1. YAZARLAR

  2. Bülent Korucu

  3. Sözün bittiği yerde deniz de bitti
Bülent Korucu

Bülent Korucu

Yazarın Tüm Yazıları >

Sözün bittiği yerde deniz de bitti

A+A-

CHP Genel Başkanı 'yanlış' anlaşılmaya devam ediyor. Doğal olarak kendi kendini düzeltmeyi de sürdürüyor. Bunca yıllık politikacı ve akademisyen bir liderin mütemadiyen 'iletişim kazaları' yapması anlaşılır gibi değil.

Baykal son çamı, yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un konuşmasını değerlendirirken devirdi.

Baykal'ın Org. Başbuğ'un sözleri ile ilgili düşünceleri Fikret Bila'nın köşesine şöyle yansıdı: "İlker Paşa çok doğru şeyler söyledi, çok güzel analizler yaptı, çok güzel saptamalar yaptı." dedikten sonra "ama" diye devam etti, "Paşalar her zaman böyle güzel konuşmalar yapıyorlar da..." Ama ile neyi kastettiği sorusuna Baykal şu cevabı verdi: "Artık komutanların konuşmaları etrafında siyasi tartışmalar yapmak istemiyorum, sanki sözle etkili olma aşaması geride kaldı gibi geliyor bana." CHP liderinin ifadeleri doğal olarak, 'Söz bitti, şimdi fiili müdahale zamanı' şeklinde algılandı. Varlığını demokrasiye borçlu bir siyasetçinin cümleleri haklı olarak eleştirildi. Baykal "Söz ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir." atasözüne atıf yapıyor diye mazur görülebilir mi? Askerin bu konularda konuşmasını kabullenmemesi gereken 'sosyal demokrat' siyasetçi, 'Paşanın söyledikleri güzel ama sözle etkili olma aşaması geride kaldı.' diyebiliyor. Baykal, sözlerini tashih ederken 'Türkiye için darbe dönemlerinin kapandığını, askerî müdahalenin söz konusu olamayacağını' kayıtlara geçirmiş oldu. Güzel bir gelişme. Kötü olan bunların Baykal'ın şuuraltından kontrolsüz biçimde kopup gelmesi. Sonradan pişman olup düzeltmesi yer yer kendine hâkim olamadığını gösteriyor.

Baykal, darbe ve hatta idam çağrıştıran konuşmaları sık yapmaya başladı. Anayasa tartışmaları sırasında da AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ı idam sehpasıyla korkutmuştu. Meclis kulisinde gazetecilerle sohbet eden CHP Genel Başkanı Baykal, 'yeni bir anayasa yapmak için idamı göze almak' gerektiğini ileri sürmüştü. Baykal'ın "Ya kurtuluş savaşı yaparsın, yeni bir devlet kurarsın, ya da ihtilali yaparsın, idamı göze alırsın, o zaman yeni anayasa yaparsın. Biz anayasa yapmak için seçilmedik, bu anayasaya uymak için seçildik." cümleleri yine günlerce tartışılmıştı. Muhatabı başbakan olan bu sözler hemen akıllara merhum Adnan Menderes'i getirmişti. Baykal'ın savunması gerçekten ilgi çekiciydi: "Menderes'i değil Talat Aydemir'i kastetmiştim. Ben, Talat Aydemir olayını kastederek, bu örneği vermiştim. Yoksa iktidardaki idarenin devrilmesi ve idamlar yapılmasını değil. Merhum Adnan Menderes olayını anımsatmak aklımın ucundan bile geçmedi. Bırakın böyle bir olayı anımsatmayı, tasavvur bile etmem. Tam aksini söyledim. Ama bu sözlerim çarpıtıldı, saptırıldı." Meşru sivil iktidarı eleştirirken bir darbecinin örnek gösterildiğine kendimizi zorlayıp inansak bile büyük bir gaftı. Kaldı ki Aydemir savunması kimseye inandırıcı gelmemişti.

Ergenekon soruşturmasıyla ilgili takındığı tavır da çok farklı değil. Parçalar birleştiğinde karşımıza çıkan Baykal fotoğrafı gerçekten üzüntü verici. Diğer parti yöneticilerinin halkı ve sandığı küçümseyen, seçmenin tercihlerini 'mantıksız bulan' açıklamaları eklenince üzüntü, ürküntüye dönüşüveriyor. Hep aynı cümleyi söylüyoruz belki ama elden başkası da gelmiyor: Deniz Bey'in jübilesi böyle olmamalıydı. Baykal, demokrasi dışı seçeneklere cevaz veren, hatta darbe çağırıcılığı yapan bir lider olarak siyasi hayatına nokta koymamalıydı. Zoraki düzeltmeler maalesef yetmiyor. Bu yafta her geçen gün daha fazla üzerine yapışıyor. Deniz Bey kendini bitiriyor. Sözün bittiği yerde onun için 'deniz bitiyor'.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT