Sorun Çıkarıp Din Telkin Etmek

19.11.2015 14:28
Sorun Çıkarıp Din Telkin Etmek
Eylemleri ile Müslümanları rehin alan, terörize eden bir yapılanma üzerinden dinle kuracağımız ilişkinin mahiyeti hatta dinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair yoğun bir kampanya var.

Sorun çıkarıp din telkin etmek

Akif Emre / Yeni Şafak

Müslüman dünyada ortaya çıkan, daha çok silahlı ve şiddet yöntemini seçen yapıların din anlayışları gündemde... Bu tür örgütlerin neyi hedefledikleri, hatta var olup olmadıkları gibi önemli sorular bir kenarda bırakılarak beslendikleri mezhep/yorum üzerinden değerlendiriliyor.


Özelikle batıda IŞİD'den El Kaide'ye, Boko Haram'dan Şebab gibi yapılanmalar üzerinden doğrudan Selefilik (başka bir anlayış da olabilirdi) hedef tahtasına kondu.. Irak'ta, işgale karşı eylem yapan El Kaide'nin daha sonra Suriye'deki iç savaşla birlikte nasıl olup IŞİD'e dönüştüğü bir yana, Selefiliğin daha doğrusu Modern Selefiliğin bu yapılanmaları motive ettiği, din yorumunun terörü cesaretlendirdiği yönünde bolca yorumlar okundu. Aslında bu yorumların önemli kısmında ince bir ayar yapılarak, 'terörün kaynağı olarak İslam' yerine kullanıldığı bile söylenebilir.

Paris'in kapılarına dayanan katliamların Batı açısından anlamı, öncelikleri, nedensellikleri ile İslam dünyasının temel sorunları, çelişkileri, öncelikleri elbette farklıdır. 11 Eylül'den sonra Haçlı Seferiilan eden Amerikan yönetiminden sonra Fransız Cumhurbaşkanı'nın 'savaş' ilan etmesi ile söylem üstünlüğünü de ele geçirme girişimleri epeydir sürüyordu. Nitekim medyada İslam ve Müslümanlar, göçmenler, ılımlı İslam masallarından, Selefiliğe, Avrupa İslamı'na hatta Sufi İslam'a değin yeni icat edilmiş dini tanımlamalar piyasaya sürüldü.

Tüm bu medyatik kargaşa ve zihin koordinatlarımızın altüst edildiği ortamda Müslümanlara nasıl Müslüman olunması gerektiği, hangi mezhep veya din yorumunun muteber olduğuna dair telkinler yapılıyor. Adeta eylemleri ile Müslümanları rehin alan, terörize eden bir yapılanma üzerinden dinle kuracağımız ilişkinin mahiyeti hatta dinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair yoğun bir kampanya var. Akademik dünyadan medyaya, resmi eğitim programlarından ilahiyat dünyasına uzanan geniş yelpazede harekete geçilmiş durumda.

Bu hengâmede bazı hususları gözden kaçırmamak, sarih bir bilinçle olayları okumak durumdayız.

1- Olayların tek sorumlusu olarak açıktan İslam denilmese bile belli bir dini anlayışın tek sorumlu sayılması zihin bulandırmaktır. Batılıların Müslümanlara nasıl bir İslam'ı, hangi İslami yorumu tercih etmeleri gerektiğine dair bir söz söyleme hakları yoktur. Hatta bir Müslümanın gelenek içinde yeri olan mezhep, anlayış, yorumlardan hangisini tercih etmesi gerektiğine hiçbir Müslüman ya da gayrimüslim otorite zorlama yapamaz. İslam içinde temel referanslar ve usul çerçevesinde tüm anlayışlar tercihe açıktır.

2- Ortaya çıkan şiddetin nedenini sadece Müslümanlığa, belli bir yoruma/ekole bağlamak Batılıların müdahalelerini ve neden oldukları sorunları yok saymak demektir. Geçmiş yüzyılın emperyal politikaları bir yana son 15 yıl içindeki acı ve yıkımla sonuçlanan müdahaleleri görmezden gelerek parmaklarıyla İslam'a işaret etmeleri, asıl stratejik hesapların gizlenmesine yöneliktir.

3- Yaşanan acılardan herkesten önce birinci derecede mağdur olan Müslümanlar olarak Batılı söylemin etkisinde gelişmelerin sorumluluğunu salt belli bir ekole (Selefilik, Şiilik, Vahhabilik, Sufilik) bağlayarak halletmek zorunda olduğumuz toplumsal, siyasal, kültürel sorunlardan kaçamayız. İslam dünyası dış müdahaleleri olduğu kadar, yüzleşmek zorunda olduğu meseleleri de bir kenara atmak lüksüne sahip değil. Gerek toplumsal anlamda gerekse din anlayışları açısından yaşadığımız sorunları İslam adına sorgulamak, onlarla yüzleşmek zorundayız. Yoksa çözemediğimiz meseleleri terörize edecek, belli yönlere kanalize edecek güçler her zaman olur.

4-Modern Selefilik gibi İslam düşüncesine/birikimine kısa devre yapan akımların metod sorunları ile yaşanan hayata dair tutum alışlardaki siyasal ve sosyal faktörleri birbirine karıştırmamak gerekir. Modern dünyada Müslümanca yaşamaya dair karşılaşılan sorunlar ve bunları sorun olarak görüp çözüm üretmek gibi bir meselemizin olduğunu unutmamalıyız.
Bunu besleyen siyasal, ekonomik yapılar, çöken gelenek ve yüz yüze kalınan yeni sorunlar karşısında siyasal bir tepkidir.

5- Batının, Müslümanlar arasında suçlayacağı yahut işbirliği yapabileceği gruplar, anlayışlar her zaman olacaktır. Radikalizmi önlemek adına kimi devletler sufiliği teşvik ederken kimi güçler için de geleneksel yapılar baş hedef olabilmektedir. Taliban gibi son derece geleneksel din anlayışına sahip bir hareketle Modern Selefi sayılan IŞİD karşısındaki tutum gibi.

6- Yaşananların askeri ve siyasi sonuçları olacaktır ve büyük ölçüde gerekçeleri bu sonuçları devşirmeye yöneliktir. Bunu görmezden gelerek sekter bir anlayışla olaylara yaklaşmak yerine kuklacıyı teşhis etmek zorundayız.

İslam dünyası kendi ilmini, kültürel geleneğini sağlıklı olarak bugün yeniden üretemediği, hayata geçiremediği içindir ki yeni oryantalist kafalar hangi dini yorumu benimsememiz gerektiğini telkin ediyorlar. Batının, Müslümanlığı nasıl yaşayacağımızı, hangi İslam anlayışını benimsememiz gerektiğini dayatmaya hakkı yok. Siyasal, askeri müdahalelerin sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçınanlar İslam dünyasına din telkin edemez.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim