Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 25

29.05.2010 21:59

İbrahim Sediyani

“Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Çünkü kimin kime üstünlük sağlayacağına SUYUN AKIŞI karar verir.”

 Kızılderili atasözü

 

5 gün süren gezimi tamamladım ve Fransa içinde aracımla ilerleyerek evime doğru ilerlemeye başladım. 

Bu gezi, 2008 yılı içinde yaptığım tüm geziler arasından en güzel, en verimli ve en renkli gezi oldu. Ülkeler, göller, nehirler, dağlar ve sınırlar aşarak çok güzel bir hafta yaşadım.

10 – 14 Haziran 2008 tarihleri arasında yaptığım bu 5 günlük gezinin toplam bilançosu şöyle: 4 ülke (Almanya, Avusturya, İsviçre, Fransa), 3 eyalet (Baden – Württemberg, Bavyera, Vorarlberg), 1 eyalet başkenti (Bregenz), 6 kanton (St. Gallen, Thurgau, Schaffhausen, Zürich, Aargau, Basel – Stadt), 3 kanton merkezi (Schaffhausen, Zürih, Basel), 2 metropol (Zürih, Basel), 2 bölünmüş kent (Laufenburg, Rheinfelden), 1 sıradağ (Alpler), 2 göl (Konstanz Gölü, Zürih Gölü) 2 ada (Mainau Çiçek Adası, Reichenau), 3 nehir (Tuna, Ren, Limmat), 1 nehir kaynağı (Tuna Kaynağı) ve 1 şelâle (Ren Şelâlesi).     

Geziyi anlamlı kılan diğer bir olay da, bu seyahat esnasında “doğayla ve coğrafyayla yarışmak” veya “doğayla ve coğrafyayla kucaklaşmak” adına birden fazla eylem ve aksiyonu art arda gerçekleştirmiş olmamdı.

Almanya – Avusturya – İsviçre arasında yer alan Konstanz Gölü’nün etrafını tavaf ettim. Bir baştan bir başa gölün çevresini dolaşarak bütün kıyılarını avuçlarımın içine aldım.  

Su (göl ve nehir) ile belirlenmiş olan Almanya – İsviçre sınırını bir baştan bir başa, en doğu noktasından başlayıp en batı noktasına kadar kat ettim. Bütün yolculuğum boyunca aslında, iki ülke arasındaki sınırı da çizmiş oldum.

İsviçre’nin doğu komşusu Avusturya, batı komşusu ise Fransa’dır. Ben İsviçre’ye Avusturya’dan girip Fransa’dan çıktım. Yani bu ülkeye doğu sınırından girip batı sınırından çıktım. İsviçre’yi bir baştan bir başa kat ettim.

Bir diğer nokta da, Avrupa’nın ve gezdiğim ülkelerin genelde “en”lerine dokunmuş olmamdır. Gördüklerim ve gezdiklerim, hep “en” sıfatını taşıyorlardı:

Salem Affenberg, Avrupa’nın dört maymun parkından biri…

Alp Dağları, Avrupa’nın en büyük ve en yüksek sıradağları…

Konstanz Gölü, Alpler’in en büyük 2. gölü…

Bregenz, Avusturya’nın en doğusundaki şehir…

Rorschach, tarihteki ilk gazetenin basıldığı kent…

Konstanz, Konstanz Gölü kıyısındaki en büyük şehir…

Mainau Çiçek Adası, Avrupa’nın en büyük botanik bahçesi…

Mainau Çiçek Adası’ndaki Kelebek Evi, Avrupa’nın en büyük kelebek evi…

Reichenau, Konstanz Gölü üzerindeki en büyük ada…

Donaueschingen, Tuna Nehri’nin akıntısına başladığı yer…

Tuna Nehri, Avrupa’nın en uzun 2. ırmağı…

Ren Nehri, Batı Avrupa’nın en uzun 2. ırmağı…

Ren Şelâlesi, Avrupa’nın en büyük şelâlesi…

Schaffhausen, İsviçre’nin en kuzeyindeki şehir…

Zürih, İsviçre’nin en büyük şehri…

Basel, İsviçre’nin en büyük 3. şehri…

Geziyi güzelleştiren diğer bir olay da, bu gezide 4 ülke birden gezerken, bir ülkeden diğer bir ülkeye her seferinde arabayla girmemem, bu işi tam iki kere de yürüyerek yapmamdır. Her ikisi de ikiye bölünmüş olan yerleşim birimleri olan Laufenburg ve Rheinfelden kasabalarında, Almanya – İsviçre arasında bir köprü üzerinden yürüyerek gidip gelmiştim. İki ülke arasında yaya olarak yaptığım bu aynı eylemi, onlardan bir gün önce Ren Şelâlesi’nde ise iki ayrı kanton, Schaffhausen ve Zürih kantonları arasında gerçekleştirmiştim. Şelâlenin arkasındaki köprüde yürüyerek karşıdan karşıya gidip gelerek, iki kanton arasında yaya olarak gidip gelmiştim.

Ancaaak… Gezinin asıl en güzel yönlerinden biri de neydi, biliyor musunuz? Bu geziyi aslında yalnız başıma yapmamıştım. Zira su ve bitkilerin, nehir, şelâle, göl, ağaç ve çiçeklerin yanısıra hayvanlar da bana eşlik etmişti bu seyahatimde. O hayvanlar ki, Allâh-û Teâlâ her cinsine ayrı bir şekil, ayrı bir yaşama alanı ve her birine farklı bir ömür bahşetmiş olsa da, istisnasız hepsi de gece gündüz Allâh’a ibadet ve kulluk etmekte, çıkardıkları her seste ve yaptıkları her harekette âlemlerin Râbbi olan Allâh Tebâreke we Têâlâ’nın yüce ismini zikretmektedirler. İşte bu harika hayvanlar, gezide beni hiç yalnız bırakmamış, seyahatim boyunca bana yol arkadaşı olmuşlar, âdetâ, bu gezimize “tanıklık” (şahadet) etmişlerdi:

Salem Affenberg’de maymunlar, leylekler, ceylanlar ve balıklar…

Bregenz şehrinde kuşlar…

Mainau Çiçek Adası’nda inekler, keçiler, böcekler, karıncalar, güvercinler, kelebekler ve kaplumbağalar…

Ren Şelâlesi’nde yılanbalıkları…

Zürih şehrinde kuğular ve ördekler…

Evet… Geziyi suya bağlı olarak yaptık, suyun akıntısına kapılarak yaptık ve hakikaten “su gibi” yaptık.

Su; güzelliktir, duruluktur, temizliktir. Sevgidir su, duygudur; bağdır, tutkudur.

Su; bir öyküdür, yaşamdır, serüvendir. Öyle bir serüven ki, “akarsa nehir” olur su, “düşerse şelâle” olur, “durursa göl”.

Su; bana yoldaştır, sırdaştır, yârdır. Akıntısına tutulduğum, düşüşüne hayran olduğum, duruşuna vurulduğum sevgilimdir su. “Beyaz beyaz” konuşmasına, “mavi mavi” bakışına, “yeşil yeşil” akışına âşık olduğum sevdiceğimdir, su.

Su; dokun bana…

Ey su; ellerime dokun… Dokun ki, şu fânî hayatımda bir kez olsun harama el uzatmayayım, hakkım olmayan şeyi almayayım. Ellerimi yalnızca hayra ve iyiliğe uzatayım, beni hem dünya hayatında hem de âhiret hayatında kurtaracak ipi tutayım.

Su; dokun bana…

Ey su; parmaklarıma dokun… Dokun ki, yazmakla, sözcüklerle ve cümlelerle geçirdiğim şu fânî hayatımda kalemimi nefsim için, makam ve mevkiî için kullanmayayım. Kalemimi yalnızca hakkın söylenmesi, doğrunun dillendirilmesi, barış ve adalet umdelerinin yerleşmesi için kullanayım.

Su; dokun bana…

Ey su; ayaklarıma dokun… Dokun ki, beni ateşe, zarara uğrayanlardan olacaklara götürecek yollarda yürümeyeyim. Adımlarımı yalnızca hakkın ve tevhidî istikametin yolunda atayım. Allâh ve Resûlü’nün yolunda gideyim.

Su; dokun bana…

Ey su; saçlarıma dokun… Dokun ki, günâh ve şirk evine, zûlüm ve çirkefe açılan hiçbir kapıdan içeri girmeyeyim. Yalnızca hayır ve tevhid evine, adalet ve güzelliklere açılan kapıların altından geçeyim. Yalnızca Hakk’ın kapısından içeri gireyim.

Su; dokun bana…

Ey su; gözlerime dokun… Dokun ki, şu günâhkâr ve âcîz hayatımda bir kez olsun harama bakmayayım, gözlerimi çirkinliklere, günâha ve şehvete çevirmeyeyim. Yalnızca güzel olana bakayım, gözlerimi yalnızca Rahmanî ve melekutî olan hayır ve hesanata çevireyim.

Su; dokun bana…

Ey su; kulaklarıma dokun… Dokun ki, şeytanî ve nefsî olan hiçbir söz ve çağrıya kulak kabartmayayım, onları dinlemeyeyim. Yalnızca hakka ve cennete çağıran çağrılara kulak kabartayım. Allâh’ın kelamına dâvet eden söz ve konuşmaları dinleyeyim.

Su; dokun bana…

Ey su; dudaklarıma dokun… Dokun ki, şu boğazımdan bir kez olsun haram lokma geçmesin, Allâh’ın haram kıldığı hiçbir gıda, hiçbir içecek ve yiyecek iki dudağımın arasından geçmesin. Bütün hayatımı helâl rızıkla kazanayım, boğazımdan yalnızca helâl lokma geçsin.

Su; dokun bana…

Ey su; dilime dokun… Dokun ki, şu fânî hayatımda bir kez olsun ağzımdan yanlış ve bâtıl bir söz çıkmasın, insanları kötülüğe, şirke, ateşe çağıran hiçbir sözcük ve cümle konuşmayayım. Dilim yalnızca hakkı seslendirsin. Yalnızca hayra, barış ve adalete çağırayım. İnsanlara yalnızca kurtuluşa götüren vahyi konuşayım.

Su; dokun bana…

Ey su; kollarıma dokun… Dokun ki, sahip olduğum güç, yetenek ve yetkileri zayıfları ezmek, haklının hakkını gasp etmek için kullanmayayım. Allâh’ın bana bahşettiği bütün güç, yetenek ve yetkileri zayıfların hakkının korunması, adaletin tesisi, zûlüm ve tuğyanın ortadan kalkması amacıyla kullanayım. Ezene karşı ezilenin, güçlüye karşı zayıfın, zalime karşı mazlumun, varsıla karşı yoksulun, müstekbire karşı mustaz’afın, tasasız müreffehlere karşı yalın ayaklıların, sömürgecilere ve işgalcilere karşı özgürlük âşıklarının yanında yer alayım.

Su; dokun bana…

Ey su; bütün vücûduma dokun, bedenimin her tarafına dokun… Dokun ki, bütün hayatımı, düşüncemi, davranışlarımı, insanlarla, bitkilerle, hayvanlarla, toplumla, doğayla ve coğrafyayla olan tüm ilişkilerimi İslam ve Qûr’ân’ın belirlediği ölçülere göre tanzim edeyim. Bütün varlığımla, bütün benliğimle Allâh’a kulluğu yaşayayım ve yaşatayım. Müslüman olarak yaşayıp Müslüman bir kimlikle var olayım; “şâhîd” olarak yaşayıp “şehîd” olarak son nefesimi vereyim.

Su; dokun bana…

Ey su; haydi dokun bana… Dokun bana, su.

 “We cealna mine’l- mâi kûlli şey’in hayy.”

 sediyani@gmail.com

≈ BİTTİ ≈

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim