Söz ve yazı

16.10.2010 00:49

Özlem Zengin

Türkiye’de yazı yazmanın bir açıdan kolay, bir başka açıdan ise çok sorunlu ve zor bir iş olduğunu düşünüyorum.

Kolaylık şurada: Yazanın bu ülkede konu bulma sıkıntısı yok; her gün, hatta çoğu zaman gün içinde birkaç kez yazı konusu olabilecek olaylar, haberler karşımıza çıkar. Yıllar geçmesine, dünyada ve Türkiye’de birçok şey değişmesine rağmen, konulara yaklaşımda, bilgi ve değerlendirmede değişiklik yapmaya bile gerek görülmemekte. Herkes bir ömür, aynı yerden bir milim kıpırdamadan, ülke gündemiyle alakalı konuşmasını sürdürmekte. Bu açıdan yazmak fazla bir gayret, çalışma, kendini geliştirme gerektirmemekte.

Son zamanlarda yazma işini kolaylaştıran farklı bir ortam da karşımızda. Eskiden, ne dersek diyelim, kesin inançlı, bilgi ve birikimi yenilenmeyen, tutarlılık kaygısı olmayan yazarlarımız bir hayli mevcut olsa da, yazma işi belli ölçüde ciddiye alınır, bir emek işi olarak görülürdü. Son zamanlarda, işin bu yönü de önemsiz hale geldi.

Yazma işinin zor tarafı ise, bu kadar yazılıp çiziliyor olmasına rağmen, kim ne derse desin olayların ele alınış biçiminin hiç değişmiyor olması, netice alınamıyor olması, yazının gücünü tartışılır kılıyor. Yazma eylemi nihai anlamaya bir kat ise bu değişmezlik yazının ruhunu bozuyor.

Hepimizin kişisel tarihinde bu tablonun birçok örneğini görmemiz mümkün. Hukuk Fakültesi’ne başladığım yıllarda başörtüsü ile ilgili tartışmalar ve sorunlar yeni yeni ortaya çıkıyordu. Çıkarttığımız bir hukuk dergisinde üniversitelerde başörtüsü sorunu ele alınıyordu. O tarihlerde babam, başörtüsü tartışmalarının ne kadar süreceğini tahmin ettiğimi sormuştu. Tahminim, “En çok birkaç yıl içinde başörtüsü tartışmaları biter, Türkiye yoluna devam eder” şeklindeydi.

Bugün aradan çeyrek asra yakın zaman geçti, Türkiye aynı noktada: Üniversitelerde başörtüsü hâlâ tartışılıyor. Hâlâ aynı tezlerle tartışılıyor, aynı itirazlarla, aynı savunmalarla tartışılıyor.

Başörtüsü çok özellikli bir konu haline geldi, bunu inkâr etmiyorum. Şaşırdığım, sadece konuyu tartışmaya başlayan herkesin bu çeyrek asırlık birikimi bilmeden, bu birikimin üzerine bir şey ilave etmeden konuşuyor olmasıdır. Hatta denebilir ki; yirmi sene önce bu konu çok daha zengin bir içerikle, bir derinlikle tartışılmaktaydı.

Türkiye’nin aktüel gündemine genel bakışın dışında, hayatın akışı içinde özellikle problemlerin öznesi olanlar, bu değişmezlik içinde isteseler de değişmeden, dönüşmeden kalamıyorlar.

Yazının kolay ile zor arasındaki dengesinde, hayata ve gündeme dair yeni sorular, yeni izahlar üretebilmek arzusuyla, haftada iki gün için başlıyorum. Merhaba...

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim