Sosyal etiket...

31.07.2010 00:06

Atilla Özdür

Sendikalar, faydası ve etkisi kendinden menkul üretimden gelen güçlerinin yerine bu kez tüketimden gelen güçlerini pazara arzetmeye niyetlenmişler... Bu amaçla sendikalar aralarındaki Kemalist ayırgacın doğurduğu farklılıklarını bir yana bırakarak, dirsek temasına geçmeye çalışıyorlar...

Anlaşılan, sendikalar aleminde eski çamlar bardak olmuş ve ateş de bacayı sarmış. İşçilerin dünyasına yeni ve taze bir ruh getireceğine inanmak istediğimiz bu hareket, umulur ki başarılı olur...
Üretimden gelen gücün kullanılması haylice riskli. Rejimin “sermaye koruyucu kanunları” dediğimiz modern hukuk düzeni bu gücün meşru zeminde hak aramasına izin vermiyordu. İyi de, tüketimden gelen güçlerinin kullanılmasına, bu güçle ilgili bilgilerin vitrin camlarıyla fiyat etiketlerinde yer almasına mevzuat ‘hoşgeldiniz’ diyecek mi...
¥
Tarım Bakanlığı geçenlerde gıda emniyetiyle ilgili bir takım açıklamalarda bulunmuştu. Bebek mamasından kırmızı bibere, soğan patates çuvallarından unlu mamullere kadar ne yiyor ne içiyor isek, bunların her türlü belaya doğru bizleri koşar adım yaklaştırdıklarını söylediler...
Belaya bulaşmamak için ona yakın durmayacaksın... Kurşun yüklü çocuk mamasından kaçınmak isteyenler kimi ve kimleri kendi yanına yaklaştırmayacak ve markalarına ellerini sürmeyecekti, es geçildi...
Mevzuat, zehir yüklü gıda maddelerinin isim isim, marka marka açıklanmasına izin vermiyormuş, Bakan’lık böyle söyledi.
Mevzuat tüm hokkabazları korurken, hukuksuz hukuk, sendikaların kayıt düşmanlarına karşı vitrinlerde niyetlendikleri “sendikalı emek ile üretilmiştir” ibareli etiket savaşına izin verir mi...
Hele hele, “bu malın üretim sürecinde kadın ve çocuk emeği istismar edilmemiştir” ibareli “sosyal etikete” hiç onay verir, verdirtir mi, kapitalist sermaye...
¥
İşçiler üretimden gelen güçlerinin pazarlama safhasında etiketlere yansıtılmasından, çıkarları gereği, aşırı derecede memnun kalırlar. Aslında hayat da bütün veçleriyle bir çıkar ve menfaatler arası bitmez tükenmez bir savaş değil midir... Hepimiz bu savaştan kazançlı çıkabilmek için tüm kabiliyetlerimizi seferber ederek pazarlık silahını kuşanırız...
Çıkarı gereği tüketimden gelen gücünü etiketlere yansıtmak isteyen sendikalı işçi de elbet bu silahı kullanacak ve üretim sürecinde kendi terini döktüğü nesneleri satın alırken ‘eşşek pazarlığından’ da geri duramayacak... Bu “eşşek pazarlığı”, hiç yolu yok kendisini, istemese de, merdiven altının kayıt dışı istihdam sepetlerine doğru yönlendirecektir...
“Sosyal etiket” rüyası ham bir hayal olmaktan, maalesef, öteye gitme şansına pek sahip görünmüyor... Üretim safhasında etiketten yana büyük umudlar ve hayallere dalan işçi, kendisi için pazara çıkıp harcamaya sıra geldiğinde, can düşmanı telakki ettiği kayıtdışı istihdam ürünlerini tercih etmek zorunda kalacaktır...
“Kahrolası hanelerdeki evlad-ı iyal korkuları” yok mu, beşeri ahlakı şirazesinden çıkartıp çürüten mikrop da, işte o korkuların kıskaçları arasında...
¥
Ali Müfit Gürtuna’yı da bir başka hayal dünyasında sanki uçurtma uçuruyormuş gibi görüyoruz... “Ülkemizde sosyal adaletin sadece toplumsal mağduriyetleri giderici siyasetlerin uygulaması ile giderilebileceği inancında değiliz” diyor YENİ SİYASET’inde.
“Sosyal politikalar, eşitsizlikleri tazmin gibi kısıtlı bir niyetle gündeme alınırsa, sonuç geçici bir pansuman şeklini alır. Sorunun kaynağına inilemeyecektir. Böylece ertelenen çözümler, sosyal yaranın bir süre sonra yeniden kanamasına, hatta kangrenleşmesine sebebiyet verecektir. Asıl yapılması gereken, toplumsal sorunları sosyal hayatı güçlendirecek köklü çözümlerle, başka bir deyişle, kaynağından müdahaleyle çözümlere girişilmesiyle ele almalıdır. Bu bağlamda, sosyal adalet ilkesine, ‘aktif sosyal devlet’ konseptiyle sahip çıkılmalıdır...”
İlahi Gürtuna, hukuksuz hukuk düzeninin iftiharla ve gurur duyarak, makarnasız ve şekersız bıraktığı kitleleri “poşet destekli” memnuniyet çarkında un ufak ederek “hayır dualarını” almakla sosyal adaletin tesis edilemeyeceğinde yerden göğe haklısınız, haklıyız... Amma, ‘Aktif Sosyal Devlet’ konseptinin bu Türkiye’de kısa pantolla çember çevirmeden öte bir anlamının bulunmayacağı da, maalesef, aşikâr...
Sorun, ahlak sorunu olup hukuk ve mülkiyet ile doğrudan bağlantılıdır...
Faks: 0224 331 89 66

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim