı dile getirildi. Ancak sanıkların birçoğunun bu olanaktan faydalanmak istemedikleri ve duruşmaları sürekli takip ettiklerinin gözlendiğine işaret edildi.

Sönmezateş’in "gözlük" yalanı

Gerekçeli kararda sanıklardan Gökhan Şahin Sönmezateş‘in, yargılama süresince gözleriyle ilgili herhangi bir sağlık problemini dile getirmediği anlatılan kararda şu ifadeler yer aldı:

"Esas hakkındaki savunmaların alındığı süreçte de bu hususta bir şikayette bulunmamış, ancak esas hakkındaki savunmasının alındığı 12 Eylül 2017 tarihinde gözlük ihtiyacı bulunduğundan dolayı savunmasını hazırlayamadığını ileri sürmüş, ancak yaşanan süreç ve gelinen aşama göz önünde bulundurulduğunda sanığın iyi niyetli olmadığına kanaat getirilmiştir. Bu hususta bir talebinin de bulunmadığı göz önünde bulundurularak kendisine ilave süre verilmemiştir. Sonuç olarak, sanıklara delillerin ulaştırılmasında yeterli imkan ve süre tanınmış, ilave taleplerinin samimi olmadığı ve yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu kabul edilmemiştir."

Gerekçeli kararda, bazı sanıklarca savunma sınırlarının dışına çıkılarak 15 Temmuz'da yapılmak istenen darbeyi engelleme yönünde yoğun çabaları bulunduğu kamuoyunca bilinen bir kısım devlet yetkilileri ve vatansever komutanların hedef alındığına vurgu yapıldı. Kararda, bu kişilere yönelik iftira boyutuna varan ve kamuoyunda olumsuz algı oluşmasına hizmet edecek birtakım isnatlarda bulunulduğu, ilgili sanıkların uyarılmalarına rağmen bazı sanıkların bunu sürdürdüğü, bu şekilde savunma hakkının kötüye kullanıldığının gözlemlenmesi nedeniyle bu sanıkların savunmalarına son verildiği aktarıldı.

"Çatışmaya bizden önce başkaları girdi" yalanı

Kararda, 112 ve 115 kayıtlarından Turban Otel bölgesinde helikopterlerin geldiğine ilişkin ilk ihbarın saat 03.04'te yapıldığı, sonraki saatlerde helikopterlerin otele saldırı yaptıklarına ilişkin yoğun ihbarların bulunduğunun anlaşıldığı vurgulandı.

Sanıkların, henüz Marmaris'te bulunmadıkları bir zaman dilimi içerisinde bölgeye başka kişilerin geldiği, saldırıda bulundukları yönündeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığı anlatılan kararda, ifadelerde geçen olay saatine ilişkin farklılıkların olay gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle insanların içinde bulundukları olağanüstü koşullardan ötürü olay saatini yanlış hatırlamalarından ya da sanıkların olay yerine ulaşmalarından evvel, Cumhurbaşkanını olay yerinden alıp havaalanına götüren helikopterin sesi ile bir süre sonra olay yerine gelen, içerisinde sanıkların bulunduğu helikopterlerin sesini karıştırıp, birbirinin devamı gibi algılamalarından kaynaklanmış olabileceği kaydedildi.

ÖKK, SAT ve MAK personeli olan sanıkların soruşturma aşamasında, kollukta avukat huzurunda alınan ifadelerinde kısmi ikrarlarda bulundukları, yargılama aşamasında bu sanıkların tamamının soruşturma aşamasında fiziki veya psikolojik baskı altında ifadelerinin alındığını, beyanlarının doğru olmadığını, bu ifadelerinin delil olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürdükleri anlatıldı.

"Örgütsel dayanışma içinde hareket ettiler"

Bu sanıkların tamamının ÖKK, SAT, MAK gibi çok ağır ve özel eğitimler veren seçkin birliklerde görev yapmış kişiler olduğu anımsatılarak, şu değerlendirme yapıldı:

"Bu nedenle kendilerine fiziksel veya psikolojik baskı yapılarak ikrar veya arkadaşlarına suç isnadı içerecek ifadelerinin alınması çok zor, belki de imkansızdır. Kaldı ki bu sanıkların tamamının kolluk ifadeleri müdafileri huzurunda alınmış, Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadelerinde kolluk ifadelerinin doğru olduğunu, sulh ceza hakimliklerinde alınan ifadelerinde ise Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadelerinin doğru olduğunu kabul ve teyit etmişlerdir. Gerek Cumhuriyet Savcılığı ifadelerinde, gerekse sulh ceza hakimliklerinde yapılan sorgularında kolluk ifadelerinin baskı altında alındığı hususunda herhangi bir iddiaları da söz konusu değildir. Bu sebeple soruşturma aşamasında kollukta ve Cumhuriyet Savcılığında avukat huzurunda alınan ve sorgu hakimliğinde de kabul ettikleri, dosya içerisindeki delillerle ve oluş ile örtüşen ifadelerinin hukuken geçerli olup yasak delil niteliğinde bulunmadığı kabul edilmiş, sanıkların yargılama aşamasındaki örgütsel bir dayanışma şeklinde tezahür eden (yargılama sırasında bu sanıkların tamamına yakını savunmalarına işkence iddiaları ile başlamış, kendilerine önce savunmalarını yapmaları, bilahare soruşturma ifadelerinin okunacağı ve çelişkilerin sorulacağı yönünde uyarı yapılmasına rağmen sanıklar bu uyarıyı dikkate almayarak aynı şekilde işkence iddiaları üzerine kurgulanmış savunmalarına devam etmişlerdir. Bu nedenle sanıkların örgütsel bir dayanışma ile hareket ettikleri ve ifadelerine de örgütsel talimat doğrultusunda yön verdikleri değerlendirilmiştir.) soruşturma aşamasında müdafi huzurunda alınan ifadelerini inkara yönelik olan savunmalarına itibar edilmemiştir.

Yargılama aşamasında bazı sanıklar ve müdafileri tarafından keşif talebinde bulundukları da hatırlatılarak, sanıklara isnat edilen mala zarar verme, kamu malına zarar verme suçları ve diğer suçlar yönünden dosyanın yeterince açık olduğu, yapılacak keşif ile aydınlatılmaya muhtaç bir husus bulunmadığı, bu nedenle keşif taleplerinin de yerinde görülmediği ifade edildi.

Gerekçeli kararda, FETÖ/PDY tarafından, lideri olan Fethullah Gülen'in ideolojisiyle şekillenen anayasal düzeni cebren ortadan kaldırma amacı doğrultusunda, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde tedbir esaslı ve çok gizli şekilde yuvalanan örgüt mensupları marifetiyle 15 Temmuz 2016'da darbe yapılmasına karar verildiği belirtildi.

Bu maksatla Ankara'da bulunan bir villada planlama için gizli toplantılar yapıldığı, bu toplantılara FETÖ/PDY üyesi asker kişilerle, aralarında firari Adil Öksüz'ün de bulunduğu bazı üst düzey "sivil imamların" katıldığı ifade edilen gerekçeli karada, toplantılarda dosyanın sanıklarından eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'e darbe planı kapsamında cumhurbaşkanına suikast yapılması ve bunun için bir tim oluşturulması görevinin verildiği ifade edildi.

Sönmezateş'in, Şükrü Seymen ve Taner Berber ile irtibat kurduğu, bu sanıklar tarafından suikast eylemini gerçekleştirecek timlerin belirlendiği anlatılan kararda, eski Cumhurbaşkanlığı Başyaveri sanık Ali Yazıcı, eski Muhafız Alay Komutanı Muhsin Kutsi Barış ile 15 Temmuz’da görüştüğü, bu şahsın talebi üzerine kendisine bağlı karacı ve havacı yaverler aracılığıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Marmaris ilçesinde tatil yaptığını öğrendiği anlatıldı.

Kararda, suikast eylemine katılacak ÖKK ve SAT timlerinin İstanbul'dan, helikopter pilotları ve teknisyenlerin ise İzmir Gaziemir'deki 3. Kara Havacılık Alay Komutanlığından gelerek, saat 23.00 sıralarında, Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde MAK personeliyle buluştuklarına yer verildi.

Sanık Sönmezateş'in, Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde diğer sanıklara Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimine el koyduğunu, emirleri doğrudan Genelkurmay Başkanlığından aldıklarını, görevlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ölü ya da sağ olarak ele geçirmek olduğunu söylediği, görev ve durum açıklaması yaptığı aktarılan kararda, şu ifadelere yer verildi:

"Silahlı ve teçhizatlı (piyade tüfeği, makineli tüfekler, el bombası, kilitli kapıları açmaya yarayan araçlar, çelik yelek, ışıklı kask gibi) bir grup darbeci asker (darbenin yönetici unsurlarından aldıkları illegal emre istinaden önceden hazırlanan bir plan dairesinde suikast amacıyla, buluşma ve hareket noktası olan İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üssünden Muğla ili Marmaris ilçesine doğru 3 adet helikopterle yola çıkarak, Cumhurbaşkanı'nın olay günü bulunduğu otelin yakınına askeri intikal yapmışlardır. Yere inen grup Cumhurbaşkanı'nın otelde kaldığı yeri tespite çalışmış, bu esnada Cumhurbaşkanı'nı korumakla görevli güvenlik güçleriyle çatışarak kasten öldürme ve yaralama suçlarını işlemişlerdir. Güvenlik güçlerini derdest edip Cumhurbaşkanı'nın hali hazırda bulunduğu yeri tehdit ve sair yöntemlerle öğrenmeye çalışmışlar, olay yerinden uzaklaşırken başka bir grup güvenlik görevlisiyle çatışarak içlerinden birini şehit etmişlerdir. Bu esnada yukarıdaki helikopterlerden yere doğru zaman zaman ateş açılmış, hatta helikopterdekiler de yerdeki güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girmiştir.“

Olay günü darbe planı kapsamında tüm ülke sathında gerçekleşen eylemlerin tek bir kalkışma suçunu oluşturduğu ve ilk cebri eylemle suçun icrasına başlandığı ifade edilen gerekçeli kararda, anayasal düzenin cebren ihlal edilmesine yönelik eylemlerin en önemli ayağının devletin başı ve milletin temsilcisi cumhurbaşkanına yönelik suikast fiili olduğu, örgütsel emirlerle aşama aşama plan kapsamındaki diğer eylemlerin gerçekleştirildiği kaydedildi.

Yapılan plan ve bu kapsamdaki hazırlık hareketleri değerlendirildiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bulunduğu yerin örgüt tarafından önceden belirlendiği ve tüm organizasyonun (hareket ve buluşma noktaları, kuşandıkları teçhizat ve mühimmat, nakil vasıtaları), buna göre şekillendiğinin tespit edildiği kaydedildi.

Fiil gerçekleşmeden önceki ve icra hareketleri, başladıktan sonraki hal ve şartların mahkemece tüm unsurlarıyla saptandıktan sonra sanıkların somut olay ve mağdur bakımından sahip oldukları özel bilgiler de gözetilerek hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirildiğinde çıkan sonuçlar şu şekilde yer aldı:

"Devlet içinde paralel bir devlet gibi tedbir ve gizlilik esaslarıyla örgütlenen bu yapı darbe girişimini ve bu kapsamdaki eylemleri de çok gizli olarak planlamıştır. Tüm güvenlik prosedürlerine rağmen devletin içine sızan mensupları vasıtasıyla yerini tespit ettikleri Cumhurbaşkanı'na yönelik suikast eyleminin de gizlilik içinde yürütüldüğü, darbe planlanan seyrinde gitmiş olsaydı Cumhurbaşkanı'nın hedef bölgede olacağı ve bu durumda sanıkların kastettikleri suçu neticelendireceklerinin açık olduğu görülmüştür. Ülke sathında kalkışma suçunun icrasına başlanmasını müteakip sanıkların kendilerine tevdi edilen görev kapsamında Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu yer olan Marmaris'e hareket etmek için Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde toplandıkları, bu saatlerde Cumhurbaşkanı'nın hedef mahalde bulunduğu, sanıkların da bunu bildikleri, örgütün yapısı, darbe planının ve suikast görevinin gizliliği gözetildiğinde, kast ettikleri eylemi neticelendirecekleri bilinciyle hareket ettikleri anlaşılmıştır. Sanıklar ellerinde olmayan nedenlerle neticeye ulaşamadıklarından, artık eylemin cezalandırılabilir teşebbüs kapsamında olduğunun kabulü gerekir."

Sönmezateş'in tevdi ve tebliğine müteakip sanıkların eylemin icrası aşamasına geçtiklerinin anlaşıldığı vurgulanan gerekçeli kararda, "Cumhurbaşkanına suikast planı dahilinde eylemlerine başlayan sanıkların, hazırlık hareketlerinin çok ötesine geçerek elverişli hareketlerle ve vasıtalarla suçun doğrudan doğruya icrasına başladıkları belirtildi. Ancak sanıkların ellerinde olmayan nedenlerle kastettikleri sonuca ulaşamadıkları, bu şekilde eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı mahkememizce kesin olarak tespit ve kabul edilmiştir." ifadesine yer verildi.

Delillerin değerlendirilmesi ve mahkememin kabulüne yer verilen gerekçeli kararın 13. bölümünde, sanıkların darbe teşebbüsüne aktif olarak katıldığının tanık beyanları ile sabit olduğuna işaret ediliyor.

Sanık Gökhan Şahin Sönmezateş'in, sanık Taner Berber ile pastanede buluşarak personel ve malzeme durumu hakkında bilgi aldığı ve icra edilecek darbe faaliyeti sırasında MAK personeline de görev verilebileceğini söyleyerek birliğine döndükten sonra bu konuda gerekli hazırlıkları yapmasını istediği belirtildi.

Sanık Berber'in ise birliğine döndükten sonra MAK deposunda diğer sanıklar Zekeriya Kuzu, Hasan Aslanbay ve Ömer Faruk Göçmen ile toplantı yaparak kendilerini bilgilendirdiği ve gerekli hazırlıklara başladıkları ifade edilen bölümde, "15 Temmuz öncesi Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğünde albay rütbesiyle görev yapan sanık Osman Kılıç, 14 Temmuz günü diğer sanık Şükrü Seymen'i Ankara'da bulunan bir evde Sönmezateş ile buluşturdu. Seymen’e gerekli bilgilendirmeyi yapan Sönmezateş, 12 kişilik bir tim hazırlanmasını söyledi. Şükrü Seymen, İstanbul'a döndükten sonra diğer sanıklar Ergün Şahin ve Murat Köse ile buluşarak özel kuvvet personelinin son durumları hakkında bilgi alıp kendisiyle birlikte 12 kişilik özel kuvvet timini tespit etti." ifadesine yer verildi.

Sanıkların katılacakları faaliyetin mahiyetini bilmeden, tanımadıkları ve ne amaçla orada bulunduklarını bilmedikleri başka bir kuvvete ait ayrı bir birlik ile helikoptere binerek gitmelerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı kaydedildi.

13. bölümde şu ifadelere yer verildi:

“Sanık Sönmezateş’in 15 Temmuz’da saat 23.00 sıralarında giyinip kuşanan ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan timi etrafında toplayarak görevin mahiyeti hakkında açıklama yapmıştır. Bu itibarla başlangıçta tamamının görevin mahiyetinden haberdar olmadıkları kabul edilse dahi sanık Sönmezateş’in MAK deposunun önünde yaptığı bu açıklamadan sonra ÖKK, SAT ve MAK personelinin tamamı darbeden ve darbe kapsamında faaliyet icra edileceğinden, görevin Cumhurbaşkanına yönelik bir operasyon olduğundan haberdar olmuşlardır. ÖKK personeli olan sanıklar, bu açıklamayı kabul etmelerine rağmen, aynı açıklamaları dinleyen MAK personeli olan sanıklar ise Sönmezateş’in kendilerine ‘görevlerinin terör örgütü liderini bulunduğu yerden almak’ olarak açıkladığını savunmuşlardır. Arama kurtarma personeli olan MAK timinin tüm yaşananlara rağmen herhangi bir terör örgütü liderine yapılacak operasyona götürülmelerinin makul ve mantıklı bir durum olmadığı görülmektedir."

Kaldı ki gidilen yerin Marmaris gibi turistik bir yer olması ve operasyonun bir otele yapılmış olmasının da sanıkları yalanladığına işaret edilen bölümde, "Otelde Cumhurbaşkanının korumalarının bulunması, yine polislerin otele gelip sanıklara teslim olmalarını söylemiş olmaları ve polislerle silahlı çatışma yaşanmış olması, bütün bunlara karşın MAK personeli olan sanıkların savunmalarında ileri sürdükleri ‘terör örgütü liderine yönelik operasyon’ görevini de hiçbir aşamada sorgulamamış olmaları akla yatkın değildir. Sanıkların kendilerine verilen görevleri harfiyen yerine getirmeleri, polis ile karşı karşıya geldikleri durumda bile herhangi bir tereddüt ve görevi sorgulama yönünde davranış içerisine girmemiş olmaları hususları bir arada değerlendirildiğinde savunmalarının gerçeği yansıtmadığı ve MAK personeli olan sanıkların da operasyon öncesi, hedefin Cumhurbaşkanı olduğunu ve gidecekleri yerde Cumhurbaşkanlığı korumaları ve polis ile karşı karşıya gelebileceklerini öngördükleri ve bilerek, isteyerek bu göreve dahil oldukları hususunda tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur.” ifadesine yer verildi.

"Ya kahraman olacağız ya vatan haini"

15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım'ın televizyonlara bağlanarak emir komuta zinciri olmadan, asker içindeki bazı kişilerce kanunsuz bir eyleminin söz konusu olduğunu belirttiği vurgulanan bölümde, şu değerlendirmede bulunuldu:

"Açıklamaların yapıldığı saat itibarıyla henüz sanıkların Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde bulunmaları ve dosya içerisinde bulunan HTS kayıtlarına göre tamamına yakın kısmının cep telefonu irtibatlarının ve internet bağlantılarının mevcut olduğu göz önünde bulundurulduğunda sanıkların yapılan bu açıklamalardan haberdar oldukları da anlaşılmaktadır. Bu itibarla ÖKK personelinin darbe teşebbüsü gerçekleştiğinden ve kendilerinin bu darbe teşebbüsü içerisinde faaliyet gösterdiklerinden haberdar oldukları, bu kapsamda bilerek ve isteyerek bu faaliyete katıldıkları sanık savunmaları, tanık beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır."

Olay akşamı Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde bulunan helikopter pilotları Murat Dağlı, Zeki Göçmen, Ali Aktürk, Davut Uçum’un kendi aralarında 'İnternete haber düşmüş', 'Daha yeni uyanıyorlar', 'Köprü kapatılmış haberi var' şeklinde konuşmalar yaptığına yer verilen bölümde, "Bu sırada sanık Dağlı'nın 'Şu an tarihe tanıklık ediyorsunuz, hatta içindesiniz tarihin' şeklinde sözler söylediği, sanık Göçmen’in ise 'Biz yarın ya kahraman olacağız ya vatan haini' diye söylediği sonrasında sanık Dağlı'nın orada bulunanlara 'Telefonları kapatın, konuşmayın' şeklinde ikazda bulunduğu anlaşılmıştır. Bu konuşmalardan sanıkların planlanan darbeden haberdar olduğu sabitlenmiştir." denildi.

"Faaliyetlerin hiçbirisi müstakil değil"

Darbe teşebbüsü sırasında 250’ye yakın şehit verildiğine, çok sayıda kamu binasının bombalandığına dikkatin çekildiği gerekçeli kararda, "İcra edilen faaliyetlerin hiçbirisi müstakil olmayıp, tamamı Türkiye genelinde icra edilen darbe teşebbüsünün birer parçası niteliğinde olduğundan, bu parçaların tamamının cebir, şiddet içermesi gerekmemekte. Dolayısıyla somut fiil üzerinde hakimiyet kuran kişilerin yanı sıra suça cebri olmayan hareketlerle katılan kişiler de bu suçu işlemiş olmaktadırlar." vurgusu dikkati çekti.

Sanık Sönmezateş'in sevk ve idaresindeki ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan silahlı timler tarafından Cumhurbaşkanının 15 Temmuz gecesi kaldığı otelin basıldığı belirtilen kararda, sanıkların otelde bulunan Cumhurbaşkanlığı korumaları ve olay yerine gelen güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girdikleri, bu çatışma sırasında Cumhurbaşkanlığı koruma polisi Mehmet Çetin ile Marmaris polisi Nedip Cengiz Eker’i şehit ettikleri kaydedildi.

"Kafasını kaldıran ensesinden kurşunu yer"

Sanıkların yine Cumhurbaşkanlığı koruma polislerinin kaldıkları villayı kastederek 'İçeriye roket atacağız', etkisiz hale getirip yere yatırdıkları koruma polislerine 'Kafanızı kaldırmayın, kafasını kaldıran ensesinden kurşunu yer' diyerek tehdit ettikleri, dışarı çıkıp teslim olanları darbettikleri, ambulans, otel ve arabalarına zarar verdiklerinin sabit olduğu aktarıldı.

Bu itibarla gerek bir bütünün (Türkiye genelinde yaşanan darbe teşebbüsünün) bir parçası olmak hasebiyle gerekse Marmaris ölçeğinde yaşanan olayları yerde bulunan ve yukarıda isimleri belirtilen timin suçu bizzat gerçekleştirdiğine yer verildi. Havada bulunan diğer sanıkların ise havadan timin güvenliğini sağlamak ve ateş edip yerdeki direnci kırarak doğrudan doğruya birlikte işlemiş olmaları nedeniyle üzerilerine atılı bulunan "anayasayı ihlal" suçunun cebir ve şiddet unsurlarının da gerçekleştiğinin anlaşıldığı ifade edildi.

"Yurtta sulh konseyi" olarak adlandıran FETÖ'cü cunta tarafından yayınlanan sözde "sıkıyönetim direktifi"nin ekinde bulunan görevlendirme listelerine göre sanık Gökhan Şahin Sönmezateş'in darbe sonrasında MİT Müsteşarı olarak görevlendirilmesinin planlandığı kaydedilen gerekçeli kararda, "Sanık Seymen ve Berber’in avukat huzurunda alınan samimi beyanlarından anlaşıldığı üzere kendilerine darbe kapsamında yapılan görevlendirmenin sanık Sönmezateş tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Suikast teşebbüsüne katılan timin başında görevli olan ve timi sevk ve koordine eden kişinin de sanık Sönmezateş olduğu gerek kendi ikrarı, gerekse diğer sanık savunmalarından anlaşılmıştır." ifadesi kullanıldı.

Bu itibarla yapılan yargılama, toplanan deliller, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamından Sönmezateş’in gerek darbe öncesi planlama ve hazırlıklara katkısı, gerek darbe teşebbüsü sırasında icra ettiği görev, gerekse darbe sonrası kendisi için planlanan görev göz önünde bulundurulduğunda sanığın örgüt adına karar alma ve uygulama yetkisine sahip olduğu ve bu itibarla örgütün yönetici kadrosu içerisinde yer aldığı anlaşıldığı aktarıldı.

Sanık Sönmezateş'in aynı zamanda Marmaris’teki bütün suçlara iştirak ederek hepsinden ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verildiği vurgulandı.

ÖKK, SAT ve MAK personelinden oluşan ve helikopter makineli tüfekçilerinin dışında kalan tim personelinin darbe teşebbüsü kapsamında kendilerine verilen görevi kabul ederek Cumhurbaşkanına suikast, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve diğer suçlara bizzat katılarak suça asli maddi fail olarak iştirak ettikleri dile getirildi.

Helikopter pilotları olan sanıklar Dağlı, Göçmen, Aktürk, Uçum, Ekizoğlu ve Özden darbe teşebbüsünde kendilerine verilen görevi kabul etmek, suikast timini otele indirmek, otel üzerinde daire çizip askıda kalarak time nezaret etmek, helikopter içerisindeki Sönmezateş’in operasyonu havadan yönetmesine, helikopter makineli tüfekçileri olan sanıkların ise otel bölgesine helikopterden ateş açmak suretiyle aşağıda bulunan time gelebilecek mukavemeti kırmalarına ve araziyi yumuşatmalarına imkan sağlayarak fiil üzerinde hakimiyet kurdukları ve böylece işlenen suçlara asli maddi fail olarak iştirak ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.

"Darbe suçtur, sanıkların savunmalarına itibar edilmemiştir"

Yargılama sırasında bazı sanıkların darbenin emir komuta zinciri içerisinde yapıldığını zannettiklerini savunduğuna işaret edilen gerekçeli kararda, "Anayasamızın 117. maddesine göre Cumhurbaşkanı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanıdır. Dolayısıyla doğrudan doğruya Başkomutana yönelen bir eylemin emir komuta zinciri içerisinde meydana gelmesinin mümkün olmadığı açık olmakla birlikte, emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşmiş olsa dahi yasalarımıza göre anayasal düzeni cebir şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, bir diğer söyleyişle darbe yapmak suç olup bu faaliyetin emir komuta zinciri içerisinde meydana gelmesi bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez. Sanıkların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir." ifadesine yer verildi.

Gerekçeli kararın sonunda sanıkların işlediği belirtilen 15 suç tek tek anlatılarak, hangi suça hangi sanığın ne kadar karıştığı belirtildi.

AA

HABERE YORUM KAT