'Söz ola kese savaşı'

06.11.2009 00:45

Mümtazer Türköne

Bizi insan yapan organımız dilimiz. Farklı sesleri yan yana getirerek kelimeler üretmemiz, bu kelimelerden ifadeler çıkartmamız ve aklımızdan geçenleri karşımızdakine aktarmamız. Bir fikri, bir bilgiyi saklamak, daha ötesi düşünceyi geliştirmek dille mümkün.

O zaman insanca çözümlerimiz de dilin eseri olarak gelişiyor. Seçtiğimiz kelimelerle, seçtiğimiz kelimelere yaptığımız sakin vurgularla çözümler üretebiliriz. Veya tek bir kelime ile ortalığı yangın yerine çevirebiliriz. Dil sadece anlaşmaya değil aynı zamanda bedduaya, küfürlere ve hakaretlere de malzeme sağlıyor.

Giderek büyüyen ve kontrolden çıkan bir üslûp sorunumuz var. Bir fikrin, bir duruşun veya bir itirazın kendisi değil, ifade ediliş şeklindeki yani üslûptaki sorun. İlkel bir totem toplumu gibi bazı günleri "tabu" ilan edip, o günlerde memleket meselesi konuşulmasına yasak koyabilirsiniz. Hatta müneccim çağırıp, "Meclis'in toplantı günlerini ve konularını yıldızlara bakıp bize bildir" de diyebilirsiniz. "10 Kasım nerenize batıyor?" sorusunda ise hem 10 Kasım'ın kendisine hem de bu sözün muhatabının tahammül sınırlarına ağır yükler binmiyor mu?

Yanlışların üslûbu

Bir mugalata tekniğidir. Dokuz adet doğru lâfın yanına bir adet yanlış lafı yerleştirdiğiniz zaman, pirincin içindeki taşı aramaya başlarsınız. Ya bir doğru lâfın üzerine dokuz yanlışı, küpleri üst üste dizer gibi yerleştirince? Cindoruk, "Türkiye'de başbakanlık sistemi var" diyor ve partisinin görevinin bu sisteme son vermek olduğunu söylüyor. Ekliyor: "Bu... derebeylik idaresidir, monarşidir, krallıktır." Doğru mu? Türkiye'de "başbakanlık sistemi" var mı? Dünyanın her yerinde parlamenter sistemlerin güçlü başbakanlık makamı yaratmasına yönelik bir eleştiri vardır. Parlamenter sistemler, başkanlık sistemlerinden farklı olarak yürütme ve yasama organlarının tek elde, parlamentodaki çoğunluk partisinin elinde toplanmasına yol açar. Bu yüzden başbakan hem icranın hem de yasamanın gücünü elinde bulundurur. Yani, normal bir sonuç. Peki gücün tek elde yoğunlaşmasının hem derebeylik, hem de monarşi olması; aynı anda ikisinin birlikte var olması nasıl mümkün? Bu ikisi birbirinin tersi değil mi? Sağlı-sollu yeni merkez'in derdi, sistem tartışması değil, Ergenekon'un siyasî yelpazede temsilciliğini üstlenmek. Ergenekon sanıkları için bu yeni partinin lideri "avukat olarak" üzüldüğünü beyan ediyorsa bize düşen taşları değil, taşlar arasındaki pirinci aramak olmalı. Demek ki neymiş? Ergenekon davasını "devletin ayıbı" olarak niteleyen, yani devam eden bir yargılamayı etkilemek üzere siyasî yelpazede kendine yer arayan bir lider ve partisi. Çıta bu kadar aşağıya indiğine göre, Ergenekon cephesinde durum çok vahim olmalı. Demek ki, kıyma makinesi gibi kıyıcı üslûp çaresizliğin eseri.

Kandil Dağı'nda PKK'lıların lideri Murat Karayılan tehdit ediyor. "Eğer Ankara diyaloğu reddederse PKK çarpışmaya devam edecek. Kürt halkı bizimle ve Kuzey Irak'taki dağlardan on yıllarca mücadelemizi sürdürebiliriz." Tehdit üslûbunun arkasında duranı anlamak için cümleye dikkatle bakmalı. "Terör eylemlerine devam ederiz" tehdidinin sebebi "Kürt sorunu"nun çözülmemesi değil; "demokratik açılım"dan şikâyetler hiç değil. PKK, kendisiyle diyaloğa girilmesini istiyor, eğer muhatap alınmazlarsa ortalığı kana bulayacaklarını söylüyor.

Herkesin muradı kan deryasının durması. Peki "kan dökmeye devam ederim" tehdidi sürecin işlemesine, sonuçta bir çözümün bulunmasına katkıda bulunur mu? "Terör tehdidine boyun eğerek çözüm bulan bir siyasî irade"yi Türkiye'de ortaya çıkartmak mümkün mü? Çaresizliğin en koyusu bir yana, CHP ve MHP'nin çapraz ateşinde hükümet böyle bir yola girer mi? Daha önemlisi iki karşı kutupta, çözüme engel olanların bu üslûp benzerliği dikkat çekici değil mi?

Yakın tarihte üretip etiketlediğimiz sorunun kendisi de büyük ölçüde bir üslûp sorunuydu. PKK'yı, Kürtlerden önce iktidarlarına gerekçe bulmak için düşman arayanlar yaratıp bu hale getirmedi mi? "Kürt sorunu"nu PKK sorununa indirgeyenler şimdi PKK'nın tehditlerinin muhatabı değil mi? "Türkiye'nin Kürt sorunu yok, terör sorunu var" buyursunlar. "Madem sorun benim, o zaman beni muhatap al" diyor Karayılan. Mesele "terör sorunu" ise, o haklı; Kürt sorunu ise haksız. Türkiye'nin bir Kürt sorunu var. Bu sorunun doğurduğu ve bu sorunla süren bir terör sorunu var. Sebep ortadan kalkarsa sonuç da yok olur. PKK tehditleriyle aksini söylüyor. Kime karşı? Bu tehditkâr üslûp kimi hedef alıyor? Çözüm arayan Kürtleri değil mi? 34 PKK'lının dağdan inişi esnasında toplanan kalabalığı galiba herkes yanlış anladı. Gelenler dağdan indiler, dağa çıkmadılar ki. Demek ki insanlar terörün durmasına destek veriyor, teröre değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti terör örgütünü muhatap almaz. "Demokratik açılım" terör örgütü ile pazarlık yaparak sürmez. Kürt sorununu çözen iradeye silah çekenler de hesabı, önce Kürtlere verirler.

Üslûp sahibi olmak

Türkiye çok hassas bir sorununu çözmek üzere yola çıktı. Sorunu çözecek akıl ve irade bütün taraflarda var. İç ve dış konjonktür ve biriken tecrübelerin hepsi çözüme katkı sağlıyor. Kutuplaşan taraflar bile duruşları ve vazgeçilmezleri ile nerede buluşacağımıza dair işaretler veriyor. Geriye bir tek üslûp sorunu kalıyor. Bir tercihi savunmak için mantığın bittiği yerde devreye öfke girer. Öfke kendisini üslupla ele verir. Duygusal savrulmalara değil, akıl ekseninde uzlaşmalara ihtiyacımız var. O zaman herkes üslûbuna dikkat etmeli. Öfkeye bile zarif bir üslûp giydirmeyi başaranlar, dilin zarafetini kullanmayı becerenler maksatlarına ulaşırlar. Üslûp sahibi olmak, aynı zamanda tarz sahibi olmak, yani kişilikli olmak demektir. Yüzyıllar öncesinden gelen Yunus'un mısraları, dil üzerinden nefsi terbiye etmenin, kişilik kazanmanın ve sorumluluk sahibi olmanın yolunu yordamını göstermiyor mu?

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz/Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz/Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz//Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini/Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz/Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden/Pek sakın o şah katından, Seni ırak ede bir söz

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim