1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Su İntifadası’nın Kevser Damlaları –3
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Su İntifadası’nın Kevser Damlaları –3

A+A-

Dört yıldır haksız ve acımasız bir ambargo altında bulunan Gazze’ye insanî yardım götürmek amacıyla 27 Mayıs Perşembe gününü 28 Mayıs Cuma gününe bağlayan gece Antalya limanından hareket eden ve içinde tamamen silâhsız ve savunmasız 587 sivil gönüllünün bulunduğu Mavi Marmara ve beraberindeki gemiler, 31 Mayıs Pazartesi sabahı, gemideki yolcular henüz sabah namazındayken gözü dönmüş, insanlıktan ve merhamet duygusundan nasibini almamış terörist İsrail askerlerinin korsanca gerçekleştirdiği kanlı bir saldırıya uğradı.

Akdeniz açıklarında, açık denizlerde gerçekleşen bu korkunç hadisede, gemideki 9 gönüllü vâhşî bir şekilde öldürüldü, 23’ü ağır olmak üzere 54 gönüllü de yaralandı.

Çoğu mümbit Anadolu topraklarının kırsal kesimlerinde, denize en uzak yerlerinde doğmuş ve bazıları hayatının gençlik yıllarına kadar hiç deniz görmemiş olan dokuz kardeşimiz, bir okyanus büyüklüğündeki Akdeniz’in ortasında hunharca öldürülüp son nefeslerini verdiler; açık denizlerden Râb’lerinin katına, inşallâh Cennet-i Âlâ’ya yükseldiler.

Bu dokuz kardeşimiz, yaşadıkları bereketli ömürleri boyunca çevrelerine güzel örnek olarak hayata şahîdlik ettiler; aynı şahâdeti, insanlık için, insan onur ve haysiyetinin yücelmesi için, mazlum, mustaz’af, mahrum ve yardıma muhtaç durumdaki insanlar için canlarını fedâ ederek bütün dünyaya ve insanlık ailesine taşıdılar.

Bu kardeşlerimizi tanımak ve Mavi Marmara gemisinden tüm insanlığa verdikleri mesajı taşıyıp dünyanın her tarafındaki insanlara ulaştırmak istiyoruz.

“Su İntifadası’nın Kevser Damlaları” adlı bu dizi yazımızda, bu kardeşlerimizi biraz daha yakından tanımaya çalışacağız. 9 bölüm sürecek olan bu dizinin her bölümünde bir kardeşimizi anlatacağız.

≈ ŞEHÎD CENGİZ SONGÜR ≈

Cengiz Songür gemide fark etmiş cebindeki mektubu...

“Sana yazacağım yüzlerce cümle var ama kelimelerim düğümleniyor” diye başlıyor mektup, “Korkuyorum baba. Kardeşlerimin gözlerindeki hüznü, annemin yüzündeki endişeyi gördükçe korkuyorum. Ama seni sonunda kaybetmek de olsa git baba... Bir yetimin gülümsemesi için, bir annenin dûâsı için git baba... Geriye bir tek adın da dönse git... Senin kızın olmak çok ama çok güzel baba…” diyor kızlarından biri.

Kızı gizlice koymuş mektubu babasının cebine. Gemideyken görüp okusun diye.

Yedi çocuklu 47 yaşındaki baba, gururla gösteriyor gemideki yolculara mektubu. 31 Mayıs sabahı İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısında cebindeki bu mektupla şehîd ediliyor.

Cengiz Songür’ün İsrail askerleri tarafından şehîd edilmesinin ardından İzmir’deki kızları, duygularını yine mektupla, bu kez “Vedâ Mektubu”yla aktardılar. Şimdi de bu mektubu aktaracağız; ancak okuyuculara küçük bir uyarıda bulunmamız gerekiyor: Lütfen mektubu sâkin bir şekilde, duygularımıza hâkim olarak okuyalım. Çünkü mektuptaki satırlara normal bir insan kalbinin dayanabilmesi hakikaten çok güçtür:

“Kork İsrail. Korkuyu iliklerinde hisset.

Bu kez ebabiller yüzerek geliyor. Bu kez ebabiller ağızlarında taş değil, ellerinde bilyeler taşıyor.

Kork İsrail.

Koskoca filleri ufacık taşlarla harap ettiren Râbbim, seni yok etsinler diye ellerinde bilyeleriyle ebabillerini yolluyor.

Kork İsrail. Mü’mînler artık yanıbaşında duruyor.

Baba, babacığım...

Bir yıldızın ışıltısı sanmıştım önce gözlerindeki pırıltıyı. Yüzündeki tebessüm, ayrılığın buruk acısıdır demiştim. Oysa ki kurşunlar yağıyormuş üzerine ve tebessümün, şehâdete kavuşabilmenin hevesiymiş.

Şimdi neredesin ve ne haldesin bilmiyorum.

Gözlerimin nemine bakma babam, sadece çocukluktan ağlıyorum. Yoksa dimdik duruyorum seni izlerken.

Kızıma gösteriyorum ara ara yüzünü, o hâlâ seni balık tutmaya gitti zannediyor. Arada, elindeki gerçek silâhları olta zannettiği İsrail askerlerini soruyor. ‘Onlar arkadaşlarının katilleri’ diyemiyorum babam, çünkü senden hep merhâmeti öğrendim. Acımayı, hissetmeyi ve sevmeyi. Sadece, ‘Onlar, dedenin balık tutmasını istemeyenler kızım’ diyebildim.

Oysa ki denizden balık değil, özgürlük çıkacak babam. Filistinli çocukların ellerinden özgürlük tutacak. Senin en güzel ikrâmın özgürlük olacak.

Artık eminim babam, sen özgürsün, biz özgürüz, Gazze özgür babam.” (1)

14 Haziran 1963 doğumlu olan ve 5 yaşından beridir İzmir’de yaşayan Şehîd Cengiz Songür, aslen Konya’nın Beyşehir (Şehr-i Sûleyman) ilçesindendir. 7 çocuk babası olan Cengiz Songür, şehîd olduğunda geride 6 kız ve bir erkek çocuğu bıraktı.

İslamî çalışmalar içindeki gayretleriyle tanınan ve Müslümanlar tarafından çok sevilen bir insan olan Cengiz Songür, Özgün Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Özgün–Der) çatısı altında aktif olarak çalışır, gayretli çalışmalarıyla bilinirdi. (2)

Cengiz Songür şehîd olduğunda yüzünde tebessüm vardı. Bu haliyle, Allâh yolunda ölümün ne kadar güzel ve tatlı olduğunu gösteriyordu âdeta. İzmir’deki cenaze töreninde, ailesi ve dâvâ arkadaşları tarafından, öldürüldükten sonra yüzünde tebessüm olan o şehâdet fotoğrafıyla birlikte gömüldü. (3)

Cengiz Songür, 4 Haziran günü İzmir 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde kılınan cenaze namazının ardından tekbîrlerle uğurlandı. Cenaze törenine Songür’ün ailesi ve yakınları ile Özgün–Der üyelerinin yanısıra İzmir Valisi Cahit Kıraç, İzmir Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, AK Parti İzmir Milletvekili Taha Aksoy, AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, Saadet Partisi İzmir İl Başkanı Şerafettin Kılıç ve çok sayıda vatandaş katıldı. (4)

İzmir, Mavi Marmara şehîdini gururla ve onurla uğurladı.

İzmir, uğurladığı şehîdin “şahîd” olarak yaşadığına şahîddi; çünkü onun adı, Cengiz Songür’dü.

Cengiz Songür...

1963 yılının Haziran ayında başladı, zaten “emanet” dediği hayatı.

Ölen abisinden “emanet” kimlikle atıldı hayata.

Geçim sıkıntısı, zorlaşan şartlar nedeniyle Konya – Beyşehir’den İzmir’e göç ettiğinde daha 5 yaşındaydı. O zamandan belli ettirdi kendini ve kararlılığını.

Eğitimi yalnızca ilkokulla sınırlı kaldı. En iyi notlara ve en güzel karneye sahipti. Resmîyette 5 yıl süren eğitimi, kendi çabasıyla bir ömür sürdü. Yine, en güzel notlarla.

İlkokuldan sonra, baba yanında başladı hayatı sırtlanmaya. Ufak bir tekstil dükkânında, bir yandan ayak işleri, bir yandan meslek edinmesi.

17’sindeyken “Sultanım” dediği hayat arkadaşıyla tanıştı.

19’unda artık bir “eş” ve bir “baba”ydı.

Askerde geçen sıkıntılı ve özlemli günler, biraraya gelip “aile” olabilmenin mutluluğuyla silinip gitmişti.

“İlk göz ağrım” dediği Ayşegül ve ardından Hacer, Sümeyye, İsmail, Zeynep, Sena ve Meryem.

“Nimetlerim” dediği evlâtlarıyla bazen mutlu, bazen yorucu, bazen sâkin, bazense dalgalı ve dingin günler geçirdi. İyi bir baba olmanın yanısıra iyi bir dost, arkadaş ve öğretmendi.

Tüm doğruları, inandıklarını ve İslam’ı yaşayarak göstermişti çocuklarına. Bazen onları omuzuna alıp namaz kılmış, bazen de etrafında toplayıp kitap okumuştu.

Yaşamında evlâtlarının yanısıra, kendisi için çok önemli olan dostlukları da vardı, tek tek titizlikle yaşadığı. “Bir arkadaşın yerini kolay kolay dolduracak başka bir şey yoktur” derdi. Kadim bir dost olurdu her zaman; düşünceli, fedâkar.

Hayırda en önde koşanlardandı; yaptıklarının bilinmemesi için çaba gösterirdi. “Veren olmak” her zaman en önemli düsturuydu.

30’lu yaşlara yaklaştığında, İzmir’de sonradan bir furya olacak “bedavacılık zincirinin” ilk halkalarından biri oldu. Bir ömür boyu yapacağı şoförlüğün ilk yıllarıydı. O dönemlerde birçok insanla tanışmış, onların kalbinde yer etmişti.

Şehâdetinden sonraki günlerde, Litvanya’dan arayan bir şahıs, o günlerin ve Cengiz abinin merhametinin en iyi kanıtı olacaktı. Sadece bir çocukken mahallelerine gelen bir satıcı abi, kendilerine o denli şefkatli ve merhametli davranmıştı ki, O’nun şehîd olduğunu televizyondan görünce ailesine ulaşmayı başarmıştı.

Ve işte Cengiz abinin sevgisi, sınırları aşmıştı.

40’lı yaşlara geldiği dönemlerde arkadaşlarıyla birlikte Özgün–Der’i kurdu. Daha faydalı olabilmek, insanlara bildiklerini anlatabilmek, amaçlarıydı.

Cengiz abi bu derneğin yetkilisiydi ve konuşmacısı. Ve sesçisi, elektrikçisi, organizatörü, düzenleyicisi ve çaycısı. Yani, hep yaptığı gibi, “gücünün yettiği her şey”di.

Bu dünyada, o “ayrılan zaman” kısaymış ki, 47 yıl içinde 7 çocuk, 4 torun ve binlerce dost kazandı. (5)

 

sediyani@gmail.com

 

DİPNOTLAR:

(1) : İHH.org.tr, İHH İnsanî Yardım Vakfı resmî web sitesi, 16 Haziran 2010

(2) : Haksöz, İşte Türkiyeli Gazze Şehîdlerimiz, 2 Haziran 2010

(3) : Minare.net, Şehâdeti Gülümseyerek Karşılayan Cengiz Songür, 5 Haziran 2010

(4) : Kardeslereli.com, Kardeşlereli Derneği resmî web sitesi, 4 Haziran 2010

(5) : Dailymotion, Şehîd Cengiz Songür’ün Videosu

 

FOTOĞRAFLAR:

Cengiz abi ilkokul talebesiyken... Fotoğraf, Anadolu’nun 40 yıl önceki durumu hakkında da iyi fikir veriyor, değil mi?

 

Eğitimi yalnızca ilkokulla sınırlı kaldı Cengiz abinin, ama en iyi notlara ve en güzel karneye sahipti. Resmîyette 5 yıl süren eğitimi, kendi çabasıyla bir ömür sürdü. Yine, en güzel notlarla.

 

 

İlkokulda çekilmiş toplu sınıf resmi. Cengiz abi fotoğrafta, çocukları tarafından “Babam” diyerek işaretlenmiş... Hangimizin albümünde bu fotoğraf yok ki ve hangimiz yıllar yıllaaar sonra okul fotoğraflarımıza baktığımızda o günleri tatlı bir gülümsemeyle yad etmeyiz ki?

 

Cengiz abi okulda oynanan bir tiyatro oyununda bekçi (veya polis) rolünde

 

 

Cengiz abi (solda) ilkokuldan sonra, baba yanında başladı hayatı sırtlanmaya

 

Ufak bir tekstil dükkânında, bir yandan ayak işleri, bir yandan meslek edinmesi

 

Cengiz abinin gençliği

 

Gençliğinde İzmir’in en yakışıklı delikanlılarındandır, Cengiz abi

 

Büyük şehirde büyümüştür ama toprağa çok bağlıdır

 

Cengiz abi (oturan) arkadaşlarıyla birlikte

 

Cengiz abi (sağda), amcaçocukları arasında yaşça en küçük olan Kemal Songür ile birlikte. İki “pısmam”, biribirlerini çok sever, çok iyi anlaşırlardı.

 

Dikkat ederseniz, Cengiz abi gençliğinde fotoğraf çektirirken hep aynı manzarayı tercih etmiş; toprak bir zemin, arkada taştan bir sur ve mis kokulu yaprakları olan ağaçlar

 

Cengiz abi gençlik yıllarında Tepecik’ten bir arkadaşıyla

 

Sonra askerlik...

 

Cengiz abi askerliğini Şanlıurfa’da tankçı onbaşı olarak yapar

 

Tankçı onbaşı Cengiz abi toprağın üzerinde yemek yiyor. Bir ağacın altında, yere konulmuş tabaklarla ne ilginç bir görüntü, değil mi?

 

Cengiz abi kayınbiraderiyle birlikte

  

Cengiz abi (solda) akrabalarıyla birlikte

 

Kemal Songür ve Cengiz Songür; iki kuzen sadece akraba değil, aynı zamanda en iyi iki arkadaştılar

 

Cengiz abinin otuzlu yaşlara doğru çektirdiği bir fotoğrafı

 

Otuzundan sonra sakal bırakır, Cengiz abi

 

Cengiz abi ile eşi Nurcan abla, çocuklarıyla birlikte. 6 kız ve bir erkek çocuk sahibidir Cengiz – Nurcan Songür çifti... Sol başta, beyaz başörtülü olan, “ilk gözağrıları” olan Ayşegül; şimdiki hali ve ismiyle, evli ve 2 çocuk annesi olan Ayşegül Özoran. Babasının kucağındaki bebek, en küçük çocukları Meryem. Ön sırada oturanlardan, sol baştaki, 5 numara Zeynep. Yanındaki ise, ailenin tek erkek çocuğu Beheşti İsmail. 6 tane kızkardeşi olan Beheşti İsmail, sıralamada tam ortada; üçü ondan büyük, üçü de ondan küçük. Sağdan ikinci sıradaki, 6 numara Senanur. En sağdaki ise, 2 numara Sümeyye; şimdiki hali ve ismiyle evli olan Sümeyye Akdeniz. Sümeyye’nin evlendikten sonra aldığı soyisim, babasının âb-ı hayat suyundan içtiği ve inşallâh Cennet-i Âlâ’ya yükseldiği yer.

 

Cengiz abinin otuzlu yaşlarda ailesiyle evlerinin önünde çektirdiği bir fotoğraf

 

Cengiz abi kızıyla birlikte

 

Cengiz abi çocuklarıyla birlikte

 

Cengiz abi oturma odasında çocuklarının oyunlarını seyrediyor

 

6 kız babası olmasına rağmen sadece bir kızkardeşi (Adife İnce) olan Cengiz abi (solda), tek eniştesi (ortada) ve eniştesinin küçük kardeşi ile birlikte

 

Hacc... Cengiz abi Hicaz’da.

 

Cengiz abi akrabalarıyla birlikte

 

Cengiz abinin akrabalarıyla çektirdiği başka bir fotoğraf

 

Cengiz abi ve Nurcan abla... Asr-ı Saadet’ten parıldayıp gelen, yaşadıkları toplumda temiz ahlaklarıyla, Allâh ve Resûlü’nün razı olduğu yaşantısıyla insanlara örnek olan iki güzel insan. Yaşamları, tıpkı bu fotoğraftaki manzara gibi; bir dağ gibi onurlu, dağın üzerindeki karlar kadar ak ve dağ havası gibi temiz... İzmir’de yaşıyorlar ama ikisi de Konya ilimizin Beyşehir (eski adı Şehr-i Sûleyman) ilçesinden. Cengiz abi bu ilçenin, ilçe merkezine 20 km uzaklıktaki  290 nüfûslu Hüseyinler köyünden, Nurcan abla ise ilçe merkezine 11 km uzaklıktaki 350 nüfûslu Karahisar köyünden.

 

(Soldan sağa) Cengiz abi ve Nurcan ablanın oğlu İsmail, Cengiz abinin bacanağı Mustafa Akyüz, Cengiz abinin bacanağı Murat Orhan, Cengiz abinin bacanağı Yakup Songül, Nurcan ablanın babası Hilmi Akyüz, Cengiz abi, nurcan ablanın yeğeni (kardeşi Mustafa Akyüz’ün oğlu) Fatih Akyüz ve Nurcan ablanın kardeşi, Fatih’in babası Mustafa Akyüz

 

İslamî çalışmalar içindeki gayretleriyle tanınan Cengiz abi, Müslümanlar tarafından çok sevilen bir insandı

 

Cengiz abi ile Nurcan abla çeşmeden su doldururken... Ne de olsa “Türkiye’nin tek çölüne sahip ili” olan Konya’dan geldikleri için suyun kıymetini iyi biliyorlar, tabiî ki.

 

14 Mayıs 2006, Cengiz abi kızının düğününde... Bu fotoğrafta, Cengiz abiyi çok ama çok dikkatli bir şekilde incelemenizi tavsiye ediyorum. Cengiz abinin yüzündeki mutluluğa, dışarıya karşı net bir şekilde belli ettirdiği içindeki çocuksu heyecana, bu heyecanın sonucu olarak vücûdunun gerilmiş haline, ellerini ve avuçlarını önden istençdışı bağlayışına lütfen büyük bir dikkatle bakınız: Bir babanın “en gururlu” olduğu ânın fotoğrafıdır bu... Bizim toplumda, genelde yanlış bilinen bir şey vardır. İnsanlar, bir erkeğin en mutlu ve en gururlu olduğu ânın, oğlunu evlendirdiği zaman olduğunu zannederler. Oysa gerçek bunun tam tersinedir. Bir erkeğin en mutlu ve en gururlu olduğu ân, oğlunu değil, kızını evlendirdiği zamandır. Anadolu insanı bu duyguyu, “kızını onuruyla şerefiyle evlendirmek” deyimiyle ifade eder. Bir baba oğlunu “mutlu bir şekilde” evlendirir; fakat kızını evlendirdiği zaman, “mutluluğun” yanında “gurur” da vardır, babada... 

 

Düğünde çekilmiş başka bir fotoğraf. Fotoğraftaki herkesin yüzünde aynı ifade var ama Cengiz abinin yüz ifadesi çok daha farklı, değil mi?

 

Bir şey daha, ama bunu herkes bilir: Bir baba kendi çocuğunu yetişkin biri gibi sever ama torununu severken, kendisi de çocuklaşır. Fotoğrafta Cengiz abiyi ve torununu görüyorsunuz: Sizce hangisi daha çocuk?... Aman dikkat, Cengiz abi! Melekler kollarından tutup bulutlara ve gökyüzüne götürürse geri gelmez sonra...

 

Neyse ki geri geldi

 

Cengiz abi torunuyla birlikte... Bebeğin elbisesine, saçlarının bağlanış şekline baksanıza. Çok şeker, değil mi?

 

İki torununu da kucağına almış. Cengiz abi birazdan “çift dalacak” ama karar veremiyor, yemeye hangisinden başlasa acaba?... Sol taraftaki, dedesine nasıl da dikkatli bakıyor! Büyük bir ihtimalle dedesinin sakallarını inceleyip “Bunlar ne acaba?” diye düşünüyordur.

 

Cengiz abi dünya tatlısı torunuyla birlikte. Dedesi yesin onun çıço’larını...

 

“Yurdum insanı”... Plastik bir sandalyeyle salıncak yapılmış. Böyle muhteşem icâdlara, dünya üzerinde sadece bizim toplumda rastlanır.

 

Cengiz abi torununu traş ederken, o da gözlerini faltaşı gibi açmış bize bakıyor

  

Cengiz abi, merkezi Balıkesir’in Edremit ilçesinde bulunan Kardeşlereli Derneği’nin başkanı Yakup Doger (solda), yazar Hüseyin Alan (ortada), İzmir – Menemenli yazar Ömer Yağcı (arkası dönük olan) ve diğer dostlarıyla birlikte çay sohbetinde

 

Cengiz abi ızgara yaparken... Fotoğraf 2009’un Kasım ayında çekilmiş.

 

Cengiz abi kayınbabası Hilmi Akyüz ile birlikte piknikte

 

Cengiz abi ağabeyi İmdat Songür ile birlikte

 

Cengiz abi hayırda en önde koşanlardandı; yaptıklarının bilinmemesi için çaba gösterirdi. “Veren olmak” her zaman en önemli düsturuydu.

 

İzmir’deki son saatler. Gazze yolcusu kalmasın!... Bu fotoğrafa baktıkça tarifsiz bir hüzün kaplıyor beni. Fotoğraftaki bu güzel insanlarla Mavi Marmara gemisinde akşamları yaptığımız o sohbetleri unutmam mümkün mü?... Ayaktaki sırada, en başta Cengiz abinin biricik oğlu İsmail. Soldan ikinci, Cengiz abi. Hemen solundaki, Mavi Marmara’daki kardeşlerimizden Hayrettin Aydın. Hayrettin abinin elini omuzuna koyduğu beyaz gömlekli, İHH İzmir Şube Başkanı Rasim Çağlar. Rasim abinin arkasındaki Filistin atkılı, Mavi Marmara’daki diğer bir kardeşimiz Emin Bozkuş. Emin abinin solundaki yine Filistin atkılı ve sakallı abimiz, siyonist askerler tarafından kurşunlanan Mavi Marmara gazimiz Musa Çoğaş. Hemen solundaki siyâh ceketli, Mustafa Kaya. Mustafa abinin solunda duran ve Haksöz okuyucularından utandığı için yüzünü çevirmiş olan, Ayhan Yaraşıklı. Fotoğrafın en sağındaki siyâh gömlekli, Cengiz abinin amcasıoğlu Kemal Songür. Önde oturan sırada ise, sol baştaki İHH gönüllülerinden Mustafa Aslan. Hemen solundaki siyâh gömlekli, Ahmet Bertan Sabuncu. Ahmet Bertan abimiz, oldukça gayretli gençlerimizdendir. Sağdan ikinci sıradaki Filistin atkılı, Mavi Marmara’daki kardeşlerimizden Harun Aktürk. Harun abi, Cengiz abinin çok eski ve sevdiği dostlarındandır. İHH İzmir Şubesi sorumlularındandır ve Cengiz abinin şehâdetine tanıklık etmiştir (Kendisine Almanya’dan özel selamlarımı gönderiyorum; Mavi Marmara’da biribirimize az mı fıkralar anlatıp gülmüştük). Harun abinin hemen solundaki, İzmir İHH gönüllülerinden Asım abi. Fotoğrafta, en önde duran ve “hepimizin annesi” olan Yıldız teyzeye gelince. O’nu nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Mavi Marmara’daki bütün sohbetlerde baş köşedeydi; genç hânımlar O’nun dizinin dibinden hiç ayrılmazlardı. Yıldız teyzeyi burada anlatmaya kalkmayacağım. O’nu dizi yazılarıyla anlatmak mümkün değil çünkü. Yıldız teyzeyi anlatabilmek için külliyat yazmak gerekiyor.

 

Cengiz abi Mavi Marmara gemisinde

 

Cengiz Songür gemide fark etmiş cebindeki mektubu... “Sana yazacağım yüzlerce cümle var ama kelimelerim düğümleniyor” diye başlıyor mektup, “Korkuyorum baba. Kardeşlerimin gözlerindeki hüznü, annemin yüzündeki endişeyi gördükçe korkuyorum. Ama seni sonunda kaybetmek de olsa git baba... Bir yetimin gülümsemesi için, bir annenin dûâsı için git baba... Geriye bir tek adın da dönse git... Senin kızın olmak çok ama çok güzel baba…” diyor kızlarından biri... Kızı gizlice koymuş mektubu babasının cebine. Gemideyken görüp okusun diye.... Yedi çocuklu 47 yaşındaki baba, gururla gösteriyor gemideki yolculara mektubu...

 

31 Mayıs sabahı İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısında cebindeki bu mektupla şehîd ediliyor.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna Yâ Râb, ne güneşler batıyor.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

“Bu taşındır” diyerek Kâbe’yi diksem başına,
Rûhumun vâhyini duysam da geçirsem taşına.

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle.

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan.

Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtâbı getirsem yanına.

Türbedarın gibi tâ fecre kadar bekletsem,
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem.

Sen ki son ehl-i sâlibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selâhaddin’i.

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın,
Sen ki rûhunla beraber gezer ecrâm-ı adın.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

Ateş düştüğü yeri yakar... 31 Mayıs sonrası, Cengiz abinin İzmir’deki evinde hüzünlü bekleyiş. Ellerini başının üzerine koymuş, çaresiz bekleyiş içindeki yakınları.

 

Cengiz Songür şehîd olduğunda yüzünde tebessüm vardı. Bu haliyle, Allâh yolunda ölümün ne kadar güzel ve tatlı olduğunu gösteriyordu âdeta. İzmir’deki cenaze töreninde, ailesi ve dâvâ arkadaşları tarafından, öldürüldükten sonra yüzünde tebessüm olan o şehâdet fotoğrafıyla birlikte gömüldü.

 

Cengiz Songür... “Şahîd” olarak aramızda yaşadı, “şehîd” olarak aramızdan ayrıldı.

 

Cengiz abinin İzmir’deki cenaze töreni: “Allâh yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Râbbleri katında rızıklandırılmaktadırlar.”

 

İzmirli hânımlar: “Fedakâr kardeş Cengiz Songür... Şehâdetin kutlu olsun”.

 

Bu dünyada, o “ayrılan zaman” kısaymış ki, 47 yıl içinde 7 çocuk, 4 torun ve binlerce dost kazandı

 

Cengiz Songür, 4 Haziran günü İzmir 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde kılınan cenaze namazının ardından tekbîrlerle uğurlandı

 

Cengiz abi son yolculuğuna böyle uğurlandı

 

Cengiz Songür ya da “Suyun tanıklık ettiği hayat”... Beyşehir Gölü’nden Ege Denizi’ne, Ege Denizi’nden Akdeniz’e ve Akdeniz’den “Cennetîn tecri min tehtihe’l- enharu” (Altından nehirler akan cennetler)’ya uzanan mübarek bir yaşam öyküsü...

Şehâdetin kutlu olsun ey Su İntifadası’nın Kevser Damlası. Allâh seni cennetiyle mükâfatlandırsın. Resûl-i Ekrem’e, ashâbına ve pâk ehl-i beytine bizden selam götür.

Biz senden razıyız, senden razıyız, senden razıyız.

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum