1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Sosyologlara kulak vermeli
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Sosyologlara kulak vermeli

A+A-

Daha önce Türkiye'de sosyolojik bilginin önemi üzerine iki yazı yazmıştım. Türkiye'de siyasette ve bürokraside sosyolojik bilginin kullanılması ölçüsünde hem daha sağlıklı bir gelişme kaydediliyor hem de toplumsal unsurların birbirlerini daha iyi anlamaları daha çok mümkün oluyor. Toplum yönetiminde sosyologlara kulak vermek her bakımdan faydalı oluyor. Bunda kimsenin kuşkusu yok.

Buna mukabil verimi her geçen gün daha fazla alınan sosyoloji mesleğinin istihdamda hak ettiği statüden çok uzakta olduğu bir gerçektir. Sosyoloji okuduğu halde özellikle kamuda benzer mesleklere kıyasla açık bir ayrımcılığa karşı toparlanan birçoğu da öğrencilerimden oluşan sosyoloji mezunları günlerdir aşağıdaki mesajı ısrarla ve dört bir koldan yolluyorlar.

Bugün köşemin bundan sonrasını bu mesaja bırakıyorum:

"Bilindiği üzere Türkiye'de uzun zamandır sosyal işler "sosyologsuz" yapılmaktadır. Türkiye'nin neredeyse bütün üniversitelerinde sosyoloji bölümü bulunuyor olmasına ve yıllık kontenjanının 2838 (2008 ÖSYM sonuçlarına göre) olmasına rağmen, kamuya senede sadece "24" tane sosyolog (2008 KPSS'ye giren 5091 sosyologun % 0,4'ü) alınıyor olmasını hangi mantıkla açıklayabiliriz? Yine, Türkiye toplumunda yaşanan her türlü anomik ve anomalik olaydan sonra, ortaya çıkan sorunların çözümünde ilk akla gelen kişilerin sosyologlar olması ancak buna rağmen, toplumsal çözüm aranan hiçbir kurumda gerçekte mevcut olmamalarının asıl bahanesi nedir?

1980 öncesinde "zorunlu" olarak çoğu kurumda istihdam edilmiş olan sosyologlar, içinde bulunduğumuz dönemde özellikle devlet kadrolarında çoğunlukla istihdam alanı bulamazken, istihdam edilmiş olan azınlık da birçok açıdan hem mesleklerini gerektiği gibi yapamamanın vermiş olduğu sıkıntıyı yaşamakta hem de birlikte çalışmış oldukları diğer meslek gruplarındaki iş arkadaşlarına oranla yaklaşık yüzde 40 gibi bir oranda daha az maaş almanın vermiş olduğu derin üzüntüyü uzun süredir alenen yaşamaktadırlar. Bu sıkıntının ana kaynağının "maalesef" devlet olması ise özellikle düşündürücüdür.

İlk kez 2006 yılı başlarında sosyolog unvanıyla kamuda çalıştırılmaya başlanan meslektaşlarımızın ücret adaletsizliği aradan geçen 3,5 seneye rağmen "nasıl" ve "neden" düzeltil(e)mez? "Adalet Bakanlığı" ve "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu" gibi kurumlarda çalışan meslektaşlarımıza karşı yaşatılan adaletsizliğin ve ücret eşitsizliğinin "adalet dağıtan ve insanlarının mağduriyetini gideren bu iki önemli kurumda" yaşatılıyor olması paradoksal bir duruma işaret etmez mi? Yoksa mağduriyet sosyologlar için bir "hak" olarak mı algılanmaya başlanmıştır?

Devletin neredeyse bütün kurumlarında hatta "daha da fazlası" aslen sosyologların bulunması gereken kurumlarında bile hiçbir sosyologun yer almaması ve bunun yerine sürekli olarak psikologlara ve sosyal çalışmacılara ağırlık verilmesinin nedenleri nelerdir? Yoksa devletin zihniyetine göre sosyologlar işe yaramaz bir meslek grubu olarak mı toplumda yer almaktadır? …

Ortada sosyolojik birçok problem var, ama bunu açıklayacak sosyolog yokken (yani mevcut işsiz sosyologlar istihdam alanı bulamazken) neden toplumun bütün kesimlerinde, özellikle de "medyada" ilk akla gelen meslek grubu olarak sosyologlar anılır ve her 10 kelimenin birinde sosyologlardan bahsedilip durulur? Biz "herkesin gözünde" çok önemli olarak addedilen bu meslek dalını içinde bulunduğumuz ve bir türlü çözüme kavuşturulamamış sorunlar yüzünden üniversitede tercih etmek isteyen hiçbir genç arkadaşımıza tavsiye edemeyecek duruma geldik. Devlet şu güne kadar bizim mağduriyetimizi görmezden gelmişken, bari sizler bizim sorunlarımıza duyarsız kalmayın!

Sizden ricamız yukarıda kısaca aktarmış olduğumuz temel sorunlarımızı, kendi kaleminizle en azından bir günlüğüne binlerce mağdur sosyolog adına köşenizde dile getirmeniz olacak."

Sosyoloji Mezunları ve Öğrencileri

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT