Su -1. Yudum-

08.03.2009 01:31

İbrahim Sediyani

  

 

- “bir damla su” kadar -

Pek çok güzel atasözü ve deyimin bulunduğu Türkçe’de belki de en fazla garipsediğim, “havadan sudan konuşmak” deyimidir. Bu ifade, üzerinde dikkat kesilmesini gerektirmeyen önemsiz bir konuşma yapıldığını anlatmak için kullanılır. Biribirleriyle sohbet eden iki insanın yanına yaklaşıp onlara merakla “ne konuşuyorsunuz?” diye sorduğunuzda, size “hiiiç, havadan sudan konuşuyoruz işte” yanıtını verirler. Bununla şunu söylemek isterler: “Konuştuğumuz şeyler önemli değil, önemsiz konuları konuşuyoruz.”

Oysa “hava” ve “su”, dünyadaki en önemli iki şeydir. Ne garip, değil mi?

Bir astronot gibi uzayda durup, masmavi gezegenimizi seyrettiğinizi düşünün. Uzay boşluğunda durmuş, yuvarlak hacmi ve masmavi güzelliğiyle karşınızda duran dünyayı, dörtte üçü sularla kaplı olan bu mavi gezegeni seyrediyorsunuz.

Ne düşünürsünüz?

Sanırım, hayranlık dolu gözlerle mavi gezegene bakıp, “dünyanın, bu gezegende yaşayan sakinlerin her türlü sorunu olabilir, her türlü sıkıntıya düçar olabilirler ama bir şeyin sıkıntısını asla çekmezler ki o da sudur. Bu gezegende hiçbir zaman bir su sorunu olmaz, burada yaşayanlar asla su sıkıntısı çekmezler” diye düşünürsünüz.

Oysa böyle düşünmekle yanlış düşünmüş olursunuz. Zira dünyadaki en büyük sorun, su sorunudur. Bu mavi gezegen üzerinde yaşayanların karşı karşıya kaldığı en büyük küresel felâket, çektikleri su sıkıntısıdır ve yeteri kadar su kaynaklarına sahip olmamalarıdır.

Peki bu nasıl olmaktadır? Nasıl olur da dünyamızın dörtte üçü (% 70) sularla kaplı olduğu halde insanlık ailesi olarak en büyük sorunumuz sudur? Nasıl olur da her tarafımızda okyanuslar, denizler, göller ve nehirler olduğu halde yeteri kadar su kaynağına sahip olmadığımızı söylüyor, sırf su için küresel krizler, toplu ölümler yaşıyor ve hatta biribirimize karşı savaşlar yapıyoruz? Bunun sebebi nedir?

Aslında bu sorunun cevabını vermek oldukça basittir. Zira bunu anlayabilmek için sahip olduğumuzu suyu “tanımak” yeterlidir.

Dünya yüzeyinin % 70’lik, yani dörtte üçlük büyük bir kesimi suyla kaplıdır, evet, doğrudur, fakaaat, bunun yalnızca % 2, 5’lik küçücük bir kısmı “tatlı su” olup, geri kalan % 97, 5’lik bütün bir kısmı “tuzlu su”dur. Başka bir deyişle, sahip olduğumuz suyun sadece ve sadece yüzde iki buçuk gibi küçük bir “dudak payı” bizim işimize yaramaktadır.

Ancak, sorun bununla da bitmiyor. Yani sırf bununla kalınsa, bu % 2, 5’lik “dudak payı” bile bütün ihtiyacımızı giderebilir, bizi suya muhtaç duruma düşürmezdi. Ancak bununla bitmiyor. Dünyadaki suyun % 97, 5’i “tuzlu su”, % 2, 5’i ise “tatlı su” ve sıkı durun, bu “tatlı suyun” da, işte bu yüzde iki buçukluk “tatlı suyun” da % 70’lik büyük bir kısmı kutuplarda donmuş durumdadır ve kalan % 30’luk “tatlı su” kaynaklarının büyük bölümü de ya toprakta nem halindedir ya da yerin ulaşılması olanaksız derinliklerindeki yeraltı su kaynaklarında bulunmaktadır. Özetlemek gerekirse, dünyanın toplam “tatlı su” kaynaklarının, yani % 2, 5’lik “dudak payının” dahi yalnızca % 1’inden daha az bir bölümü, düşünün yani, yüzde birinden daha az bir bölümü insan kullanımına elverişli durumdadır. 

Buraya kadar anlattıklarımız bile karşı karşıya kaldığımız felâketin hangi “derinlikte” ve umutlarımızı “kurutan” sıkıntının hangi boyutta olduğunu anlatmaya yeterlidir. Fakat, amacım sizleri karamsarlığa düşürmek değil ama, inanın bana, hatta ister inanın ister inanmayın, sorun, buraya kadar anlatılanlarla da bitmiyor. Evet, bitmiyor.

% 2, 5’in içindeki % 1 ile kalınsaydı keşke ama iş onunla da bitmiyor. Zira yerküresindeki “tatlı su” kaynakları mâlesef çok dengesiz bir şekilde dağılmıştır. Dünyanın “kurak” ve “yarıkurak” bölgeleri toplam kara kütlesinin % 40’ını oluştururken, toplam su kaynaklarının ancak % 2’sinden yararlanabiliyor. Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın yüzde kırkı, insanların ulaşabildiği küçücük miktarın da yalnızca yüzde ikisinden yararlanabiliyor.

Dünyanın en büyük sorunu işte budur. Budur. Sudur.

Bu sorun, dünyadaki siyasî, ideolojik, sosyal, ekonomik diğer bütün sorunlardan daha büyük bir sorundur ve hatta, yeterince su kaynaklarına sahip olmamamız, şöyle veya böyle, bir şekilde, dünyadaki bütün sorunların bizzat “kaynağı”dır.

İSTANBUL 2009: 5. DÜNYA SU FORUMU

Üç tarafı denizlerle çevrelenmiş, onlarca göl ve akarsuya sahip olan ülkemizin en büyük şehri, sadece iki kıt’âyı değil, aynı anda iki denizi de biribirine bağlayan “şehirler padişâhı” İstanbul, birkaç gün sonra dünyanın en önemli ve Türkiye’nin en büyük organizasyonuna ev sahipliği yapacak. 5. Dünya Su Forumu (5th World Water Forum), 16 – 22 Mart 2009 günleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Dünya Su Konseyi, Türkiye Su Konseyi ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Hükûmeti işbirliğiyle gerçekleştirilecek olan bu uluslararası etkinliğe İstanbul – Haliç’teki Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezi ile Feshane ev sahipliği yapacak. 1998’de başlanan inşaatı 10 yıldır devam eden, harcanan 260 milyon TL’lik yatırıma rağmen bir türlü bitirilemeyen ve inşaatı halen süren bölümleriyle dikkat çeken bu kongre ve kültür merkezimiz için, oldukça anlamlı ve şaşaalı bir açılış olacak bu.

3 yılda bir düzenlenen bu önemli organizasyona 1997’de Fas (Mağrib), 2000’de Hollanda (Nederland), 2003’te Japonya (Nippon) ve son olarak 2006’da Meksika (México) ev sahipliği yapmıştı.

Dünya su gündemini İstanbul’a taşıyacak olan 5. Dünya Su Forumu’nun ön çalışmaları da, 16 Mart tarihi yaklaştıkça giderek hız kazanıyor. Forum süresince tartışılacak ve dünya su gündemini etkileyecek konuların belirlenmesine ilişkin yoğun bir faaliyet içerisinde olan 5. Dünya Su Forumu Sekretaryası, 7 – 8 Şubat günlerinde Tematik Koordinatörler Toplantısı adlı bir oturum düzenledi. Okmeydanı semtinde bulunan 5 yıldızlı İstanbul Grand Cevahir Otel’de gerçekleşen bu toplantıya tam 200 küresel kurumdan 500 uzman katıldı.

5. Dünya Su Forumu hazırlık çalışmaları için önemli bir dönemeç olan bu toplantı esnasında, Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, 5. Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Ord. Prof. Dr. Oktay Tabasaran ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi. Bakan Eroğlu toplantıda yaptığı konuşmada, organizasyonunu Türkiye’nin üstlendiği 5. Dünya Su Forumu’nun birkaç açıdan büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Konuyu öncelikle, “kıt temiz su kaynaklarının korunması ve dünya çapında adil bölüşümü” açısından önemsediğini dile getiren Eroğlu, ayrıca Türkiye’nin küresel politikaların oluşumundaki ağırlığının artması ve ülke tanıtımı açılarından da Dünya Su Forumu’nun önemini vurguladı.

Bu nedenle 5. Dünya Su Forumu’na ülkemizin tüm kamu, sivil toplum ve özel sektör kurumlarının en üst seviyede destek vermesi gerektiğini vurgulayan Eroğlu, şunları söyledi: “Dünya Su Konseyi 300’den fazla üyesi olan su konusunda en büyük sivil toplum kuruluşudur. Bu forumu Türkiye’ye taşımak için başta Başbakanımız olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımız ve Büyükşehir Belediye Başkanımız’ın çok büyük katkıları olmuştur. Bütün dünyada su konusunda en önemli faaliyet olarak tanımlanan Dünya Su Forumu’nun beşincisinin İstanbul’da düzenlenecek olması, Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. Su Forumu’nun Türkiye’ye ticarî ve bilgi aktarımı konusunda büyük katkıları olacaktır. ‘Dünya Su Forumu Kanun Tasarısı’ TBMM’den oybirliği ile geçmiştir. Bu vesile ile TBMM’ye ve sonsuz desteğini vereceğini belirten Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimizi iletirim.”

Toplantıda daha sonra söz alan Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Ord. Prof. Dr. Tabasaran ise, forumun ana konularının “sürdürülebilir kalkınma için su temini ve suya dayalı kalkınma için gerekli mekanizmaların sağlanması” olduğunu açıkladı. Tematik Koordinatörler Toplantısı’nda bu ana konuların alt açılımlarının ve panel konularının kararlaştırıldığını ifade eden Tabasaran, Dünya Su Forumu’nun önemini de şu sözlerle açıkladı: “Dünya nüfûsunun yaklaşık % 20’sine karşılık gelen 1, 4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksun olup, 2, 3 milyar kişi sağlıklı suya hasret yaşıyor. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre temiz su kıtlığı 2025 yılında dünya nüfûsunun üçte ikisi için yaşamsal bir sorun olacak. Günümüzde dahi her yıl temiz suya erişim sorunu nedeniyle 1, 6 milyon kişi hayatını kaybediyor. Bu nedenle Türkiye’de düzenlenecek 5. Dünya Su Forumu ve forum sonunda imzalanması beklenen ‘İstanbul Konsensüsü Bildirisi’ geleceğimiz için hayatî önem taşıyor.”

16 – 22 Mart tarihleri arasında yapılacak 5. Dünya Su Forumu ile ilgili olarak yetkililer tarafından yapılan açıklamada, foruma, yabancı kayıtlı katılımcı sayısının rekor bir sayıya ulaşarak 20 binin üzerinde olmasının beklendiği ifade edildi. Forumun devlet ve hükûmet başkanları düzeyinde de geniş bir katılıma sahne olması bekleniyor. Yaklaşık 200 ülkenin su ve çevre bakanları ile 25 devlet başkanı ve 20 şehrin belediye başkanları foruma konuk olacaklar.

5. Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Ord. Prof. Dr. Oktay Tabasaran, Türkiye ve İstanbul adına büyük önem taşıyan bu organizasyona dünya çapında gösterilen ilgiden çok memnun olduklarını belirtti. Tabasaran, daha önce sırasıyla Fas, Hollanda, Japonya ve Meksika’da yapılan forumlarda katılımcı sayısının bugün Türkiye’nin ulaştığı rakamlara ulaşamadığını söyleyerek, “Global krizin hem turizmi, hem de kongre turizmini tüm dünyada olumsuz etkilediği bir dönemde İstanbul’daki foruma bu kadar kişinin kayıt olması, Türkiye ve İstanbul için önemli bir fırsattır” dedi.

Ana sloganı “Farklılıkların Su İçin Yakınlaşması” (Bridgins Divides For Water) olarak belirlenen forum, suyla ilgili tüm paydaşları, sektörleri ve bölgeleri bir araya getirecek. Yerel idareler ve su ilişkisi konusunda da tarihî bir buluşmaya sahne olacak forumda, “İstanbul Su Mutabakatı” da imzaya açılacak. “İstanbul Su Mutabakatı”nın, dünyanın önemli kentlerinden olan Lyon (Lyonnais), Marsilya (Marseille), Paris, Strazburg (Strasbourg), Rotterdam, Stuttgart, Viyana (Wien), Zaragoza, Brisbane ve İstanbul, “champion city” (şampiyon şehir) olarak imzalamayı kabul eden şehirler arasında yer alıyorlar.

5. Dünya Su Forumu’na ilişkin Uluslararası Yönlendirme Kurulu’na bağlı olarak program, siyasî ve iletişim süreçlerinin çalışmalarını yönetmek için üç ayrı komite oluşturulmuş durumda. Her bir komite Türkiye Su Konseyi ve Dünya Su Konseyi’nden eşit sayıdaki temsilcilerden oluşuyor. 

5. Dünya Su Forumu programı için “Farklılıkların Su İçin Yakınlaşması” hedefine yönelik piramit şeklinde bir program yapısı belirlenmiş durumda. Her tema için bir tematik koordinatör görevlendirilecek. Bu koordinatörler, program komitesinin belirleyeceği esaslara göre temaların geliştirilebilmesi için çeşitli kurumlardan oluşan konsorsiyumlar önerecekler. Her konu başlığı için yaklaşık üç oturum belirlenecek. Bu oturumlarda gerek paydaşlar ve sektörler, gerek şimdiki zaman ve gelecek arasında, “farklılıkların birleştirilmesi” için bir platform oluşturulması beklenmektedir.

5. DÜNYA SU FORUMU PROGRAMI

“Farklılıkların Su İçin Yakınlaşması” (Bridgins Divides For Water) ana hedefiyle düzenlenecek olan 5. Dünya Su Forumu, iki ana konu etrafında gerçekleştirilecek. Biri, “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Su Temini”, diğeri ise “Suya Dayalı Kalkınma İçin Gerekli Mekanizmaların Temini”.

Forumda ele alınacak konu başlıkları şematik olarak şöyle:

A) Sürdürülebilir Kalkınma İçin Su Temini

1 - Küresel Değişimler & Risk Yönetimi

a) İklim değişimine uyum

b) Göç ve değişen arazi kullanımı

c) Afet etkilerinin azaltılması

2 - İnsanî Kalkınmanın ve Binyıl Kalkınma Hedeflerinin İleri Götürülmesi

a) Herkes için su, şehir sağlığı ve hijyen sağlanması (- yeterli altyapıyı sağlamak, - kısa vadede halk sağlığını korumak)

b) Enerji için su, su için enerji

c) Açlık ve fakirliğin giderilmesi için: Su ve gıda

d) Çoklu su kullanımları; örneğin, su temini ve sulama

3 - İnsanî ve Çevresel İhtiyaçlar Dikkate Alınarak Su Kaynaklarının Korunması ve Yönetimi

a) Havza yönetimi ve sınır aşan sularda işbirliği

b) Tarımsal enerji ve kentsel su ihtiyacının karşılanması için yeterli su kaynağı ve depolama alt yapısı temini

c) Doğal ekosistemlerin korunması

d) Yüzey suyu, yeraltı suyu ve yağmur suyunun korunması ve yönetimi

B) Suya Dayalı Kalkınma İçin Gerekli Mekanizmaların Temini

1 - İdare ve Yönetim

a) Su hakkının ve iyileştirilmiş erişim için sanitasyonun uygulanması

b) Düzenleyici yaklaşımlar yoluyla verimin arttırılması

c) Etik şeffaflık ve paydaşların güçlendirilmesi

d) Su hizmetinde kamu ve özel sektörün optimizasyonu

e) Suyun etkili ve verimli yönetimi için kurumsal düzenlemeler

2 - Finans

a) Yerel su yönetimleri ve sistemleri için sürdürülebilir finans kaynakları

b) Hakkaniyet ve sürdürülebilirliğe yönelik fiyatlandırma politikaları

c) Dar gelirlileri kollayan politika ve stratejiler

3 - Eğitim, Bilgi ve Kapasite Geliştirme

a) Eğitim ve kapasite arttırıcı stratejiler

b) Su bilimi ve teknolojisi: 21.yüzyıl için uygun ve yenilikçi çözümler

c) Su sektörünün güçlendirilmesinde meslekî ağ ve birliklerin kullanılması

İstanbul’daki 5. Dünya Su Forumu’nun 22 Mart’ta bitiyor olması da planlanmış bir takvim ayarlamasıdır; zira 22 Mart her yıl yeryüzünde “Dünya Su Günü” olarak kutlanıyor.

KAYNAKLARA ULAŞMAK İÇİN ZİRVE ÜSTÜNE ZİRVE

Birleşmiş Milletler (BM) Eski Genel Sekreteri Mısırlı Butros Butros Ğali, 21. yy’ın temel çatışmalarının “su” üzerine olacağını dile getirmişti. “Su savaşları” senaryoları ve literatürü her geçen gün daha çok tartışılmaya başlanan bir konu haline geldi. Geçtiğimiz günlerde Britanya Savunma Bakanı Dr. John Reid, dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel ısınma nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumda da ülkeler arasında çatışmalara neden olabileceği şeklinde açıklamalarda bulundu.

Dünya Meteoroloji Örgütü Su Komisyonu Başkanı Datius Rutashobya, yoksul ülkelerde her üç kişiden birinin temiz su sıkıntısı çektiğini ve sorunun kötü yönetimler, nüfûs artışı yüzünden giderek daha da büyüdüğünü söyledi. Rutashobya “Su, en önemli ve en büyük tehdit altında olan doğal kaynaktır. Eğer bir buluş çıkmazsa, 2010 yılı su sıkıntısının en fazla olduğu yıl olacak” diye konuştu.

BM Çevre Programı Yöneticisi Klaus Toepfer de enerji sıkıntısından farklı olarak su sıkıntısının hayatı tehdit ettiğini belirtti. Toepfer, açıklamasında “Su, yaratamayacağımız bir kaynak. Hem nitelik hem de nicelik açısından elimizde bulunan suyu iyileştirme yolunda adım atmalıyız” dedi. Toepfer, su kaynaklarının tükenmesinin Mezopotamya gibi büyük uygarlıkları sona erdirdiğini de hatırlattı.

1992 tarihinde Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen Rio Konferansı’nın son 10 yıllık değerlendirmesini yapmak amacıyla 26 Ağustos - 4 Eylül 2002 günlerinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg kentinde gerçekleştirilen Yeryüzü Zirvesi’nin gündeminde gıda, çevre, sağlık, biyolojik çeşitlilik, iş imkânları ve enerjinin yanısıra su da yer alıyordu. Uzaydan bakınca suyla dopdoluymuş gibi masmavi gözüken dünyada su kıtlığı ya da suyun kötü kalitesi, ölüme yol açan etkenler arasında artık ilk sırada bulunuyor ve kalkınma için de büyük bir engel oluşturuyor. Oysa dünyadaki tatlı su miktarı bütün insanların susuzluğunu gidermeye yeter düzeyde. Ancak dağılım son derece eşitsiz.

Johannesburg’daki Yeryüzü Zirvesi, BM Binyıl Zirvesi’nde kabul edilen “Binyıl Bildirgesi”nde yer alan “suyla” ilgili hedeflerin gerçekleştirilmesi için bir dizi öneriyi karara bağladı. Bildirgede öngörüldüğü gibi, tatlı su kaynaklarından ve hıfzıssıhhadan yararlanamayan nüfûsun 2015 yılına kadar yarı yarıya indirilmesi için şu tedbirlerin alınmasını karara bağladı:

- 1, 6 milyar kişinin içme suyu altyapısı ve hizmetlerine kavuşması,

- 2, 2 milyar kişinin hıfzıssıhha hizmetleri ve bilinci ile donatılması,

- Su ile ilgili her türlü altyapı için küresel ölçekte 180 milyar Dolar yatırım yapılması.

Johannesburg öncesi Endonezya’nın Bali adasında yapılan başarısız hazırlık zirvesinde AB, Norveç, Güney Afrika ve “kalkınmakta olan” 133 ülkeden oluşan G - 77 grubunun bir bölümü Johannesburg Nihaî Bildirgesi’nin suyla ilgili paragrafının daha iddialı oluşunda anlaşmışlardı. Sonra daha da ileri gittiler. Artık açık ve net hedeflerin yanısıra sağlık koşulları üzerinde de titizlik gösteriyorlar. Yanına Çin Halk Cumhuriyeti, Avustralya ve Kanada’yı alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ayak sürdü. Bu ülkeler konunun ciddiyetinde hemfikirdiler; kamu - özel işbirliğiyle somut girişimlere de “hayır” demediler. Zaten Çin’de de, ABD’de de aşırı tüketim yüzünden su rezervleri tükeniyor.

Ancak ABD ve yanındakiler bir dizi uluslararası taahhüde girmekten kaçındılar. Avrupalı bir delege “ABD ile birçok başka ülkenin felsefesi bu” dedi ancak ABD her ülkeden fazla yeni uluslararası taahhütlerle elini kolunu bağlı hissetmek istemiyordu. Bir ABD’li delege şöyle “esneklik” gösterdi: “Zorlayıcı bir çerçeve içine hapsolmadan da aynı hedeflere ulaşacağız”. Finlandiya delegesi Ingrid Anderrson “Yasa gücü olmadan hiçbir şey olmaz” dedikten sonra “Özellikle kadınların sosyal kalkınması susuz düşünülemez. Afrikalı bir kadın ailesine su temin etmek için günde ortalama 6 kilometre yol yapar. Bu çıkmazdan ciddî taahhütler olmadan çıkılamaz” açıklamasını yaptı.

MAVİ GEZEGENİN SUYU DENGESİZ AKIYOR

Dünyadaki su kaynakları da diğer kaynaklarda olduğu gibi adil dağılmıyor. Bazı ülkeler su içinde yüzerken, çoğu Ortadoğu’da yer alan bazı ülkeler ise susuzluktan kırılıyor.

Dünyanın en büyük adası olan ve altıda beşi buzla kaplı bulunan Grönland’da kişi başına düşen yıllık tatlı su miktarı 10 milyon 578 bin 950 m³’ü bulurken, Fars Körfezi’nin küçük ülkesi Kuveyt’te sadece 8 m³’te kalıyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün 2005 yılı verilerine göre dünyada en fazla tatlı su kaynağı, dünyanın en büyük 5. ve Amerika kıt’âsının en büyük ülkesi olan Brezilya’da. Yağmur ormanlarına ve dünyanın en büyük debisine sahip ırmağı durumundaki Amazon’a sahip olan Brezilya, 8 trilyon 233 milyar m³ toplam yıllık yenilenebilir su kaynağı ile açık farkla önde. Brezilya’yı 4 trilyon 507 milyar m³ ile Rusya Federasyonu, 3 trilyon 51 milyar m³ ile ABD, 2 trilyon 902 milyar m³ ile Kanada, 2 trilyon 838 milyar m³ ile Endonezya, 2 trilyon 830 milyar m³ ile Çin, 2 trilyon 132 milyar m³ ile de Kolombiya takip ediyor. Peru ile Hindistan 2 trilyon m³’e yakın, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Venezuela, Bangladeş ve Myanmar (Birmanya) ise 1 trilyon m³’ün üzerinde tatlı su kaynağına sahip.

Tatlı su kaynakları açısından çok da kötü durumda olmayan Türkiye, 180 ülke içinde 214 milyar m³’lük toplam yıllık tatlı su kaynağıyla 41., kişi başına düşen 2 bin 950 m³ tatlı suyla da 106. sırada bulunuyor. Türkiye, toplam tatlı su kaynağı açısından, Avrupa’da Rusya (topraklarının dörtte üçü Asya’da), Grönland (aslında tamamı Amerika kıt’âsında olduğu halde Danimarka’ya bağlı olduğu için Avrupa kategorisinde sıralamaya konmuştur) ve Norveç’in ardından 4. sırada. 4 trilyon 507 milyar m³ tatlı su kaynağı ile Rusya’nın ilk sırada yer aldığı Avrupa ülkeleri içinde Grönland’ın 603, Norveç’in 382, Türkiye’nin 214, Romanya’nın 212, Sırbistan’ın 209 (Sırbistan’dan ayrılan Karadağ dahil), Fransa’nın 204, İtalya’nın 191, İsveç’in 174, İzlanda’nın 170, Almanya’nın 154, Büyük Britanya’nın 147, Ukrayna’nın 140, İspanya’nın 112, Finlandiya’nın 110, Hırvatistan’ın 106 ve Macaristan’ın 104 milyar m³ tatlı su kaynağı bulunuyor.

Doğal toplam su kaynağı yanında kişi başına düşen su miktarı daha da önem taşıyor. Çin, her ne kadar su kaynakları açısından zengin bir ülke olarak dünyada 6. sırada yer alsa da 1, 3 milyarı aşan nüfusu nedeniyle kişi başına düşen su miktarı 2 bin 140 m³’e inmiş durumda. Buna karşın Çin’den biraz daha fazla suya sahip Kanada’da ise nüfûsun 32 milyonun altında olması nedeniyle kişi başına 91 bin 420 m³ su düşüyor. Aynı şekilde 27 milyonluk Peru ile 1 milyar 81 milyonluk Hindistan neredeyse aynı miktarda suya sahipken, Peru’da kişi başına 69 bin 390, Hindistan’da ise kişi başına 1750 m³ su var.

Dünyada kişi başına en fazla tatlı su kaynağına sahip coğrafya, Danimarka’ya bağlı Grönland. Türkiye’nin 2, 8 katı (2 milyon 175 bin km²) büyüklüğündeki adada, Türkiye’nin  -çok tuhaf, aynı katta fazlası - 2, 8 katı (603 milyar m³) tatlı su kaynağı var. Nüfûsu sadece 57 bin olan Grönland’da kişi başına, Türkiye’nin 3 bin 586 katı kadar, 10 milyon 578 bin 950 m³ (ton) tatlı su kaynağı bulunuyor. Kişi başına tatlı su kaynağı açısından bu coğrafyayı, 736 bin 260 m³’le Fransız Guyanası, 582 bin 190 m³’le İzlanda, 314 bin 210 m³’le Guyana, 277 bin 900 m³’le Surinam, 217 bin 920 m³’le Kongo, 137 bin 250 m³’le Papua Yeni Gine izliyor.

Dünyanın kişi başına düşen en az tatlı su kaynağına sahip ülkesi ise Kuveyt. Petrolü suyundan fazla olan bu ülkede kişi başına yıllık 8 m³ (ton) su düşüyor. 2005 yılı verileriyle toplam yıllık 20, 8 milyon ton tatlı su kaynağı bulunan Kuveyt’in, yıllık petrol üretimi 130, 1 milyon tonu, kişi başına petrol üretimi de 50 tonu aşıyor. Su fakiri diğer ülkeler ise 340 m³ ile Umman, 320 m³ ile Batı Şeria, 296 m³ ile Barbados, 250 m³ ile siyonist işgal altındaki Filistin toprakları, 198 m³ ile Yemen, 160 m³ ile Ürdün, 157 m³ ile Bahreyn, 139 m³ ile Singapur, 130 m³ ile Malta, 106 m³ ile Libya, 96 m³ ile Suudî Arabistan, 91 m³ ile Maldiv Adaları, 86 m³ ile Katar, 63 m³ ile Bahama Adaları, 49 m³ ile Birleşik Arap Emirlikleri ve 41 m³ ile Gazze Şeridi.

2009’a siyonist İsrail’in vahşî saldırısıyla giren ve dünya gündeminin her daim ilk sırasında yer alan Gazze, yaşadığı bunca acıya ve zûlme karşın, aynı zamanda “su kaynakları” açısından da “dünyanın en fakir ikinci coğrafyası” durumunda. Zaten yeterince su kaynağına sahip olmayan bu coğrafya bir de siyonist kuşatma ve küresel güçlerin ambargosu altında bulunuyor; dışarıdan Gazze halkına su yardımı bile acımasız bir şekilde engellenmeye çalışılıyor.

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

 

(akıntının devamı haftaya)

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim