23 Mayıs 2012 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Star’ın Atatürkçüleri, Kaos-GLsi ve Modacıları
25 Ekim 2011 Salı 00:46

Star’ın Atatürkçüleri, Kaos-GL'si ve Modacıları

“Ayının kırk türküsü varmış, kırkı da armut üzerineymiş” misali Kemalistlerin Türkçü-askeri tek tipleştirici marşlardan başka insanın kalbine dokunan, yüreğine işleyen, duygularını okşayan şarkılarla, türkülerle ne işi ola!

Yorum: Kenan Alpay

Star Gazetesi, Uzan Grubu’nun elinden çıkıp da önce TMSF’ye ardından Sancak Grubuna son olarak da Tevhid Karakaya’nın yönetimine geçiş sürecinde epeyce değişti. Uzan Grubu, televizyonlarının yanı sıra, bir şantaj aracı olarak kullandığı Star Gazetesini de 28 Şubat cuntasının emrine amade kılmıştı.

O süreçte Genelkurmay Karargâhı’nda İslam’a ve Müslümanlara yönelik hazırlanan ve Batı Çalışma Grubu marifetiyle medyaya servis edilen Psikolojik Harp Dokümanları başta Hürriyet, Sabah, Milliyet gibi gazetelerin yanı sıra Star Gazetesi’nde de ağırlığınca yer tutuyordu. Fatih Çekirge ve Can Ataklı gibi Mehmetçik gazeteciler Çevik Bir gibi darbeci generaller tarafından ellerine tutuşturulan sözde belgeleri yayınlamakta rakipleriyle yarış ediyorlardı.

Neyse ki o iğrenç misyonun sahibinin ve taşeronlarının tuzakları başlarına geçti. Ergenekon ve Balyoz cuntacıları ile beraber hak ettikleri itibara kavuşuyorlar. Toplum psikolojisinde açtıkları ağır yaralar, sebep oldukları dehşetli travmalar etkilerini günden güne yitiriyorsa da halen alınması gereken epeyce bir mesafe olduğu aşikar.

Star Gazetesi’nin darbe sürecindeki misyonu kadar normalleşme sürecindeki misyonu da bizi yakından ilgilendiriyor elbet. Çünkü özellikle Mustafa Karaalioğlu’nun Genel Yayın Yönetmeni olduğu tarihten itibaren Star’da yazılan çizilenlerin önemi daha bir arttı. Karaalioğlu hem haber hem de yazar-yorumcu kadrosuyla başka bir Star Gazetesi ortaya çıkardı. Şantajcıların ve cuntacıların sesi olmakla şöhret kazanan Star’ı şantajcılara ve cuntacılara karşı bir mücadele aracına dönüştürmek, kimsenin hafife alamayacağı kadar önemli bir iş.

Şimdi bu yazımıza konu olan en kritik soruyu sormanın zamanı geldi: Siyasi cephesiyle Star’da ortaya çıkan dönüşüm acaba sosyal, kültürel ve ahlaki cephesiyle ne halde? Mustafa Karaalioğlu ve kadrosu yüz bini aşan tirajıyla Star’da okurlarının karşısına nasıl bir sosyal hayat, kültürel dünya ve ahlaki çehre çıkarıyor acaba? Uydurma, çarpıtma, asparagas vs’den değil gazetecilikteki haber ve fotoğraf terciğinden bahsediyorum elbet.

Haber ve fotoğraflarda Karaalioğlu yönetimindeki Star’ın tercihlerini anlamak için öyle uzun boylu arşiv taramasına girmeye gerek yok diye düşünüyorum. 23 ve 24 Ekim nüshalarından birkaç hususa değinmek maksadın hâsıl olması için kifayet eder sanırım.

Önce, Star’ın 24 Ekim Pazartesi nüshasına bakalım.

Doğal olarak ilk sayfa bütünüyle depreme ayrılmış. İkinci sayfada Ahmet Kekeç’in yazısının yanı başı boy resimleri eşliğinde “Köfte Leman”la yapılan söyleşiye, hemen altı ise İstanbul’daki “Caz/Zaz İzdihamı”na ayrılmış. Okuyucu bu haberle, söz konusu caz konserine gidenlerin nasıl olup da “eski Paris sokaklarında dolaşıyor” havasına girildiğini öğreniyor. Çakma romantizm haberleri anlayacağınız.

Başkent’te dev koro” başlığıyla verilen diğer sayfadaki haberde ise üzerlerine Atatürk resimli tişörtler giydirilmiş ve ellerinde bayrak sallayan çocukların marş söylerken çekilmiş büyükçe bir resmi yer alıyor. Türkiye’nin dört bir yanında konserler veren TOBAV bu kez Ankaralılarla buluşmuş.

Ne mi söylemişler? Allah aşkına resme bakıp haberi hiç okumasanız bile malum değil mi? Elbette yine İstiklal Marşı, yine 10. Yıl Marşı, yine İzmir’in Dağlarında marşı! Hani ulu önder Atatürk buyurmuş ya “Cumhuriyetin temeli kültürdür”. İşte bu kültür sevdalıları da minicik çocuklara ‘kültür aşılamaya devam’ ediyorlar.

“Ayının kırk türküsü varmış, kırkı da armut üzerineymiş” misali Kemalistlerin Türkçü-askeri tek tipleştirici marşlardan başka repertuarlarında bir şey yok. zaten otoriter ve totaliter bir rejime kafayı takmış bu kesimlerin insanın kalbine dokunan, yüreğine işleyen, duygularını okşayan şarkılarla, türkülerle ne işi olur ki! İyi de Star bu klasik militarizasyon sürecinin haberini allayıp pullayıp nereye varmak istiyor? Hani, darbecilere karşı mücadele ederken darbeciliğin çirkin de olsa kaba-saba bir kültür mücadelesi olduğundan habersizmiş gibi bir hava var.

Magazin Servisi imzasıyla gazetede yer alan diğer haber ise “Tango Feeling yeniden Türkiye’de” başlığıyla verilmiş. Meğer ‘Tango Feeling’, Hızır Acil Servis gibi gelişiyle sanatseverlerin imdadına yetişmiş ve sadece danslarıyla değil şık kostümleriyle de ruhlara işleyemeye hazırmış. Şık kostümlerin bir örneği de sunulmuş okura. Olabildiğince dekolte bir kostüm resmi göreceğinizden şüpheniz var mı? Bunlar nedir şimdi; rüştünü ispat çabası mı,  aşağılık kompleksi mi yoksa kabak çiçeğinin hikâyesi mi?

Diğer bir bahse geçerken karşımıza enteresan bir KAOS-GL haberi çıkıyor. Anayasa tartışmaları üzerine hazırlanan bir habere iliştirilen “KAOS-GL’den görüş istendi” haberi o kadar ‘objektif’ yazılmış ki şaşmamak mümkün değil. Anayasa Uzlaşma Komisyonu sivil toplum formatında örgütlenen “gay ve lezbiyenlerden de görüş istemiş”.  Ahlaksızlığa çağrı yapmak üzere örgütlenmiş bir fesat odağını davet etmesi Komisyonun bir ayıbı olduğu kadar bu çağrıyı öne çıkarıp normal bir habermiş gibi okuyucuya sunmak da gazetenin ayıbıdır.

Uzun bir süre Star gazetesi üzerinden zaman zaman “Müslümanların homofobik rahatsızlıklarını rehabilite etmek” amacıyla yazılar kaleme alan Hidayet Şefkatli’ye geçen yıl yol verilmesi iyi bir adımdı. İyi bir adımdı ama demek ki Star’daki sorun Şefkatli’nin tercihiyle sınırlı bir sorun değilmiş. Topluma, “kimse korkmasın, herkesin içi müreffeh olsun, sivil anayasa gay ve lezbiyenleri de kapsayacak bir genişlikte” müjdesi mi verilmek isteniyor, tam anlayabilmiş değilim.

Arka sayfaya gelince uzun yıllar boyunca Hürriyet, Sabah, Akşam gazetelerinde “kaldırılması patron tarafından dahi teklif edilemeyen” bir arka sayfa güzeliyle karşı karşıya kalıyoruz. Her ne kadar Star’ın arka sayfa güzeli de diğerlerinde olduğu gibi çırıl çıplak değilse de üzerinde çikolatadan yapılmış kıyafetimsi bir şey varmış gibi gözüküyor. Gözüküyor gözükmesine lakin Paris’teki çikolata fuarından kıyafet diye çikolatadan erotizm üreten ahlaksız modacıların tasarımını okuyucuya sunmanın mantıksızlığını, ifsat ediciliğini, günaha davet ediciliğini anlamak ne mümkün.

Ne sanatsal açıdan ne de toplumsal açıdan hiçbir olumlu katkıya vesile olan dizilerin, dizi oyuncularının saçma sapan ilişkilerinin öne çıkarıldığı haberler Star’ın 23 Ekim Pazar nüshasında da okuyucuya boca edilir. Kim hangi diziden ayrılmış, kim hangi diziye transfer olmuş, kim nerede ve kiminle evlenmiş haberleri geçit yapıyor gazete sayfalarında.

Star’ın 23 Ekim’deki arka sayfa güzeli ise “Monica Bellucci 47’sinde mankenlere taş çıkardı” başlığıyla veriliyor. İtalyan aktristin iki güzel resmiyle verilen haberin hemen altında ise İngiltere Prensi Harry’nin bir kokteylde tanıştığı garson kızla yaşadığı aşkı konu edinmektedir. Haberler böylece sürüp gidiyor.

Şöyle bir soru sorsak: Mustafa Karaalioğlu’nun kimliği ve yaşam tarzı bu türden bir gazete yayıncılığına el verir mi? Hiç sanmıyorum. Bu türden bir yayıncılık anne babası veya eşi ve çocukları başta olmak üzere kendisinin de mensup olduğu ve hitap etmeye çalıştığı toplum kesimlerine hayır mı getirir yoksa şer mi?

Müslümanca duyarlılıkları, ortalama ahlaki ilkeleri berheva eden ve benzer örnekleri Star’da hemen her gün sergilenen bu türden bir haberciliğin yol açtığı ifsadı Ahmet Kekeç, Sibel Eraslan, Elif Çakır, Nasuhi Güngör, Mustafa Akyol gibi yazarların yazılarındaki tespitlerin değil telafi etmesi dengelemesi dahi mümkün değildir.

Hedef habercilikse, gazetecilikse, çok satmaksa bunun mutlaka zikredilen zaafları alışkanlık hatta yayın stratejisi haline getirerek sürdürülebileceğini iddia etmek gerçeklerle bağdaşmaz. Toplumun zaaflarına oynamak, iktisadi ve siyasi lobilerin beklentilerini meşrulaştırma ameliyesini tabana yayarak sıradanlaştırmak, resmi ideolojiye ve magazin kültürüne bitişik nizam hareket etmek bilebileceğimiz, bilemeyeceğimiz kadar çok felakete yol açacaktır. Söz konusu edilen felaketler doğası gereği hem aileleriyle birlikte bu işin içerisinde olanları hem de hitap ettikleri geniş toplum kesimlerini ağır ağır dönüştürecek, başkalaştıracaktır.

Yakın geçmişte yaşanmış örneklerin sayısı az değil. TGRT’nin ve sahiplerinin, yöneticilerinin acıklı hikâyesi herkesin malumu.  Diğer bazı kuruluşların TGRT’leşme sürecini tamamlayıp tamamlamadığını hep birlikte izliyoruz.

Esasen hatırlatmaya çalıştığımız mevzu şu: Bütün insanlar için fakat hasseten Müslümanlar için istisnası olmaksızın siyasi veya iktisadi iktidar ilişkilerine endekslenmiş bir çizgi önce çürümeye sonra da kaybetmeye mahkûmdur. Kesinlikle bu böyledir. Hakkı ve sabrı tavsiye etmek ise ertelenemez bir görevdir.

Çürümeye ve kaybetmeye mahkûm olmak istemiyorsak siyaseten olduğu kadar iktisadi, sosyal, kültürel, sanatsal alanlarda da kendi özgünlüğümüze sarılmak zorundayız. Kemalist paradigmaya karşı kimilerinin hemencecik sarıldığı liberal, post-modern paradigma güvenli bir liman değil. Allah-u Teala’ya karşı bizi mahcup edecek hiçbir davranışın meşruiyeti de makuliyeti de olamaz. Hatalarımız için mazeret değil, onların telafisi için gayret sarf etmeliyiz.

Haksöz Haber 

YORUMLAR ( Toplam 8 yorum)
Adım Sendekalsın
Akyol hakkında son kez
28 Ekim 2011 Cuma 12:25
Aslında burada yorum yazarken bu vesileyle kafamda mevcut diğer düşüncelere de girdim. Direkt karşılıklı yazışma olmadı" Memduh Usta" rumuzlu arkadaş. Akyolu da çok ciddi bir şekilde takip edemiyorum. Yine asıl konudan çıkacağım. Şiddeti bir çözüm olarak gören bazı gruplar kendilerine Islami bir kimlik atfediyorlar. Haksozhaberde de okuyucu yorumlarında- kimbilir belki de provakatordür bunlar- ayaklanma, eylem-tepki-devrim sözleri çokça kullanılıyor. Baana göre şiddeti çözüm olarak gören gruplar aşırı gruplardır. Belki de Mustafa Bey de buna işaret ediyor. "Radikal" yerine aşırılık yanlısı ifadesinin kullanılması gerektiğini çünkü Islam= Radikalism=Terror algısını ve kara propagandasını kırmamız gerektiğini savunan birisiyim. Bu yeni bir söylemim de değil. Akyolun varlığından bile haberim yokken bunları yazmış ve konuşmuşumdur. Akyolun da buna göre bir duruş belirlediğini düşünebiliriz. Islam bünyesinde Radikalism barındırmıyor. Vasat kavramını iyi bilirsiniz. Vasattan demokrasi liberallik filan da çıkarmak gerekmez. Demek istediğim- kimseyi direkt itham etmek istemem-sloganik- tepkisel islamcılık ile benim nazarımda müslümanlık aynı değil. Müslümanların kendilerine belirlediği kimlik ister muhafazakar-ister dindar- ister islamcı olsun dinimizi bağlamaz. Buradan hareketle içinde yaşadığımız dehşet fitne ortamında çok sağlıklı düşünceler de üretemiyoruz. Radikalisme fırsat vermeyelim derken "Aşırılıktan uzak muslumanlık" desek "aşırılıktan uzak islam" yanlışına düşülmezdi. Biliyorum Islamın radikali ılımlısı olmaz diyorlar. Bu noktada Islamın kendisini dile getirmek mümkün değil. değil de Müslüman kimlikli insanlarımızın birbirine tepkisi sözkonusu. Tahammülsüz- tepkici sloganik ve mutassıp (bu kelimeleri müslüman kimliğiyle kullanmaktan elem duyarak söylüyorum) müslümanlar liberal- müslümanı kendileri oluşturdu. Hayırlı Cumalar.
MEMDUH USTA
AKYOL UZERINE
27 Ekim 2011 Perşembe 14:51
Ben Haksoz'u ornek verirken bir metafor olarak kullandim. Ben Ingilizce konusmalarindan da ziyade yazilarini kastettim. Liberalizmden soz edenleri degil, bizatihi muslumanlarin kuyusunu estigi yazilari. Kendisini yeterince uyaran da var. Dinlemeye niyeti olmadigi da gayet acik. Adam twitterda acikca islamofobinin bir nedeni bizzat muslumanlarin kendisidir, asiri muslumanlar islamofobiye neden oluyor dedi ve ona gorede asiri musluman neo-kon yayinlara yazdigi makalelerde acikca belirtildigi gibi, mevdudi, seyyid kutub, ali seriati gibi dusunurler ve onlarin cizgisinden gidenler. Hele hele bir insan Daniel Pipes'i ilimli islam konusunda en onde gelen otoritelerden biri gorup onu elestirenlere de fanatik demisse, artik orada soz bitmistir. Muslumanlarin gozunu acma zamanidir. Istiyorsaniz bu dediklerimin linkini size temin ederim.
Sait Alioğlu
star'a bakmak!
26 Ekim 2011 Çarşamba 01:42
Yıllardır adam gibi bir gazetemiz olmadı, desem, haddi mi aşmış olurum. acaba? Ta yirmi küsur yıldır Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak, Vakit tecrübeleri, hayal kırıklıkları, kırgınlıkları ve kızgınlıkları. Şimdilik Vakit, bazen zaman, bir kaç gündür de Milat! Ki, saydığım bu gazeteleri içeriklerinde İslam'la birlikte millilik, muhafazakarlık vs. olsa da alıp eve götürebiliyorum. Diğerlerini asla! Kaldı ki, Star'ı yeni dönem yayımlandığında geçmişinde İslamcılık olan bir zat var diye ilk iki, üçgün aldım, eve de götürdüm. Ama daha sonra kendi insicamımı bozmamak adına elime alıp okumadımbile. Hele birde Kenan Alpay'ın incelikli yorum-haberini ve yapılan yorumları okuyunca star'ı kendi adıma sönmüş bildim. Bu mevkutelerin ifşa edilmesi makulat içerisinde sürdürülmeli, var olan ifsada dur,diyebilmeliyiz...
Adım Sendekaldı
eleştiri yapalım
25 Ekim 2011 Salı 19:09
Mustafa Akyolun ingilizce konuşmalarında çok hatalar ve hatalı yaklaşımlar var. Islamı tebliğ iddiasında değil zaten. Bazen ben de kızıyorum açıkçası. Ne diye gavura liberalizmi anlatıyor diyorum. bunun için Namaz hocası kitabından 10 yaşındaki çocuk namaz kılmıyorsa "beat them up" diye örnek vermek islami tebliğe ve mantaliteye ters. Cahillik. Eleştiri yapalım ancak düşman olarak ta görmeyelim. Şahsen ben de Haksöz çizgisinde birisi değilim. Ama kimseye- hele hele hiç bir gavura Haksozü kötülemem. Çünkü siz samimisiniz ve sonuçta din kardeşiyiz. Eğer Akyolun bu tarz yaklaşımları olduğuna kani iseniz bizzat kendisini de uyarabilirsiniz. Selamlar.
memduh usta
Akyol elestirisi
25 Ekim 2011 Salı 17:28
Sayin "adim sende kaldi" soyle demissiniz:"Kaldı ki laikçi cepheye karşı sağlam bir duruş göstermiş insanları(Akyol gibi) islamin siyasi nizamını desteklemiyor böyle bir talebi yok diye tenkit etmeye de hakkımız yok."

Eger bu benim yazdigim tenkite cevapsa, yazdigimi iyi okumamissiniz. Ben onu islamin siyasi nizamini desteklemiyor diye elestirmedim. Lutfen iyi okuyunuz. Orada Ingilizce yazilarinin da ozellikle okunmasini tavsiye etmisim. Akyol o yazilarinda Haksoz ve benzeri cizgideki muslumanlari kafire resmen jurnalliyor, terorizme acilan kapi olarak gosteriyor. Daniel Pipes'a ovgu duzmesi de cabasi. Sizlerin Turkiye'de belki farkina varmadigi bir durum var. O da yeni bir islami soylemin devreye sokulmasi sozkonusu. Akyol inandiklarini yaziyor olabilir; ama dedikleri piyasaya surulen soylemle yuzde yuz ortustugu icin tesvik goruyor. Kitabini anlatmak icin ciktigi turda ugradigi duraklarin bir kismi AK Parti'yi bile dusman goren yerler(di. Simdi Iran'la ara acildi diye olumlu bakmaya baslar gibiler).
Beytocan
Doğru Yorum ve Tespitler
25 Ekim 2011 Salı 14:44
Kenan abinin çok haklı, doğru, yerinde tespitleri var. Star Gazetesinde yazan değerli arkadaşlar nasıl buna dayanıyor ve ses çıkarmıyorlar, anlayabilmiş değilim, anlayabilmiş değiliz. Allah ıslah etsin!
Adım Sendekaldı
güzel tespitler dostça uyarılar
25 Ekim 2011 Salı 13:29
Bu yazıda vurgulanan hassasiyetlere tamamen katılıyorum.Uslub ise çok nazik.Tam bir mümin uslubu. Allah razı olsun. Liberal -demokrat dünya görüşünden gelen bir insanın dine ve dindarlara saygı duymasının güzel fakat dindar bir insanın liberalleşmesini ise fena buluyorum. Toplumun farklı kesimlerini kendi yetiştiğimiz ortamlara göre değerlendirmek hatalı bir yaklaşım. Kaldı ki laikçi cepheye karşı sağlam bir duruş göstermiş insanları(Akyol gibi) islamin siyasi nizamını desteklemiyor böyle bir talebi yok diye tenkit etmeye de hakkımız yok. Haksözhaberdeki yorumları okuduğumda yorumları yazan kişilerle çok farklı dünyalardan olduğumu müşahade ediyorum. Insanları herkes kendi anladığı islama davet ediyor. Umarım ne demek istediğim anlaşılır. Ayrıca demokrasi konusunda çok farklı düşüncelerdeyim. Islam demokrasiyle bağdaşır başdaşmaz şeklindeki teorik tartışmalar bir yana (bkz.Iranın Islam Cumhuriyeti olarak kuruluşundaki demokrasi teklifi Salahaddin Eş-Çakırgil) dinimizin laiklikle bağdaşmadığını tamamen kabul eden birisi olarak şunu vurgulamak isterim: Insanlar yetiştiği, içinde bulunduğu ve sosyal durumuna göre bir Dünya görüşü ve buna bağlı bir duruş geliştiriyor. T.C nin vatandaşları olarak islami değerlerimizden uzak yetiştiriliyoruz. Ortak bir zeminde buluşmak çok zaman alabilir. Sabırlı olmak ve dua etmek lazım. Müspet hareket ederek insanları Islama kazanmak lazım.Hemen tenkit ederek kaçırmak veya yeni düşmanlar kazanmak ise çok kolay.Diğer yandan farklı islami hareketlere ve cemaatlere karşı bile çok tahammülsüz olunan bir devreyi yaşıyoruz. Bu kadar düşmanlık varken hatta cemaatler birbirini tekfir ederken kimse kimseyi Islama davet edemez. Kendi nefsimizi Islama davet edelim.Selamlar.
memduh usta
Mustafa Akyol'un dogrulari?
25 Ekim 2011 Salı 05:57
Hangi dogrusu var Mustafa Akyol'un? Anlasilan ne Daniel Pipes'la paslasmalarindan haberiniz var ne Mevdudi, Seyyid Kutub ve Ali Seriati gibi dusunce devlerinin fikirlerini saptirmasindan, ne de sizin temsil ettiginiz dusunceyi terorizme acilan yol olarak gostermesinden. Size bir google arastirmasi yapip ozellikle ingilizce yazdigi yazilari okumanizi tavsiye ederim. Artik Islamofobik network'un islama dogrudan saldirisi devresi kapaniyor. Ilimli islam kavramina bir de mainstream islam kavrami eklenecek. Mainstream islam cumadan cumaya namaza giden, ara sira ickisini de icen, hovardalik da yapan kisilerin islamiyla siyasetten uzak duran ama biraz daha dindar olanlarin islaminin karisimi bir sey. Bu tanim tutarsa, siz otomatikman dislanmis durumdasiniz. Akyol bu projenin sadece Turkiye ayagi degil, ayni zamanda uluslararasi ayagi. Kitabi bosuna once ingilizce cikmadi. Muazzam bir sekilde pazarlandi ve her onemli yayinda hakkinda reviewler cikti. Akyol'un hangi dogrusundan soz ediyorsunuz siz?
KARİKATÜR







Haksoz haksöz