Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur –9

11.02.2010 10:10

İbrahim Sediyani

“Jın jîne û jiyanê dıde.”
(Kadın hayattır ve hayat verir.)
Kürt atasözü

 

Mocmoc’un memleketi Romanshorn’dan ayrıldıktan sonra, A 13 yoluna girdim ve Almanya’ya gitmek üzere batı yönüne doğru yola verdim. Almanya, Romanshorn köyüne 21 km mesafedeydi. İsviçre’ye Avusturya’dan girmiştim ve Almanya’dan çıkacaktım.

Konstanz Gölü’nün güney kıyıları boyunca batıya doğru gittiğimden, toprak ve ağaçlar soluma, göl suları da sağıma düşüyordu. Yeşili soluma, maviyi de sağıma alarak seyahat ediyordum. Suyun üstündeki mutsuz hayatı soluma, suyun altındaki mutlu hayatı sağıma alarak yol alıyordum. İbrahim İpek’i soluma, İbrahim Sediyani’yi sağıma alarak gidiyordum. Zaman gazetesi, Samanyolu TV, Sabah gazetesi, Türkiye gazetesi, Post gazetesi, İHA, TGRT ve FOX Türk televizyonlarını soluma, Tevhid, Yeryüzü, Hira, Yeni Yeryüzü, Sebat dergileri, Selam gazetesi, Haksöz sitesi, Ceylan Pınarı sitesi ve Özedönüş Yayınevi’ni sağıma alarak gidiyordum. “Yaprak döken” yanımı soluma, “bahar bahçe” yanımı sağıma alarak gidiyordum. “Uzay çağındaki ayağımı” soluma, “ham çarık, kıl çorap içindeki”ni sağıma alarak gidiyordum. Frankfurt – Bregenz hattını soluma, İstanbul – Diyarbakır hattını sağıma alarak gidiyordum. “Seyyâh’ın Sılâ’ya Mektubu”nu soluma, “Sılâ’ya Teşekkür Mektubu”nu sağıma alarak gidiyordum. “Aynı gözle yüz değişik ülkeyi gezen” gazeteciyi soluma, “aynı ülkeye yüz değişik gözle bakan” yazarı sağıma alarak gidiyordum. Şehrin arasında yalnızlık çeken Ebû Talib’i soluma, çölün ortasında kendini yalnız hissetmeyen Hamza’yı sağıma alarak gidiyordum. Sarayda ama mutsuz Mewlânâ’yı soluma, sürgünde ama mutlu İbn-i Haldun’u sağıma alarak gidiyordum. Yeşili soluma, maviyi sağıma alarak seyahat ediyordum. (ipekyesil_sediyanimavi@hotmail.de)

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra Almanya sınırına vardım. İsviçre’den, Thurgau kantonunun Kreuzlingen ilçesinden çıktım ve Almanya’ya, Baden – Württemberg eyaletinin Freiburg ilinin Konstanz ilçesine girdim. Kreuzlingen ile Konstanz, biribirine yapışık iki şehirdirler. Ancak farklı ülkelere aittirler; 18 bin 526 nüfûslu Kreuzlingen İsviçre’ye, 82 bin 608 nüfûslu Konstanz ise Almanya’ya aittir. Fakat iki şehir arasında hiçbir boşluk yoktur; tamamen yapışıktırlar ve havadan, uçaktan bakıldığında tek şehir gibi görünürler. (Tıpkı Türkiye – Suriye sınırındaki Nusaybin ve Qamişlo gibi)

Konstanz şehrine gelince ilk işim, Reichenau Caddesi 30 (Reichenaustraße 30) adresinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olan Konstanz Mevlana Camiî’ne gitmek oldu. Beyaz renkli, minareli, büyük ve oldukça güzel bir mimarisi olan bu cami, şehrin merkezî bir noktasındadır ve arabayla Konstanz’dan geçen herkes camiyi mutlaka görür.  (Caminin bulunduğu adres, Reichenau Caddesi... Bu Reichenau, Konstanz Gölü üzerindeki en büyük adanın ismidir ve bu ada, gölün en batısındadır. Bu ada ve göldeki diğer tüm adalar, Almanya’ya aittir. Göle adını veren ve bu göl üzerindeki en büyük şehir olan Konstanz şehrine çok yakındır. Göl üzerindeki en büyük şehir ile göl üzerindeki en büyük ada, hemen hemen yanyana sayılırlar. Biz, siz sevgili kardeşlerimizle beraber Reichenau adasına da gideceğiz ve Konstanz Gölü’nün etrafını tavaf etme aksiyonumuzu işte bu Reichenau adası üzerinde noktalayacağız.)

Caminin adresini ararken aklıma geldi ki, ben camiyi arayıp geleceğimi bildirmemiştim, unutmuştum. İçimden, “Tüh ya, Mocmoc’la elma yemeye daldık, adamlara haber vermeyi unuttuk. Umarım camide birileri vardır” diye söylendim. İsviçre’deyken elma yemek epey bir eğlenceliydi eğlenceli olmasına da, Almanya’da da ayvayı yemeyelim, değil mi?

Bu arada, geçen haftaki yazımızın altında yaşanan elma muhabbeti çok hoştu. Biz Mocmoc’la oturup elma yerken, ben yeşil, Mocmoc da kırmızı elmaları yerken, sizlerin gelip aramıza katılmanız ve sarı elmaları yemeniz beni ziyadesiyle mutlu etti. Fakat niye yalan söyleyeyim, ben Müslümanlar’ın elmayı bu kadar sevdiğini bilmiyordum. Söz; bir daha Türkiye’ye gelirsem, ilk uğrayacağım memleket, Amasya vilayetimiz olacak. Eh, Türkiye’de en güzel elmalar Amasya’da yetişiyor, mâlum. Amasya’nın “misket elması” meşhurdur. Amasya’da elma ağaçlarının altında oturalım ve bol bol elma yiyelim. Bizler AMASYA elmalarını yiyelim, cuntacılar ve 28 Şubatçılar da EMASYA elmalarını yesin. (Burada gülünecek ama sadece Müslümanlar... 28 Şubatçılar “bin yıl” düşündürttürülecek; “bin yıl” boyunca, yani Mocmoc’un boynuzu tekrar çıkana kadar da yüzleri gülmeyecek, inşallâh.)

Camiyi buldum ve hemen parkına girerek arabayı uygun bir yere bıraktım. İçinde not defterim ve fotoğraf makinâm bulunan siyâh çantamı alarak dışarı çıktım. Caminin alt katı kocaman bir market idi ve bu marketin önünde de seyyar döner büfesi vardı. Marketin üzerinde “Ozan Süpermarket”, döner arabasının üzerinde de “Döner Imbiß” yazıyordu. “Selamun aleykum” deyip girdim süpermarketin kapısından içeri. “Ve aleyküm selam”.

Omuzuma astığım siyâh çantadan mıdır, üstüm başımın pasaklı oluşundan mıdır yoksa “Selamun aleykum” derken son hecedeki sesi “ü” değil “u” olarak çıkardığımdan mıdır bilmiyorum ama, nereye gitsem, yabancı olduğumu ve uzaklardan geldiğimi anlıyorlar hemen. Markette çalışanlara kendimi tanıttıktan ve ne için geldiğimi söyledikten sonra çantamı onlara verdim ve “Abi şu çanta sizde kalsın hele. Bir zahmet bana abdest alma yerini ve mescîdi gösterin, namaz kılmadım” dedim. İçlerinde en genci olan çocuk yaştaki biri bana refakat etti ve abdestimi aldım, ardından mescîde gittim. Öğle ve ikindi namazlarını seferî olarak birleştirerek kıldım. Caminin içi adeta bomboştu. Tekrar aşağıya, markete indim.

Markette çalışanlar, aynı zamanda caminin üyesiydiler ve içlerinden ikisi yönetim kurulundandı. Başkan ve hocanın şehirde olmadığını, bir toplantı için Überlingen’e gittiklerini söylediler. Sorun değildi, bana markettekiler yardımcı olacaktı.

Caminin başkanı Osman Tütüncü 44 yaşında ve Trabzon vilayetimizden. 33 yaşındaki din görevlisi Fatih Balta ise Kastamonu ilimizin Tosya ilçesinden olup 1, 5 yıldır burada görev yapıyor. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Balta, daha önce Ankara’da görev yapıyordu. Ancak ikisiyle de tanışmak nasip olmadı.

Caminin bütün bölümlerinin ve dış cephe görüntüsünün resmini çektim. Cami, Ren (Rhein) Nehri’nin hemen yanındaydı ve özellikle mehtaplı akşamlarda minaresinin Ren sularına düşen bir silüeti var ki, hakikaten görülmeye değer. Bunu görmek nasip olmadı ama fotoğraflarını gösterdiler bana. Çok hoş bir görüntü oluşuyor.

Cemiyet 1980 tarihinde kuruldu. Minareli olan cami 2000 yılında inşa edildi.  Cami bünyesinde yönetim bürosu, Qûr’ân kursu, dershane, yemekhane, çay ocağı, lokal, Döner Imbiß, Ozan Süpermarket, nevresim dükkanı, kütüphane, cenaze yıkama yeri, 6 dairelik lojman, oturma ve sohbet terası, bayanlar sohbet odası, şadırvan ve 30 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. 177 kayıtlı üyesi olan cemiyetin Konstanz’daki resmî kurumlarla ve kiliselerle yakın bir ilişkisi var.

Konstanz Mevlana Camiî, İsviçre sınırına 2 km 300 m mesafede bulunuyor.

Camide fazla oyalanmak istemiyordum, suyu özlemiştim. Silüeti suya düşen minareler değil, o silüetin düştüğü sular önemliydi benim için. Ordaki işlerimi erkenden bitirdiğim için mutlu oldum. Hemen park halindeki arabama atladım ve ayrıldım oradan.

Handadır handa, bir kara manda; üç yüz yaşındaydım evvel zamanda. Anam kaptı yarmayı, ben kavradım sarmayı. Anam dedi bırak sarmayı. Ben ana dedim, sen de bırak yarmayı. Anam bıraktı yarmayı. Fırladım kaçtım anahtar deliğinden… Ordan ayrıldıktan sonra doğru sahilin yolunu tuttum. Konstanz Gölü’nün en ilginç noktalarından biri olan Konstanz sahiline...

Yoğun trafikte araç kullanarak yirmi dakika içinde limana vardım. Muhteşem görünüyordu. Tekrar suya kavuşmanın heyecanıyla alelacele bir park yeri aradım. Birkaç dakika tur attıktan sonra uygun bir yer buldum ve arabayı park etim. Büyük bir sevinçle dışarı çıktım ve kendimi sahile attım. Masal masal maniki, yolda saydım on iki. Azdan çoktan, hoppala hoptan; sana bir mintan yaptırayım, çerden çöpten... Eliften beye çıktım, seyirttim köye çıktım. Çaldım kanadı yere, uçup gittim göklere. Baktım bir has bahçe, içinde sular akar. Oturmuş çeşme başına, iki güzel bana bakar. Büyüğüne selam verdim, küçüğüne tutuldum. Sofrasında mum olayım, bahçesinde gül olayım…

İsviçre sınırının sıfır noktasında bulunan Konstanz, 82 bin 608 kişilik bir nüfûsa sahip ve 55, 65 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 405 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “KN” olan Konstanz, Freiburg ilinin bir ilçesi durumundadır. Kent, hem kendi adını verdiği Konstanz Gölü kıyısında, hem de bu göle doğudan girip batıdan çıkan Ren Nehri üzerinde kurulmuş bir yerleşim birimidir. Ren Irmağı’nın en kısa mesafeli olduğu, gölün Obersee parçasından çıkıp Zeller See parçasına girdiği noktada yer alır. Almanya’nın gözde turistik kentlerinden biri olan Konstanz’da yaşayan halkın pek çoğunun İsviçre tarafında akrabaları vardır. Konstanz Gölü’ne adını veren Konstanz, göl üzerindeki en büyük şehirdir. (Tıpkı Van Gölü üzerindeki Van şehrimiz gibi. Ancak Van, ait olduğu gölün güneydoğu kıyısında kurulmuşken, Konstanz, ait olduğu gölün güneybatı kıyısında kurulmuştur.)

Konstanz’ın ilginç olan tek yönü bu değildir tabiî ki. Şehrin kendine özgü daha pek çok ilginç özelliği vardır. Konstanz, Konstanz Gölü (Bodensee)’nün güney kıyılarında kurulmuş olan tek Almanya şehridir. Konstanz haricinde, gölün güneyinde yer alan tüm yerleşim birimleri İsviçre’ye aittirler. Konstanz ayrıca, Almanya’da geceleri sokak ve caddeleri ışıklandırılan ilk şehirdir. Almanya’nın en güzel yeri olarak kabul edilen ve yıllık bir milyonun üzerinde turistin ziyaret etitiği Mainau Çiçek Adası (Blumeninsel Mainau) bu şehre aittir (Bir sonraki bölümde oradayız, Almanya’nın ve Bodensee’nin en güzel yerinde). Bir diğer ilginç anekdot da şu: Orta Asya’da, Hindukuş, Pamir ve Karakorum dağlarının bulunduğu Himalaya bölgesinde 5 bin 902 m yükseliğindeki bir dağın tepesinin adı “Konstanz Zirvesi” olup, adını işte bu şehirden almaktadır.

Konstanz şehri, oldukça stratejik bir noktada kurulmuştur. Hem gölü, hem nehri, hem de adaları vardır. Bulunduğu yerden bakınca, Avrupa’nın en büyük sıradağları olan Alpler de görünüyor üstelik. Hatta sınır kenti olduğu ve komşusu da AB üyesi olmadığı için gümrüğü bile vardır. Ne ararsanız var yani! Konstanz’ın güneyinde İsviçre, doğusunda Konstanz Gölü’nün Obersee bölümü, batısında Konstanz Gölü’nün Zeller See bölümü ve Reichenau adası, kuzeyinde de Mainau Çiçek Adası vardır. Şehrin içinden de Ren Nehri geçer. Etrafı Alp Sıradağları ile çevrilir. Allâh’tan daha ne istenir ki? Doğusu mavi, batısı yeşil, kuzeyi sarı, güneyi kırmızı; limanında da Imperia adında bir özgürlük kızı...

Bölgenin bilinen ilk yerleşimcileri, M. Ö. 2. yy’da burada yurt kurmuş olan Keltler’dir. İmparator Augustus zamanında burası Roma İmparatorluğu egemenliğine girdi ve Konstanz Gölü’nün batı kıyıları bu imparatorluğun Raetia eyaleti sınırları içine dahil oldu. Claudius komutasındaki Roma askerleri, Keltler’e ait bütün izleri sildiler. Bugün dahi, Ren Nehri’nin kuzeyindeki semtlerde Romalılar dönemine ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Romalılar M. S. 2. yy’da şehrin etrafına kale yapmaya başladılar; 3. yy’da ise bu kaleler daha bir genişletilip sağlamlaştırıldı.

Konstanz, adını Roma İmparatoru Constantin’den alır. Ancak bu güzel şehre adını veren Constantin’in, 300 yılında Alamanlar’ı yenerek Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını kuzeyde Ren ve Tuna nehirlerine kadar genişleten Constantin mi, yoksa 354 ve 355 yıllarında Alamanlar’la yaptığı her iki savaşı da kazanarak onları buradan tamamen kovan torunu II. Constantin mi olduğu netlik kazanmamıştır. Konstanz adını imparator Constantin’den alır ama dede olandan mı yoksa torun olandan mı aldığı açıklığa kavuşmamıştır. Şu Constantin denen isim ne menem bir kozmik isimse, dünyanın her tarafında şehirler bu isimle anılıyor: Türkiye’de Constantinopolis (İstanbul), Cezayir’de Kunstantin (Constantine), Brezilya’da Constantina, Dominik Cumhuriyeti’nde Constanza, Kanada’da Mount Constantine (Konstantin Dağı), Rusya’da Konstantinovsk, Romanya’da Constanţa (Köstence),  Avusturya’da Konstanzer Hütte (Konstanz Tepesi), Avusturya – İsviçre – Almanya arasında Konstanz Gölü (Bodensee) ve Almanya’da Konstanz şehri... Ben de diyordum, “bizimkiler” bütün cadde, park, stadyum, kültür merkezi ve meydanlara aynı şahsın ismini verme huyunu nerden kapmışlar? Meğer, Bizans’tan ilhâm alıyorlarmış! (Bu “Ben de diyordum” ifadesiyle başlayan soru cümlesi kurmak, bizzat benim keşfettiğim ve Türkçe’ye kazandırdığım bir soru cümlesi kurma şeklidir)

585 tarihinde Kardinal Maximus komutasındaki Cermen ordusu “God God” sesleriyle büyük bir akın düzenlerler ve bölgedeki Roma egemenliğine son verirler. 934 – 975 yılları arasında, “Konrad von Konstanz” (Konstanz’ın Konrad’ı) namıyla da anılan I. Konrad von Altdorf, Konstanz Başpiskoposluğu’nu yönetir ve bu zat, 1123 tarihinden beri Katolik mezhebinin ruhanî önderlerinden biridir. Bu papaz Roma’da bulunmuş, San Paolo Kilisesi (Vatikan) için analoglar hazırlamış, İtalya’nın Laterano kentinde San Giovanni Kilisesi ve ardından şehrin dışında St. Lorenz Kilisesi’ni kurmuştur. Ancak St. Lorenz yüzyıllar içinde yıkılmış ve günümüze kadar gelmemiştir. Bununla da kalmayan Konrad von Konstanz, Kudüs’e yaptığı Hacc yolculuğunda, yolda Grabes Kilisesi’ni kurmuş ve kendisinden sonra bu kilise, Hacc yolculuğunun ziyaret mekânlarından biri haline gelmiştir.

1192 – 1548 arası dönem, bağımsız imparatorluk şehri dönemidir. Konstanz, 15. yy’da İsviçre’ye ait bir şehir olur ve Thurgau kantonunun bir kenti olarak varlığını sürdürür. 1529 tarihinden itibaren ise merkezi Speyer kenti olan Protestan azınlığına ait bir kent haline gelir. Kiliselerinde Katolik öğretiler yerine Protestan öğretiler verilmeye başlanır. Konstanz 1548 tarihinde tekrar Katolik kenti olur ancak piskoposlar bu kez burayı değil, kentin karşısında ve gölün kuzey kıyısında bulunan Meersburg kentini piskoposluk merkezi yaparlar. Aynı yıl yapılan Schmalkaldia Savaşı’ndaki yenilgi sonrası “bağımsız kent” statüsünü kaybeden Konstanz, Avusturya’ya bağlı bir şehir olur. Bu dönemde, Katolik inancını öğretmek üzere 1604 yılında “Jesuitenkolleg” (İsevîler Koleji)  kurulur ki Franz Anton Mesmer burayı biri 1746, biri de 1750’de olmak üzere iki kez ziyaret eder. Kaderin cilvesine bakın ki, “Jesuitenkolleg” (İsevîler Koleji) adıyla ve Katolik inancını aşılamak amacıyla kurulan bu lise, bugün “Heinrich – Suso – Gymnasium” (Heinrich Huso Lisesi) adıyla eğitim faaliyetini sürdürmektedir ve günümüzde bu okulda, sıkı durun, hümanist düşüncenin öğretileri verilmektedir.

Konstanz, Otuz Yıl Savaşları esnasında 1633’te İsveç ordusu tarafından işgal edildi ama alınamadı. O günleri canlı tutmak adına, bugün, şehrin hemen kuzeyinde bulunan (ve bir sonraki yazıdan itibaren sizinle gezeceğimiz) Mainau Çiçek Adası (Blumeninsel Mainau)’nın girişinde haç dikilmiştir ve buna “Schwedenkreuz” (İsveç Haçı) denir.

1806 tarihinde Konstanz, yeni kurulan Baden Büyükdüklüğü’nün kenti olur ve göl vilayetinin merkezi yapılır. Daha sonra patlak veren Avusturya – Fransa Savaşı esnasında Konstanz, Mayıs 1809 tarihinde Vorarlberg ordusu (Avusturya) tarafından karargâh olarak kullanılır.

Birinci Dünya Savaşı (1914 – 18) esnasında Almanya’nın İsviçre’ye olan sınırı tamamen kapatılınca, Konstanz için “güney” diye bir yön ortadan kalkar. İkinci Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında ise göl bölgesindeki diğer şehirlerden farklı bir kaderi yaşar. Örneğin Konstanz Gölü’nün kuzey kıyısında yer alan Friedrichshafen (Almanya; zeppelin şehri; 5. bölümde ordaydık) defalarca ve Konstanz Gölü’nün 20 km batısında yer alan Schaffhausen (İsviçre; şelâle şehri; Avrupa’nın en büyük şelâlesi olan Ren Şelâlesi buradadır ve bizler, Konstanz Gölü’nü tavaf etme aksiyonumuzu bitirdikten sonra sizlerle beraber bu muhteşem yere de gideceğiz; Avrupa kıt’âsının en büyük şelâlesini görünce adeta büyüleneceksiniz) 1 Nisan 1944’te bombalanırken, Konstanz’ın üzerine bomba atılmaz. Konstanz, 26 Nisan 1945’te 1. Fransız Ordusu tarafından savaşsız teslim alınır.

Savaş sonrası dönemde de Konstanz, Fransız askerleri tarafından denetim altında tutulmaya devam eder. Bu durum, 1979 tarihine dek sürer.

1952 yılından itibaren Konstanz, Almanya’nın Baden – Württemberg eyaletinin bir şehri durumundadır. Merkezi Freiburg in Breisgau olan Freiburg ilinin bir ilçesidir.

1966 yılında şehirde üniversite kurulur. 1978’de ise birinci “Baden – Württemberg Memleket Günleri” adlı sosyo – kültürel etkinlik düzenlenir.

Konstanz’ın nüfûsu 1413 tarihinde 6 bin, 1518’de 5 bin, 1604’te 5 bin 446, 1763’te 3 bin 714,1806’da 4 bin 419, 3 Aralık 1843’te 6 bin 379, 1 Aralık 1871’de 10 bin 61, 1 Aralık 1890’da 16 bin 235, 1 Aralık 1900’da 21 bin 445, 8 Ekim 1919’da 30 bin 119, 13 Eylül 1950’de 42 bin 934, 6 Haziran 1961’de 52 bin 651, 27 Mayıs 1970’te 61 bin 160, 31 Aralık 1975’te 70 bin 152, 31 Aralık 1990’da 75 bin 89, 31 Aralık 2005’te ise 81 bin 217 olarak hesaplanır. Şimdiki nüfûsu 82 bin 608’dir.

Kent, çok dînli, çok dilli, çok kavimli bir yerleşmedir ve multikültürel bir özelliğe sahiptir. Katolik ve Protestan kiliseleri sokak sokak, köşe köşe yanyana faaliyet gösterirler. Katolik ve Protestan Hristiyanlar haricinde Yahova’nın Şâhîdleri, Yeni Apostolik Kilise ve Kutsal Son Gün Kilisesi vardır.

Ayrıca hatırı sayılır bir Yahudî ve Müslüman azınlık yaşamaktadır. 1960 tarihinde ibadethane olarak inşâ edilen ve 1999 yılında sinagoga çevrilen Yahudî binası,  açıldığı 1960 yılından beri İsrail Kültür Derneği olarak faaliyet yürütmektedir. Burada bütün “Şabbat” (Cumartesi) ibadetleri yapılır ve diğer tüm Yahudî bayramları kutlanır. Ayrıca Sigismund Caddesi 19 adresinde kısaca “Judaica” olarak anılan, İsrail Kültür Derneği bünyesinde çalışma yürüten Dr. Erich Bloch ve Lebenheim Kütüphanesi bulunur.

Şehirde 3 bin kadar Müslüman yaşar. 225 metrekare büyüklüğündeki Konstanz Mevlana Camiî’nin 35 metre uzunluğundaki minaresi, Almanya’nın en yüksek cami minarelerinden biridir.

Konstanz’ın en ilginç ve görülmeye değer noktası, limanıdır. Şehrin sembolü, Imperia adlı bir kadın heykelidir ve bu heykel, limandadır. “Die schöne Frau Imperia” (Güzel kadın Imperia), sağ bacağı hafif önde, kollarını açmış ve her iki elinde küçük birer erkek taşıyan bir “özgür kadın” heykelidir. Imperia’nın sağ elinde Papa, sol elinde de Kral vardır. Bunlar “gücü temsil eden” ve “erkek egemen (ataerkil, pederşâhî) gücünü kullanarak kadını köleleştiren” iki güç odağını temsil eder. Biri “dîn”i (Papa), biri de “devlet”i (Kral) sembolize eder. Dîn ve devlet, kadını köleleştiren ve hürriyetine kasteden iki güç odağıdır ve Imperia dîn ve devlete karşı özgürlük mücadelesi vermektedir.

Güzel kadın Imperia’nın iki elinde tuttuğu Papa ve Kral’ın hem çırılçıplak, hem de küçücük olması, heykel sanatı yoluyla şu mesajı vermektedir: Papa ve Kral, ellerindeki güçle bütün insanlara ve dünyaya hükmetmektedirler; yeryüzünde onların kudretleri üzerinde başka kudret olmadığı ve herşeye güç yetirebildikleri halde, yine de bir kadın karşısında aciz kalmaktadırlar. Çünkü erkeğin en zayıf tarafı, kadındır. Erkek dünyaya hükmeder ama bir kadın karşısında aciz kalır. Aynı şekilde, erkek kadını köleleştirmektedir fakat kadına kölelik yapan da sadece erkektir. Erkek kadının hem efendisi hem de kölesidir; bunun gibi kadın da erkeğin hem kölesi hem efendisidir. Kadının özgürlüğüne kastedenler, Papa’nın şahsında dîn, Kral’ın şahsında devlettir, lâkin yeryüzündeki bu en büyük güçlere boyun eğdiren sadece bir güç vardır; o da yine kadındır.

Konstanz şehrinin sembolü olan “Güzel kadın Imperia”, heykeltraş Peter Lenk tarafından yapıldı ve 1993 yılında Konstanz limanına dikildi. Betondan yapılan heykelin yüksekliği 9 metre, ağırlığı 18 tondur. Heykelin ayakları dönermasa üzerinde durmaktadır ve Imperia sürekli kendi etrafında dönmektedir. Dolayısıyla her yöne bakabilmektedir. Imperia’nın kendi etrafındaki dönüşü 3 dakika sürmektedir.

Imperia’nın gerçekte kim olduğuna gelince... Evet, kimdir bu kadın?

Bu kadın, Fransız yazar Honoré de Balzac (1799 – 1850)’ın kaleme aldığı “La Belle Impéria” (Güzel Kadın İmperia) adlı romanın kahramanından başkası değildir. Balzac’ın romanındaki İmperia, Alman ressam Lovis Corinth (1858 – 1925)’e ilham kaynağı olur ve ressam, 1925’te, yani öldüğü yıl “Die Schöne Frau Imperia” (Güzel Kadın Imperia) adlı tablosunu çizer. Bu tablo, Alman ressamın yaptığı son resim çalışmasıdır aynı zamanda. Lovis Corinth, bu tabloyu “nü” olarak yapar, Imperia’yı çırılçıplak çizer. Konstanzlı heykeltraş Peter Lenk de bu tablodan esinlenerek 1993 yılında Imperia heykelini yapar. Ancak o da Imperia’yı değil, ellerinde tuttuğu Papa ve Kral’ı çıplak yapar. Sadece başlarındaki, güçlerini sembolize eden taclarını bırakır. Anlayacağınız, Fransız yazar Balzac Alman ressam Corinth’e, Corinth de Alman heykeltraş Lenk’e ilham kaynağı olmuş, bir romandaki kadın, 200 yıl sonra bir şehrin sembolü haline gelmiştir.

Konstanz limanındaki heykel, feminist duygulara fazlasıyla tercüman olmaktadır. Hristiyan tarihi ve kültürü içinde belki bir karşılığı olan bu mesajın İslam tarihi ve kültürü açısından bir anlamı var mıdır?

Imperia’nın güzelliğine sözüm yok ancak özgürlüğü hakkında birkaç cümle sarfetmek isterim: Kadın için özgürlük, kendisini köleleştiren erkeği köleleştirmek midir? Erkeğe benzemek, erkeğin yaptığını yapmak, özgürlük değildir. Kadınlaşan erkek ne ise, erkekleşen kadın da odur.

Benim kişisel fikrimi sorarsanız; kadını özgürleştiren erkek, erkeği de özgürleştiren kadındır. Erkeksiz kadın yarımdır ve kadınsız erkek de yarımdır. Özgürlük, karşıtından kurtulmak değil, aksine karşıtına mecbur kalmaktır. Bu bakış açısı üzerinde, hem karşıt cins, hem de karşıt fikir için tefekkür edilebilir.

Imperia eğer özgürlüğü, bir elinde Papa’yı, bir elinde Kral’ı oynatmakta buluyorsa, yanlış yapıyor demektir. Zira böyle yapmakla özgürleşmiyor, sadece kendi köleliğini daha bir çirkinleştiriyor, o kadar.

Konstanz’ın sembolünü ben yapmış olsaydım, daha farklı yapardım. Imperia’nın bir eline kitap, bir eline de kalem verirdim.

Çünkü bana göre gerçek özgürlük, kalem ve kitaptır.

Ve bu kadın – erkek her insan için aynıdır.

 

sediyani@gmail.com

FOTOĞRAFLAR:

 

Uzaydan seyahatimize bakış... Resmi enine ikiye bölen sarı çizgi, Almanya – İsviçre sınırıdır. Konstanz Gölü’nü tavaf etmeye, resmin ve gölün yukarısındaki Überlingen kentinde başlamış, saat yönünde hareket ederek seyahat etmiştik. Gölün etrafında tur atarak, resmin sağ alt köşesinde bulunan Konstanz şehrine geldik. Şu anda Konstanz’dayız, göl üzerindeki en büyük şehirde... Konstanz’ın kuzeyinde Mainau Çiçek Adası’nı görüyorsunuz. Yerleşimin olmadığı, üzerinde insan yaşamayan bu ada, Almanya’nın ve Konstanz Gölü’nün en güzel yeridir; yılda bir milyonun üzerinde turist ziyaret etmektedir. Bu ada, bir çiçek cennetidir, çiçeklerle görkemli bir sanat adası haline getirilmiştir. Bir sonraki yazımızdan itibaren sizlerle bu adayı gezeceğiz... Konstanz’ın batısında ise göl üzerindeki en büyük ada olan Reichenau adasını görüyorsunuz. Mainau çiçek adasını gezdikten sonra Reichenau adasına geçeceğiz ve gölü tavaf etme aksiyonumuzu işte bu ada üzerinde noktalayacağız ve başarımızı Reichenau adası üzerinde kutlayacağız... Akşam ise, resmin en solunda ve göl kıyısında bulunan Radolfzell am Bodensee  şehrine gideceğiz. İsviçre – Türkiye maçını Radolfzell Camiî’nde kurulan çadırda dev ekrandan izleyeceğiz ve geceyi de bu camide geçireceğiz. Radolfzell cemiyetine misafir olacağız. (ALMANYA)

 

Konstanz şehrine havadan bakış... Konstanz’ın güneyinde İsviçre, doğusunda Konstanz Gölü’nün Obersee bölümü, batısında Konstanz Gölü’nün Zeller See bölümü ve Reichenau adası, kuzeyinde de Mainau Çiçek Adası vardır. Şehrin içinden de Ren Nehri geçer. Etrafı Alp Sıradağları ile çevrilir... Fotoğrafın ön (alt) kısmında Konstanz limanını ve Imperia’yı görüyorsunuz. Şehri ikiye bölen Ren Nehri ve bu nehir üzerindeki köprüler, çok net seçilebilmektedir. Fotoğrafın arka (üst) kısmında ise Reichenau adasını komple görebiliyorsunuz. Gölü tavaf etme aksiyonumuzu işte o ada üzerinde noktalayacağız. (ALMANYA) / Foto: http://www.langenargen-tourismus.de/urlaubsthemen/radfahren/bodensee-sternfahrt.html

 

Konstanz limanı... Şehrin sembolü, “Güzel kadın İmperia”dır. (ALMANYA)

 

Imperia’nın sağ elinde Papa, sol elinde de Kral vardır. Bunlar “gücü temsil eden” ve “erkek egemen (ataerkil, pederşâhî) gücünü kullanarak kadını köleleştiren” iki güç odağını temsil eder. Biri “dîn”i (Papa), biri de “devlet”i (Kral) sembolize eder. Dîn ve devlet, kadını köleleştiren ve hürriyetine kasteden iki güç odağıdır ve Imperia dîn ve devlete karşı özgürlük mücadelesi vermektedir. Güzel kadın Imperia’nın iki elinde tuttuğu Papa ve Kral’ın hem çırılçıplak, hem de küçücük olması, heykel sanatı yoluyla şu mesajı vermektedir: Papa ve Kral, ellerindeki güçle bütün insanlara ve dünyaya hükmetmektedirler; yeryüzünde onların kudretleri üzerinde başka kudret olmadığı ve herşeye güç yetirebildikleri halde, yine de bir kadın karşısında aciz kalmaktadırlar. Çünkü erkeğin en zayıf tarafı, kadındır. Erkek dünyaya hükmeder ama bir kadın karşısında aciz kalır. Aynı şekilde, erkek kadını köleleştirmektedir fakat kadına kölelik yapan da sadece erkektir. Erkek kadının hem efendisi hem de kölesidir; bunun gibi kadın da erkeğin hem kölesi hem efendisidir. Kadının özgürlüğüne kastedenler, Papa’nın şahsında dîn, Kral’ın şahsında devlettir, lâkin yeryüzündeki bu en büyük güçlere boyun eğdiren sadece bir güç vardır; o da yine kadındır. (ALMANYA)

 

 

Suyun olduğu yerde hayat var (ALMANYA)

 

Ülkemizi değiştirince, gemilerdeki bayraklar da değişti (ALMANYA)

 

Konstanz şehrinin sembolü olan “Güzel kadın Imperia”, heykeltraş Peter Lenk tarafından yapıldı ve 1993 yılında Konstanz limanına dikildi. Betondan yapılan heykelin yüksekliği 9 metre, ağırlığı 18 tondur. Heykelin ayakları dönermasa üzerinde durmaktadır ve Imperia sürekli kendi etrafında dönmektedir. Dolayısıyla her yöne bakabilmektedir. Imperia’nın kendi etrafındaki dönüşü 3 dakika sürmektedir. (ALMANYA)

 

Limana giren ve çıkan tüm gemiler Imperia’ya selam verip öyle geçerler (ALMANYA)

 

Fotoğraf çekimi için en ideal zamanın yakalandığı an... (ALMANYA)

 

Imperia , Fransız yazar Honoré de Balzac (1799 – 1850)’ın kaleme aldığı “La Belle Impéria” (Güzel Kadın İmperia) adlı romanın kahramanından başkası değildir (ALMANYA)

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim