STK'cılıktan PKK'cılığa

24.08.2012 17:40

Murat Aksoy

Yıllar önce sivil toplum alanında çalışırken farkettiğim bir gerçek var; siyasal ve politik bir tercih olan Sivil Toplum Hareketlerinin (STH) 1990'lardan 2000'li yıllara gelindiğinde siyasal ve politik olma halini kaybedip bir tür "özel sektör" haline gelmesi. Sivil toplum hareketinden, sivil toplumculuğa geçiş olarak bu durumu ben "STK'cılık" olarak nitelendirmeyi daha doğru buluyorum.

Kamusal ya da özel alanda yaşanan herhangi bir sorun temelinde bir araya gelen ve toplumsal duyarlılığı arttırarak sorunun çözümünü hedefleyen sivil toplum hareketi doğası gereği siyasal ve politiktir. Bu, hareketin kendini siyaset dışı/apolitik ilan etmesine rağmen böyledir. Siyasal ve politik olma hali, sivil toplum hareketlerinin doğasında vardır.

Sivil toplum hareketlerinin Türkiye pratiği genel olarak gönüllülükten profesyonelliğe geçiş şeklinde gerçekleşmiştir. Profesyonelleşme kurumsallaşma -ki, bu dernekleşme- üzerinde gerçekleşmekte; ardından hareketin önceliği "sorun"dan "kurumun/derneğin" kurumsal varlığının devam ettirilmesine verilmektedir. STH'den STK'cılığa geçiş tam da bu sürecin kendisidir.

Devlet-toplum ilişkisinin asimetrik olduğu ve devletin toplumdan çok güçlü olduğu Türkiye gibi ülkelerde devletin/kamunun alanının daralması, sivil aktörlerin gücüne bağlıdır. Sivil toplum hareketleri bu sivil aktörlerden sadece biridir. Sivil toplum hareketlerinin önceliklerini "sorun"dan "kurumsal yapı"nın sürdürülmesine vermeleri, hareketi apolitikleştirerek devletin denetimide olan kurumsal varlıklara dönüşmesine yol açar.

Bu süreci besleyen en önemli gelişme 2000'li yılların başında Türkiye'nin AB aday üyeliği oldu. Çeşitli alanlarda proje desteği olarak verilen AB fonları, pek çok alanda STH'nin STK'cılığa dönüşmesinde etkli oldu. STH'nin yerini STK'cılığın alması siyasal olan sivil hareketlerini de hem apolitikleştirdi hem de işlevsizleştirdi.

STK'CILIK OLARAK PKK

Bu uzun girizgah PKK'nın bugünkü konumunu açıklamak için yazıldı.

Bir terör örgütü olarak PKK, Kürt sorununun kamusallaşmasını şiddet kullanarak gerçekleştirmiştir. Bu açıdan işlevini tamamlamıştır.

Ancak PKK da süreç içinde yukarıda tartıştığımız STK'cılık hastalığından kurtulamamıştır.

PKK'nın durumu, yapısal olarak sivil toplum hareketlerinden farklı olsa da, bugün geldiği yer, STK'cılık hastalığından farklı değildir.

Çünkü Türkiye, Kürtlerin varlığının kabul edilmediği bir siyasal iklimden Kürt sorununun demokratikleşme çerçevesinde çözümünün konuşulduğu bir siyasal iklime gelmiştir. PKK, Kürt sorununu kamusallaştırmayı sağlayan aktörlerden biri olarak işlevini yerine getirmiştir.

Kabul edelim ki, bugün PKK hem Kürt sorununun çözülmesinin önünde bir engel hem de Kürtlerin bir sorunu haline gelmiştir.

PKK'nın bugünkü önceliği Kürt sorununun çözülmesi, Kürtlerin hak ve özgürlükleri değil kendi örgütsel/kurumsal varlığını mümkünse başka formasyonda devam ettirmektir.

PKK bugün, milyarlarca avroluk hacmi olan bir kurumsal yapıdır. PKK sorunu, "bu yüksek cirolu, üstelik kâr eden bir kurumun nasıl tasfiye edileceği" sorusunda düğümlenmektedir. Diğer bir ifadeyle PKK üst düzey yöneticilerinin bu tasfiyede ne kadar kâr payı alacakları sorunudur. Bunun anlamı, Karayılan'dan Bayık'a, Kalkan'dan Aydar'a hatta Öcalan'a hepsinin geleceklerini görmek istemeleridir. PKK sorunu tam da budur.

Bu denklemde siyasi varlığı ve gücü ile katalizör işlevi görmesi gereken BDP, siyaseten önüne gelen tüm fırsatları tepmiş ve bugün karşı karşıya olduğumuz tıkanmanın parçası olmuştur.

Son olarak Gaziantep'te meydana gelen ve sivilleri hedef alan saldırı sonrasında BDP, PKK'ya mesafe alma konusunda çok önemli bir fırsat daha yakalamıştır. Şu ana kadar siyaset yapma konusunda başarılı sınav vermeyen BDP'nin, bu apolitik tavrı, Meclis'teki varlığını bile sorgulanır hale getirmiştir.

BDP'nin önüne bundan sonra siyaset yapmak için ne kadar şans gelir bilmeyiz ama bundan sonraki süreçte BDP artık kendi şansını kendisi üretmek zorunda görülüyor.

Son olarak şunu belirtmekte fayda var; Kürt sorununu demokrasi ekseninde çözemeyen bir Türkiye'nin ne bölgesel ne de küresel bir güç olma şansı vardır.

twitter: @murataksoy

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim