1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Stratejik derinlikten geri dönüş mümkün mü?
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Stratejik derinlikten geri dönüş mümkün mü?

A+A-

Ben siyaset bilimci değilim. Siyasetin kuru bilgisinden anlamam. Ama siyasete yön veren her türlü ruhsal bilgi ilgi alanıma girer. İnsanî olana bizi o götürür diye düşünürüm. Toplumun derin bilincinin biriktirdikleri, o birikimin yaşadığımız hayattaki karşılığı bana siyaseti okumanın doğru bir aracıymış gibi gelir.

Siyasette yeni olanın ne olduğu ciddi bir soru. Cevabı ise o kadar karmaşık değil. Yeter ki insanda klişelere sığınma güçsüzlüğüne son verecek bir sahicilik olsun.

Siyasette 'tektonik değişimler' oluyor evet. Özellikle dış siyasette bildiğimiz aktörler yerini yeni aktörlere bırakıyor.

Bu değişimi kendi varlığına tehdit olarak algılayanlar, bin türlü argümanla yeni eğilimlerin önünü kesmeye çalışıyorlar.

Paris'te aynı konferansta konuştuğumuz Liberation gazetesinden Marc Semo'nun Ahmet Davutoğlu ile ilgili 'Abdülhamid'i andırıyor, 'Kızıl Sultan' eleştirisini daha önce de yazmıştım. Bu eleştirinin gerisinde yatan nedenin, öne sürülen; hayalci, tehlikeli ufuklara yönelen, maceraperest eğilim olmadığını tahmin etmek zor değil. Davutoğlu'nun 'yeni Kızıl Sultan' olarak algılanmasının gerisinde nereden bakılsa yüz yıllık Ortadoğu tarihi ve Avrupa'nın bu tarihteki rolü var. O rol bugün sarsılıyor.

Türkiye düne kadar bakmadığı doğuya yüzünü dönüyor. Yaşadığı coğrafyadaki kültürlerden korkmamayı öğreniyor. En cevval, en Acem, siyasette her türlü badireyi incelikle atlatmayı bilen İran'la bile korkmadan ilişki kurmayı deniyor.

'Nükleer Takas' anlaşması bu nedenle, sonuçlarından daha çok işaret ettiği değişimle ele alınmalı. Yeni olan, bu değişimin gösterdiği ufukta biçimleniyor çünkü.

Bu anlayışın mimarı olan Davutoğlu'nun dış siyasete yeni bir bakış kazandırması 'strateji ve derinlik' kavramlarını bir arada kullanmasıyla başladı. Konuşmalarında medeniyet tasavvurundan söz eden, mekanın ruhunu önemseyen bir akademisyenden, duyarlı, yaratıcı bir siyasetçiye dönüşmesi aslında hiç şaşırtıcı değil; Davutoğlu, duyarlıkla taçlanan zekanın siyasette neleri başarabileceğinin iyi bir örneği.

Onun farkı, bilgiye, anlamak ve güven duymanın, takdir edebilmenin eşlik edebileceğini göstermiş olması. Duyarlıktan bu kadar mahrum bir dış siyasette, bu terkip haliyle yeni denklemlerin anahtarı oluyor.

Çünkü ancak, mekanın ruhu üzerine düşünen, o ruha rengini veren incelikleri bilen biri, taşlaşmış siyasetlerin arasına sızıp soluk aldıracak çözümler yaratabilir. Şimdi olan budur. Muhatabı Batılıları kaygılandıran 'Takas Anlaşması', insana ve kültüre yüklediği anlamı siyasete taşıyabilen bir anlayıştan duyulan korkudur aynı zamanda.

Davutoğlu'nun annesini henüz kaybetmiş küçük bir çocukken, 'özellikle karanlıkta, bahçemize doğru yürürken baktığım bu kayalar, kıble kayası bana kainatı düşündürürdü' dediği başlangıca dönülmeli belki de.

Evrenin yaradılışındaki sırları merak eden, rüyalarında en çok doğduğu yeri gören bir çocuğun, o coğrafyada biriken kültüre yabancı kalması düşünülmez. Acem'i, Arap'ı, Kürt'ü, Yunan'ı aynı havzanın kadim hazineleri olarak gören kalbin feraseti...

Bu bilgelik, muhatapları tarafından hayalci olarak değerlendirilebilir. Ama hayallerin kırılgan kanatlarının uyardığı derin hakikatler var. Bize ait olan, varlığımızı biçimlendiren, bu coğrafyada doğmakla ait olduğumuz ortak ruh.

Bugün o ruhun sağladığı güven yeni ilişkileri biçimlendiriyor.

Türkiye'de iktidar değişse sizi en fazla ne kaygılandırır, diye sorsalar, ben dış siyaset vizyonu derdim. Yani Türkiye'nin tarım politikalarının kimin elinde neye dönüşeceği tahmin edilebilir. Ama Davutoğlu'nun başlattığı yeni siyaset ruhunu sahiplenmeyen, bu inşayı sürdüremeyecek bir yaklaşım Türkiye'yi çok gerilere savurur. Bu ihtimal sadece Türkiye'ye değil, Ortadoğu'ya da zarar verir.

O halde şöyle soralım: Stratejik derinlikten, stratejik sığlığa savrulmak kimin işine gelir?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT