1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 24
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur – 24

A+A-

“Eğer bir ülkede gölgelerin boyu gerçek eserlerin boyunu geçiyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir.”

Kızılderili atasözü

 

Sabah kalktığımda saat 08:30 sularıydı. Ancak 3 saat kadar uyuyabilmiştim.

Cemiyetin başkanı, yardımcısı, yönetim kurulu üyeleri ve dîn görevlisi Sürmeneli Ömer Hoca sabah tam kadro camiye gelmişlerdi. Lokal bölümünde toplu olarak güzel bir kahvaltı yaptık.

Bugün 5 günlük gezimin son günüydü. Sadece “yarım gün” gezecek ve ondan sonra evime geri dönecektim. Kahvaltıdan sonra cemiyetin bütün yetkililerine en içten duygularımla teşekkür ettim ve kendilerinden hatır istedim.

Arabaya atladığım gibi oradan uzaklaştım ve son günün gezisine başladım.

14 HAZİRAN: ALMANYA – İSVİÇRE – FRANSA

Almanya ile İsviçre arasında ikiye bölünmüş bir yerleşim birimi olan Rheinfelden kasabasından ayrıldıktan sonra, hedefim, bu kasabanın bağlı bulunduğu Lörrach ilçesiydi. Bu ilçe, bu kasabanın 19 km kuzeybatısında yer alıyordu. Önce B 34 yolu üzerinde batıya doğru, sonra da A 861, E 54 ve A 98 yolları üzerinde kuzeye doğru, en sonda ise B 317 yolu üzerinde güneye doğru araç sürerek 15 dakika içinde ilçe merkezine ulaştım.

 Baden – Württemberg eyaletinin Freiburg iline bağlı bir ilçe olan Lörrach, deniz seviyesinin 294 m yükseğinde kurulmuş bir yerleşim birimi olup 39, 42 km²’lik bir alanı kapsar. Trafik plaka remzi LÖ olan ilçenin nüfûsu 48 bin 158’dir. Lörrach, İsviçre sınırına 3 km 600 m, Fransa sınırına ise 9 km mesafede bulunuyor.

Lörrach, İsviçre’nin Basel şehri etrafında gelişen ve Almanca adı “Trinationaler Eurodistrict Basel” (TEB), Fransızca adı ise “Eurodistrict Trinational de Bâle” (ETB) olan “şehirler birliği organizasyonu”na ait kentlerden biridir.  Basel ve etrafındaki şehirler, aralarında hiçbir boşluk olmadan bitişik şekilde dizilirler. Bu “yerleşik” bölge, havadan, uçaktan bakıldığında dört bir yönden gelişmiş devâsâ büyüklüğünde tek bir şehir gibi görünür, fakat aslında bu, art arda dizilmiş tam 226 adet yerleşim birimidir. Uçaktan bakıldığında tek bir şehir gibi görünmesinin sebebi, bu 226 yerleşim birimi arasında hiçbir boşluğun olmaması ve bir kentin bittiği yerden hemen bir diğerinin başlamasıdır. Üstelik bu kentler tek bir ülkeye de ait değildir; organizasyonun ismindeki “Trinational” kelimesinden de anlaşılacağı üzere bunlar üç ayrı ülkenin (İsviçre, Almanya, Fransa) kentleridirler. Çünkü bu yerleşimler, bu üç ülkenin tam da “sınır üçgeninde” bulunan Basel şehri etrafında dizilirler. İsviçre’nin en büyük 3. şehri olan Basel’i kocaman bir balinaya benzetirsek, ona yapışmış olan 225 tane yerleşim birimi de bu balinanın vücûduna yapışmış olan küçük balıklar gibidirler. Bu 226 yapışık yerleşim biriminin belediyeleri, ortadaki ve en büyük olan Basel’in öncülüğünde bir araya gelerek kendi aralarında böyle bir birlik oluşturmuşlardır. Bu organizasyonun kurulmasındaki amaç ise sınır güvenliğini daha da sağlam temellere oturtmak ve karşılıklı ticarî ilişkileri geliştirmektir. (Basel’in nüfûsu 494 bin, TEB’i oluşturan 226 yerleşim biriminin hepsinin toplam nüfûsu 830 bin; başka bir ifadeyle, Basel’in nüfûsu tek başına diğer 225 yerleşimin toplam nüfûsundan fazladır)

Üç ülkenin kesiştiği bu noktada her üç ülke arasındaki sınırı da Ren Nehri çizdiği için, sözünü ettiğimiz bölge aynı zamanda “RegioTriRhena” adıyla da anılır.

Yazılı tarih kaynaklarında Lörrach ismine ilk olarak İsviçre’deki St. Gallen Manastırı’ndaki 7 Eylül 751 tarihli tutanak ve tapularda rastlanır. Ancak “köy” durumuna gelip yerleşim birimi şeklini alması ancak 12. ve 13. yy’lardadır.

Lörrach’ın 1700 tarihinde 1535 olan nüfûsu 1750 tarihinde 3 bin 140’a, 1800 tarihinde 4 bin 180’e, 1870 tarihinde 9 bin 103’e, 1890 tarihinde 11 bin 475’e, 1914 tarihinde 16 bin 293’e, 1938 tarihinde 20 bin 41’e, 1960 tarihinde 30 bin 546’ya, 1981 tarihinde 40 bin 64’e, 2000 tarihinde 45 bin 679’a, 2008 tarihinde ise 48 bin 158’e çıktı.

Kent nüfûsunun % 13, 8’i yabancı kökenlidir.

Lörrach’a girince ilk işim, Spital Caddesi 51 (Spitalstraße 15)  adresinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olarak faaliyet yürüten Lörrach Merkez Camiî’ne gitmek oldu. Camide cemiyet başkanı ve dîn görevlisi tarafından karşılandım. Cami ile ilgili bilgiler alıp resimlerini çektim.

Cemiyet başkanı Mustafa Çetin Begen 41 yaşında ve Erzincan vilayetimizin Çayırlı ilçesinden. Aynı yaştaki din görevlisi İbrahim Gök ise Samsun ilimizin Bafra ilçesinden olup 25 Temmuz 2007’de göreve başladı. Daha önce İzmir’de görev yapıyordu.

Cemiyet 1987 tarihinde kuruldu. Bu bina 2001 yılında satın alınarak camiye çevrildi. Daha önce Kızılhaç (Rotes Kreuz) binasıydı. Toplam 1071 m²’lik bir alanı kapsayan caminin kullanım alanı 600 m².

Camiî bünyesinde yönetim bürosu, Qûr’ân kursu, dershane, 2 mutfak, lojman, kütüphane, gençlik lokali, kadınlar salonu, 4 adet kiralık daire, seyyar tavuk büfesi, tamirhane ve 7 tanesi kapalı garaj içinde olmak üzere 10 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. Cemiyetin 100 kayıtlı üyesi var.

Lörrach’tan ayrıldıktan sonraki hedefim, bu ilçeye bağlı olan ve 3 km güneybatısında bulunan Weil am Rhein kasabasıydı. Tamamen yerleşim birimlerinin içinden geçerek sadece 7 – 8 dakika içinde buraya ulaştım.

Baden – Württemberg eyaletinin Freiburg ilinin Lörrach ilçesine bağlı bir kasaba olan Weil am Rhein, deniz seviyesinin 281 m yükseğinde kurulmuş bir yerleşim birimi olup 19, 47 km²’lik bir alanı kapsar. Lörrach’a bağlı olduğu için trafik plaka remzi LÖ olan kasabanın nüfûsu 29 bin 725’tir. Tam da Almanya – İsviçre – Fransa üçgeninde bulunan Weil am Rhein, güney tarafından İsviçre sınırının, batı tarafından da Fransa sınırının sıfır noktasında bulunuyor. Kent, İsviçre’nin Basel şehriyle bitişiktir. Elbette ki, tıpkı Lörrach gibi TEB’i oluşturan 226 yerleşim biriminden biridir.

Weil am Rhein, 27 Şubat 786 tarihinde “Willa” adıyla kuruldu. Bu isim, Roma kökenli bir sözcüktür. 16 Ağustos 1929 tarihinde “şehir” statü kazanan yerleşim birimi, bu statüyle birlikte “Weil am Rhein” adını aldı. Kentin nüfûsu özellikle II. Dünya Savaşı (1939 – 45)’ndan sonra hızlı bir şekilde artış trendine girdi.

Kentin 1700 tarihinde 600 olan nüfûsu 1836 tarihinde 1056’ya, 1 Aralık 1900’de 2 bin 52’ye, 16 Haziran 1925’te 4 bin 565’e, 16 Haziran 1933’te 8 bin 254’e, 13 Eylül 1950’de 10 bin 507’ye, 6 Haziran 1961’de 17 bin 389’a, 27 Mayıs 1970’te 20 bin 298’e, 27 Mayıs 1987’de 25 bin 800’e, 31 Aralık 2005’te ise 29 bin 725’e yükseldi.

Weil am Rhein’a girince ilk işim, Tulla Caddesi 48 (Tullastraße 48)  adresinde bulunan ve DİTİB’e bağlı olarak faaliyet yürüten Weil Eyüp Sultan Camiî’ne gitmek oldu. Camide cemiyet başkanı ve dîn görevlisi tarafından karşılandım. Cami ile ilgili bilgiler alıp resimlerini çektim.

Cemiyet başkanı Yaşar Koca 45 yaşında ve Trabzon vilayetimizin Çaykara ilçesinden. 40 yaşındaki din görevlisi Yusuf Durmaz ise Sakarya ilimizin Kaynarca ilçesinden olup 2 Ağustos 2007’de göreve başladı. Daha önce memleketinin Ferizli ilçesinde görev yapıyordu.

Cemiyet 1982 tarihinde kuruldu. Bu bina 2001 yılında satın alınarak camiye çevrildi. Daha önce büroydu. Toplam 1000 m²’lik bir alanı kapsayan caminin kullanım alanı 170 m².

Camiî bünyesinde yönetim bürosu, Qûr’ân kursu, dershane, mutfak, lojman, kütüphane, gençlik lokali, kadınlar salonu, market, berber, bilgisayar odası, misafirhane, seyahat acentesi ve 40 araç kapasiteli park yeri bulunuyor. Cemiyetin 122 kayıtlı üyesi var.

Cemiyetin büyük çoğunluğu Trabzonlu olduğu için Trabzonspor’un önemli şahsiyetleri yer yer burayı ziyaret etmişler. Trabzonspor Kulübü Eski Başkanı Faruk Özak ve Trabzon’un bazı belediye başkanları cemiyeti ziyaret eden isimler arasında.  (Cemiyet başkanıyla ilk kez tanışmıştım ama, gelmeden önce, gazetede kendisi hakkında epey bir “tembihlenmiştim”; zira benim yazıişlerindeki müdürlerimden birinin ağabeyiydi. Kendisi aynı zamanda, Timetürk sitesinin köşe yazarı, değerli dostum ve kardeşim Mehmet Koçak’ın halasıoğludur.)

Camideki işim bittikten sonra, “Tschüß Deutschland” deyip yeniden İsviçre’ye doğru hareket ettim. Zaten Weil am Rhein ile Basel şehri bitişiktiler; aradaki gümrük ve pasaport kontrolü olmasa, bırakın yurtdışını, şehir dışına çıktığımı bile anlayamayacaktım.

Evet, bir gün sonra yine İsviçre’deydim. İsviçre’nin en büyük 3. şehri olan Basel’de. Bu benim bu şehre ilk gelişim.

İsviçre – Almanya – Fransa sınır üçgeninde bulunan Basel, deniz seviyesinin 260 m yükseğinde kurulmuş bir yerleşim birimi olup 22, 75 km²’lik bir alanı kapsar. İsviçre’nin en büyük 3. şehri durumunda olan kentin nüfûsu 494 bin 299’dur. 226 yerleşim biriminin oluşturduğu TEB’in merkezi olan kent, kuzeydoğu tarafından Almanya sınırının, kuzeybatı tarafından da Fransa sınırının sıfır noktasındadır. İsviçre AB üyesi olmadığı için, tek başına bu şehrin iki ayrı kenarında gümrük vardır. Basel, İsviçre’nin en büyük şehri Zürih’e 85 km, İsviçre’nin başkenti Bern’e 97 km, Fenerbahçeli taraftarların Demir Çelik Karabükspor’un Bank Asya 1. Lig’deki şampiyonluğunu kutlamak amacıyla 3 dakikalığına “timsah yürüyüşü” yaptığı Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadı’na 2 bin 524 km, hânımı başörtülü olduğu için Beşiktaş yönetimi ile sorun yaşayan ve Beşiktaş’tan kovulan Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’ı yenerek şampiyon olduğu Bursa Atatürk Stadı’na 2 bin 740 km, Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023 seçimlerinde CHP’yi tek başına “iktidar” yapmaya hazırlanan Deniz Baykal’ın sekreteri Nesrin Baytok’u “first lady” yaptığı kameralı villaya 2 bin 951 km, Dersimli “Gandi” Kemal’in öğretmenine “Ben büyüyünce CHP genel başkanı olacağım öğretmenim” dediği Nazımiye’deki ilkokula 3 bin 655 km, Fenerbahçe futbol takımının 27 yaşını geride bırakıp 28. yaşından gün aldığı Şanlıurfa GAP Stadı’na 3 bin 785 km, insanlara moral ve teselli vermek amacıyla 0900’lü telefon hattının kurulduğu Pennsylvania eyaletine ise okyanus ötesi uzaklıkta bulunuyor.

Kent, Ren (Rhein) Nehri üzerinde kurulmuştur. Ren üzerinde gemi ve vapur trafiği de, işte bu noktadan itibaren başlar. Buraya kadar Ren üzerinde sadece sandallarla ulaşım yapılmaktadır. Ren, tam da bu noktada gemicilik için yeterli büyüklüğe ulaşmış ve “ergenlik çağına” kavuşmuş kabul edilir.

Kemalist aydınlanma süreci yaşamadığı ve CHP ve MHP gibi nimetlerden mahrum olduğu için birden fazla resmî dili olan İsviçre’nin Almanca resmî adı “Schweiz”, Fransızca resmî adı “Suisse”, İtalyanca resmî adı “Svizzera”, Retoromanşça resmî adı “Svizra”, Kürtçe resmî adı ise “Vışşş!” olup, resmîyette bu isimlerin hepsi aynı anda kullanılır. Bizim şu anda bulunduğumuz Basel şehrinin ise Fransızca ismi “Bâle”, İtalyanca ve Retoromanşça ismi “Basilea”, Almanca ismi “Basel”, Kürtçe ismi ise “Besê” olup, bu kantonda yaşayan halk “Ih liebe dih” konuştuğu için, resmîyette Almanca ismi olan “Basel” geçerlidir.

Basel’in tarihi M. Ö. 5. yy’da Keltler’le başlar. M. Ö. 150 yılında buradaki ilk Kelt yerleşim birimi kurulur. M. Ö. 44 – 43 yıllarında burada “Augusta Raurica” adlı bir Roma kolonisinin kurulmasından itibaren de Romalılar’ın egemenliğine girer.

Şehrin bugünkü “Basel” isminin kökeni ise M. S. 237 veya 238 yıllarına kadar dayanır. O tarihlerden itibaren mezkur yerleşim, Latince olarak “Basileam Applicuerunt” şeklinde anılmaya başlanır. 400 yılında Roma ordusunun bölgeyi terketmesi üzerine de buraya Alamanlar yerleşir. Romalılar’ın kendi istekleriyle bölgeyi neden terkettikleri bilinmemekle birlikte, “yanlış anons” kurbanı oldukları ve Kadıköy’e gidip Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kutlamak amacıyla bölgeyi terkettikleri sanılmaktadır. Diğer bir görüşe göre ise Roma ordusu, CHP kongresinde Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vermek amacıyla bölgeyi terketmiştir.

5. yy’da Franklar’ın eline geçen Basel, 900 yılında Hochburgund Krallığı’na bağlanır. 917 tarihinde şehre saldıran Macarlar, burayı CHP’den daha beter hale getirirler. Aralarında bizat şehrin başpiskoposunun da bulunduğu pekçok kişi bu saldırıda öldürülür.

Kral II. Heinrich adında hayırsever bir kardeşimiz, 1019 tarihinde şehri yeniden imar eder. 1100 tarihinde ise şehrin etrafında ilk duvarlar örülmeye başlanır; amaç, Fenerbahçeli “sazanların” içeri dalıp şampiyonluk kutlaması yapmalarını engellemektir. 13. yy’ın ortalarında ve 14. yy’ın sonlarında bu surlar daha da genişletilir. 1225 tarihinde ise Heinrich von Thun abimizin yönetiminde Ren Nehri üzerindeki ilk köprü inşâ edilir.

1348 tarihinde şehirde büyük bir veba hastalığı (Yersinia pestis) salgını başgösterir ve şehir nüfûsunun yarısı hastalıktan ölür. Bu büyük felâketin üzerinden henüz 8 sene gibi kısa bir zaman geçmişken, şehir ikinci bir büyük felâketle karşı karşıya gelir: Basel Depremi (1356)... 10 şiddetindeki bu deprem, halen dahi Orta Avrupa tarihindeki en büyük deprem olmasına karşılık, depremde kaç kişinin hayatını kaybettiği konusunda kaynaklar biribirlerinden oldukça farklı rakamlar vermektedirler. Kimi kaynaklar 100, kimi kaynaklar 300, kimi kaynaklar 1000, kimi kaynaklar da 2000 kişinin öldüğünü belirtmektedir. Ancak bütün kaynakların hemfikir olduğu nokta, depremden dolayı meydana gelen yangınların, şehri depremden daha kötü vurduğudur. Zira depremden sonraki yangınlar, şehrin büyük kısmını bir kül yığını haline getirmiştir.

1433 tarihinde şehirde kâğıt fabrikası kurulur. 1460 tarihinde ise Papa II. Pius şehirdeki üniversiteyi kurar ki bu üniversite (Basel Üniversitesi) , bugünkü İsviçre topraklarındaki ilk üniversitedir. 1433’te kâğıt fabrikasının, 27 yıl sonra da üniversitenin kurulması, Basel şehrini gitgide bir “kültür ve bilim şehri” haline dönüştürür. 1471 tarihinde, bu kâğıt fabrikasında  kitaplar da basılmaya başlanır. Basel’de ilk basılan kitaplar, Mehmet Pamak’ın “Kürt Sorunu ve Müslümanlar”, Rıdvan Kaya’nın “Düşünce ve Eylem”, Zeki Savaş’ın “Ortak Payda”, Yıldız Ramazanoğlu’nun “Bağdat Fragmanı” ve İbrahim Sediyani’nin  “Adını Arayan Coğrafya” kitaplarıdır.

Bu tarihten başlayarak şehirde çeşitli zaman dilimlerinde kültürel etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklere Avrupa’nın değişik yerlerinden gelen sanatçılar, düşünürler, edebiyatçılar ve bilim adamları iştirak ederler. Basel gerçek anlamda bir “kültür ve bilim şehri” olmuştur. Şehirdeki bütün etkinlikler “Kudüs TV”, “Haksöz TV” ve “İsra Haber” aracılığıyla halka izlettirilir. Ancak 1499 yılında başlayan ve iki yıl süren Schwaben Savaşı (diğer adıyla İsviçre Savaşı) nedeniyle bu etkinlikler bir süre askıya alınır.

Diyanet’in bastırdığı ve Türkiye gazetesinin okuyucularına bedava dağıttığı namaz vakitli takvimler 13 Temmuz 1501’i gösterdiğinde, Basel, İsviçre Konfederasyonu’na bağlanır ve birliğin 11. kantonu olur. 1543 tarihinde Basel’de, insan anatomisi hakkında tüm bilgilerin en ince ayrıntısına kadar yer aldığı ilk kitap olan ve Andreas Vesalius (1514 – 64) tarafından kaleme alınan meşhur “De Humanis Corporis Fabrica” (İnsan Vücûdunun İnşâsı) adlı kitap yayınlanır. 1589 tarihinde ise şehirdeki ilk lise açılır (bugünkü adı “Gymnasium am Münsterplatz”).

Daha sonraki yıllar ise Basel için tam bir felâket dönemidir. Sadece 50 yıl içinde şehirde tam 5 defa veba hastalığı salgını başgösterir ve binlerce kişi hastalıktan hayatını kaybeder. 1563 – 64 yıllarındaki veba salgınında 4 bin kişi (şehir nüfûsunun üçte biri), 1576 – 78 yıllarındaki veba salgınında 800 kişi, 1582 – 83 yıllarındaki veba salgınında 1200 kişi, 1593 – 94 yıllarındaki veba salgınında 900 kişi ve 1609 – 11 yıllarındaki veba salgınında 3 bin 600 kişi bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirir.

1662 tarihinde Basel’de sanat müzesi açılır. Johann Rudolf Geigy tarafından ticaret ve zanaat merkezinin açılma tarihi ise 1758’dir (Halen faaliyette olan sözkonusu merkezin şimdiki adı “Novartis AG” olup, ismini Latince’de “yeni san’at” anlamına gelen “novae artes” ifadesinden almaktadır). 

1795 tarihinde bu şehirde yapılan Basel Antlaşması, Fransa, İspanya ve Prusya arasındaki savaşı sona erdiren antlaşmadır. 1844 tarihinde Basel ile kendisine yapışık ama Fransa’ya ait olan Saint – Louis  şehri (Basel’den sonra oraya gideceğim ben de) arasında tren seferleri başlar ki bu, bugünkü İsviçre topraklarındaki ilk tren seferidir.

İmdi, nihayet asıl konuya geldi sıra... 26 – 29 Ağustos 1897 günleri arasında Basel’de ne olduğunu sanırım hepiniz biliyorsunuz. Bu tarih, Basel’de Theodor Herzl öncülüğünde 1. Dünya Siyonist Kongresi’nin yapıldığı tarihtir. “Filistin topraklarında bir Yahudî devletinin kurulması” kararı, dört gün süren bu kongre sonucunda, ilk kez 29 Ağustos 1897 tarihinde burada, Basel şehrinde alınmıştır. Başka bir ifadeyle, 15 Mayıs 1948 tarihinde kurulan siyonist İsrail’in ilk temelleri 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde atılmıştır, diyebiliriz. Fakat sadece İsrail devletinin mi? Lütfen yazıyı okumaya devam edelim.

Kongrede alınan bu karardan sonra, sırf bunu gerçekleştirmek amacıyla bir fon (Jewish Colonial Trust) ve bir Yahudî bankası (Bank Leumi) kurulur. Dünya Siyonist Kongresi, 1897 – 1901 tarihleri arasında her yıl, 1939’a kadar da iki yılda bir tekrarlanır. 1939’dan sonra yapılmamasının sebebi, aynı tarihte başlayan II. Dünya Savaşı’dır. Savaştan sonra İsrail kurulur, amaçlarına ulaşmıştılar. II. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar “Dünya Siyonist Kongresi” adıyla gerçekleştirilen bu kongreler, İsrail’in kurulmasından sonra “Dünya Yahudî Kongresi” adıyla devam ettirilir ve son kongre, Haziran 2006’da yapılır. Bu kongrelerin ilk 6 tanesi (1897 – 1903), Theodor Herzl başkanlığında yapılmıştır. Yani, ırkçı Siyonizm ideolojisinin fikir babası olan Herzl’in ölümüne (1904) kadar. (Theodor Herzl, Osmanlı padişâhı II. Abdulhamid Han ile yaptığı görüşmeyi Yahudîler’e ilk kez 26 – 30 Aralık 1901’deki 5. kongrede açıklar. II. Abdulhamid, Yahudîler’in arzularına red cevabı veren “inatçı” tavrından dolayı kongrede şiddetle kınanır. Osmanlı İmparatorluğu, Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması önündeki en büyük engel olarak görülür. 26 – 31 Aralık 1909’da Almanya’nın Hamburg kentinde gerçekleştirilen 9. kongrede, Avrupa’daki “Jön Türkler” ve İttihat Terakki kullanılarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve yerine Anadolu’da yeni bir devlet kurulması kararlaştırılır. Bizim son 100 yıllık siyasî kaderimizi belirleyen bu teklifi kongreye sunan, kongrenin yönetimindeki iki önemli isim olan Max Nordau ve David Wolffsohn’dur. Her ikisi de Alman Yahudîsi’dir. Bu teklif kongrede kabul görür. Bunun için, Osmanlı’ya karşı özellikle Selanik merkezli bir “içten yıkım” süreci başlatılacaktır; Osmanlı yıkılacak, bunun için “İttihatçılar” kullanılacaktır. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyoruz. Okuyan anlasın!... 9 – 15 Ağustos 1911’de yine Basel’de gerçekleştirilen 10. kongre İbranice olarak yapılır. 2 – 9 Eylül 1913’te Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen 11. kongrede Qudüs’te bir İbranî Üniversitesi kurulması kararlaştırılır. Ağustos 1933’te Çekoslovakya’nın başkenti Prag’da gerçekleştirilen 18. kongrede Adolf Hitler için “Dünya Yahudîliği’ne ihânet eden kişi” nitelemesinde bulunulur. Siyonizm kongresinde Hitler’in yaptıkları için “düşmanlık” değil, “ihânet” tabirinin kullanılması, oldukça düşündürücüdür. Ağustos 1937’de Zürih’te gerçekleştirilen 20. kongrede, Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması için İngiltere devletiyle işbirliği yapılması ve bu konuda onların yardım ve himayesine başvurulması kararlaştırılır. 14 – 30 Ağustos 1951’deki 23. kongre, İsrail’in kurulmasından sonraki ilk kongredir ve bizzat Qudüs’te gerçekleştirilir. Bu kongrede, siyonist rejimin şefi David ben Gurion da bir konuşma yapar. Siyonist rejimin şefi, bu konuşmasında aynen şunları söyler: “Biz Yahudîler İsrail devletini kurmak için günde 24 saat çalıştık. Müslümanlar’ın bu devletimizi yıkmaları için günde 25 saat çalışmaları gerekir.”)

Theodor Herzl, ilk siyonist kongreden sadece birkaç gün sonra, 3 Eylül 1897’de günlüğüne aynen şu ifadeleri yazar: “Kim ne derse desin, ben birkaç gün önce Basel’de Yahudî devletini kurdum bile. Bugün belki de tüm dünya bana gülüyordur. Ama belki 5 yıl sonra ya da belki 50 yıl sonra, bunun gerçekleştiğine tüm dünya şahid olacaktır.”

Evet... Herzl tuttuğu günlüğe bu notu yazdığında, sene 1897 idi. İsrail devleti 1948’de kuruldu. Yani 51 yıl sonra. Herzl’in o zamanlar için ancak “ütopya” olarak nitelenebilecek olan tahmininde sadece 1 yıllık bir hata payı vardı.

Basel şehrini anlatmaya, kaldığımız yerden devam edelim...

1900 tarihinde Basel “fabrika şehri” olarak anılmaya başlanır. Kentteki sanayiî hızla gelişmektedir. Basel, iki ülkeye sınır şehri olduğundan, her iki dünya savaşında da İsviçre’nin diğer tüm şehirlerinden de daha tedirgin yıllar yaşar. Her savaş öncesi halk yiyecek stoku yapmış olsa da, yine de İsviçre’nin iç bölgelerindeki şehirlere oranla oldukça sıkıntılı dönemler geçirir. Halkın yaşadığı geçim sıkıntısı ile ilgili haberler, hükûmeti devirmek amacıyla Sözcü gazetesi tarafından her gün manşetten verilir. II. Dünya Savaşı’nın sonlarında, Basel tren istasyonu olan Güterbahnhof Wolf müttefik devletlerin uçakları tarafından bombalanır, 4 Mart 1945. Bombardıman, az zararla atlatılır.

1953 yılında Basel Mulhouse Havaalanı açılır. İsviçre’nin Basel şehri ile Fransa’nın Mulhouse şehrinin ortak kullanım mülkiyetinde olan bu havaalanı, dünyanın ilk “çift devletli” (binational) havaalanıdır. 1987 tarihinde bu ortak kullanıma, Almanya’nın Freiburg şehri de dahil olunur. Havaalanının ismi EuroAirport Basel Mulhouse Freiburg şekline dönüştürülür ve bu sefer de, dünyanın ilk “üç devletli” (trinational) havaalanı ünvânına sahip olur. Havaalanı, Basel (İsviçre) şehrinin 6 km kuzeybatısına, Mulhouse (Fransa) şehrinin 30 km güneydoğusuna, Freiburg im Breisgau (Almanya) şehrinin ise 77 km güneyine düşmektedir.

1957 tarihinde şehir, kuruluşunun 2000. yıldönümünü kutlar. Halk bu olayı öyle büyük bir coşku ile kutlar ki, Fenerbahçe’nin 3 dakikalık şampiyonluk kutlaması bile bu kadar coşkulu değildi. 1963 tarihinde ise, üç ülke sınır gümrüğü arasındaki ortak çalışma ve işbirliğini esas alan ve yazımızın başlarında detaylıca bahsettiğimiz “Regio Basilensis” kurulur. Şehir belediyesindeki seçimlerde kadınlara da oy verme hakkı tanınması, ancak 1966 tarihinden itibarendir. (Ne kadar güzel bir yazı yazmışım, değil mi? Sizin birşey demenize gerek yok, ben yazıyı bitirdikten sonra kendi kendimi tebrik ettim zaten.)

Basel, daha önce sittin kere tekrarladığımız gibi, İsviçre’nin en büyük 3. şehridir. Kent nüfûsunun % 26, 5’i Protestan – Reformist, % 24, 9’u Katolik, % 6, 7’si Müslüman, % 0, 8’i ise Yahudî’dir. Baselli Müslümanlar’ın, semtlere göre nüfûsa oranları ise şu şekildedir: Altstadt Grossbasel (% 0, 8), Vorstädte (% 3, 4), Am Ring (% 3, 7), Breite (% 9, 8), St. Alban (% 5, 1), Gundeldingen (% 15, 5), Bruderholz (% 2, 6), Bachletten (% 2, 8), Gotthelf (% 3, 5; semtin adı “Tanrı’nın yardımı” anlamına gelmektedir), Iselin (% 11), St. Johann (% 15, 6), Altstadt Kleinbasel (% 5, 5), Clara (% 12), Wettstein (% 5), Hirzbrunnen (% 7, 8), Rosenthal (% 23, 6), Matthäus (% 17, 9), Klybeck (% 20, 6), Kleinhüningen (% 19, 9), Riehen (% 2, 6) ve Bettingen (% 0, 3). Görüldüğü gibi Basel şehrinde yaşayan Müslümanlar ekseri Rosenthal, Klybeck, Kleinhüningen, St. Johann, Gundeldingen, Clara ve Iselin semtlerinde yoğunlaşmışlardır. Ancak bunların ne kadarının Haksöz dergisi abonesi olduğuna ve “sistem içi mücadele” konusunda ne düşündüklerine dair elimizde herhangi bir bilgi mevcut değildir.

Basel, 19 Kasım 2007 tarihinden itibaren Çin Halk Cumhuriyeti’nin Şanghai şehri ile “kardeş kent”tir.

Basel şehrinde iki saat kadar oyalandım. Şehir merkezini gezdim, Ren Nehri kenarına gittim. Zürih kentinde olduğu gibi zamanımı insanlarla kaynaşarak değil, bir başıma ve yapayalnız bir şekilde dolaşarak geçirdim. İki saat kadar gezdikten sonra yeniden arabama atladım ve son gününü yaşadığım 5 günlük bu gezimdeki 4. ve son ülkeye, Fransa’ya gitmek üzere yola koyuldum. Basel, zaten Fransa sınırındaydı.

Ne tuhaf bir gezi bu ya, hakkaten? Dün iki kere “köprünün üzerinde yürüyerek” bir ülkeden diğer bir ülkeye gitmiştim. Bugün de yine iki kere “şehir trafiğinde araç sürerek” bir ülkeden diğer bir ülkeye gidiyordum. Schönbein Caddesi üzerinde 130 m sürdükten sonra lambada sağ yaptım ve Missions Caddesi’ne girdim. Hemen 650 m sonra direksiyonu yine sağa kırdım ve Burgfelder Caddesi’ne girdim. Bu cadde üzerinde 1800 m gittikten sonra da, aha karşımda Fransa! “Ula mösyö’ler, ben geldim beeen!”... Gümrükte pasaport kontrolünden geçtim ve kontrolden sonra Fransa’ya girdim.

Fransa’ya girince karşıma çıkan ilk yerleşim birimi, Alsace ilinin Haute – Rhin ilçesinin Saint – Louis kasabası oldu. Bu kasabadaki ilk cadde ise, Mareşal Lattre de Tassigny Yolu (Rue du Maréchal de Lattre de Tassigny). Sonracığıma anacığım, sağa dönüp 1 Mart Yolu’na (Rue du 1er Mars), ondan sonra da General de Gaulle Caddesi’ne (Avenue de Général de Gaulle) girdim.

Alsace ilinin Haute – Rhin ilçesinin Saint – Louis kasabası, deniz seviyesinin 256 m yükseğinde (Kemer’deki Phasellis plajını esas alarak ölçüyorum; Antalya Özgür – Der’deki arkadaşlarıma bir kıyağım olsun bu da) kurulmuş bir yerleşim birimi olup, 16, 85 km²’lik bir alanı kapsar. Almanca adı “Sankt Ludwig” olan  kasabada 19 bin 995 kişi yaşar. Saint-Louis, Fransa’nın “Avrupa’nın başkenti” lakaplı Strazburg (Strasbourg) şehrine 133 km, Fransa’nın başkenti Paris’e ise 566 km mesafede bulunuyor.

Saint – Louis’ten sonra, yolculuğun rotasını kuzeye doğru çevirdim. Şimdi evime, aileme doğru gidecektim. Artık geri dönüyordum.

Evim, bulunduğum yere 355 km uzaktaydı. A 35 otobanına girdim.

Fransa içinde yolculuk yaparak evime doğru gidecektim.

 

sediyani@gmail.com

 

 

FOTOĞRAFLAR:

 

Ren Nehri üzerinde kurulmuş bir yerleşim birimi olan Basel, İsviçre’nin en büyük 3. şehridir. (İSVİÇRE)

 

Bir bilim ve kültür kenti olan Basel’de çok sayıda düşünür, aydın ve fikir adamı yetişmiştir. Ben İstanbul’un Fatih semtini, Elâzığ’ın Karakoçan ilçesini, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesini, Diyarbakır’daki Hasan Paşa Hanı’nı, Ankara’daki Necatibey Caddesi’ni, Antalya’daki belediye parkını ve Burdur’daki otobüs terminalini temsilen orada bulunduğum için, entellektüel duruş bakımından onlara mahcup olmamak için bankın üzerinde oturduğumda mahsus elimi ağzımın üzerine koyup “düşünüyormuşum gibi” yaptım. (İSVİÇRE)

 

Ren üzerinde gemi ve vapur trafiği de, işte bu noktadan itibaren başlar. Buraya kadar Ren üzerinde sadece sandallarla ulaşım yapılmaktadır. Ren, tam da bu noktada gemicilik için yeterli büyüklüğe ulaşmış ve “ergenlik çağına” kavuşmuş kabul edilir. (İSVİÇRE)

 

Avrupa Kupası maçları nedeniyle gemiler bile farklı bir şekilde süslenmiş (İSVİÇRE)

 

Çocuklar suyu gördüğünde dayanır mı? (İSVİÇRE)

 

Basel hem Almanya hem de Fransa sınırında yer alır. Üç ülkenin birleştiği noktadadır. (İSVİÇRE)

 

☺ БΛ§Σ£ ☼ HΛTIЯΛ§I ☻

 

 

İsviçre’deki gezimi bitirdim ve Fransa sınırına dayandım (İSVİÇRE)

 

Son günümü yaşadığım 5 günlük bu gezideki 4. ülke olan Fransa’dayım şimdi (FRANSA)

 

Fransa’ya girince karşıma çıkan ilk yerleşim birimi, Alsace ilinin Haute – Rhin ilçesinin Saint – Louis kasabası oldu (FRANSA)

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum