1. YAZARLAR

  2. Necmettin Turinay

  3. Soner Yalçın ve Aydınlık
Necmettin Turinay

Necmettin Turinay

Yazarın Tüm Yazıları >

Soner Yalçın ve Aydınlık

A+A-

Doğu Perinçek çizgisi ve çıkardığı dergiler öyle enteresan bir manzara arzetmektedir ki, ne kavranması ne de ihâta edilmesi kolay kolay mümkün değil. Bugün Ergenekon sözcüsü kesilen nice isimler var ki, üzerlerindeki küllenmiş kabuğu kaldırsanız, alttan alta o eski ilişkinin işaretlerini görürsünüz!.. Kuşkusuz bunda şaşılacak bir yan da bulunmuyor.

Fakat işin daha enteresanı, güya Ergenekon’a karşı mücadele veren ve ülkenin demokratikleşmesi yolunda da can siperane kavgalara girişen nice liberallerin de belli bir süre bile olsa Aydınlık sayfalarında konakladığını, yetişmesini de orada tamamladığını bilmek ve tanımak oluyor.

Kuşkusuz bunların içinde, ıslahı nefs edenleri, yok değildir. Fakat hâlâ daha, sureti haktan gözükmeye çalışarak, yerli ve milli bir stratejiyi rayından çıkarmak yolunda, olmadık tahriklere girişenler de az değil!.. Türkiye şartlarını ve güya işbirliği içine girmeyi denedikleri İslâmi kesimin hassasiyetlerini, hiç mi hiç kâle almayarak giriştikleri absürt çıkışlar gibi!.. Mahalle baskısı tiradını, laiklerden ziyade bunlar kullanmıyor mu? İçki ve bira muhabbetleriyle karışık, “yaşam tarzı” edebiyatları da gene bu sınıfların marifeti değil mi? Daha bunun örnekleri çok fakat Başbakan, onların sureti haktan görünen bu ayrıksı stratejilerini fark etmekte de gecikmedi ve oyunu bozuverdi.

Ancak, İslâmi-muhafazakâr kesimlere ârız olan tarassut, yeni değil eskidir. Nitekim 28 Şubat yıllarında, İslâmi basın organlarına ârız edilen bu tür isimlerle, bir nevi zihniyet değişimi süreci başlatılmak istenmişti. Onlar da bu role inandırıcılık sağlamak bakımından, “Siz kendinizi iyi savunamazsınız, sizin hakkınızı biz sizden daha iyi savunuruz” gibi bir havada ürettiler. İşte bu dalga, yani müstemlekeci kılavuzluklar el’an devam ediyor Türkiye’de!..

Fakat 28 Şubat yıllarında, özellikle de İslâmi kesimlere dönük strateji sırf bununla sınırlı kalmadı. Mücadele ederken, kendini savunurken; aynı zamanda da dönüştürülmek tehlikeleri yani!..

O sıralarda hatırlarsanız, demokratikleşme talebinin hemen yanı başında bir başka strateji daha devreye sokuldu. Milliliği ve ulusalcılığı, daha ötede de yerliliği kim temsil edecekti? İşte bu rol, liberal kılavuzlar aracılığı ile, İslâmi ve muhafazakâr kesimlerin üzerinden ötelenmek istendi. Kademe kademe bu tür önceliklerinden arındırılan islâmi entelijansiya, demokrasi ihtiyacı içinde sıkışıp kaldı!.. Can havli ile de Avrupa Birliği politikalarının parantezi arasına yerleştiriliverdi.

Dolayısıyla bu süreçte, millicilik ve ulusalcılık rolü yavaş yavaş el değiştirdi. Fakat bu projenin uygulandığı yıllarda Doğu Perinçek ve Aydınlık dergisi, bir kere daha karşımıza çıkmasın mı? 28 Şubat’la işbirliği yapan, Erbakan-Çiller hükümeti sırasında da “Çiller Özel Örgütü” diye belgeler yayınlayan Aydınlık, fazla bir zaman geçmeden 28 Şubat’ı ve öncü kadrolarını ABD karşıtı bir role oturtuvermesin mi? İşte böylece 28 Şubat ve uygulamaları, ABD karşıtı ulusalcı bir muhteva ile sunulunca; 28 Şubat’a maruz kalan, devrilen, demokratik hak arayışları arasında helâk olan sınıfların durumu ne olacaktı? Onlara biçilecek rol ve statü hiç kuşkusuz ABD yandaşlığı, Avrupa Birliği taraftarlığı değil de neydi? Nitekim 28 Şubatçıların ana tezi de bunu söylemiyor muydu? Rejimin öncelikli düşmanı islâmcılar ve Kürtler değil miydi? Demokratikleşme de ne oluyordu yani?

Fakat daha enteresanı ilgili yıllarda, aşırı derecede bir Siyonizm ve Sabataycılık hassasiyeti de geliştirildi. İşte 28 Şubatçılarla yan yana, koyun koyuna yatan bir sınıf üstlendi bu rolü de!.. Yani islâmi-muhafazakâr kesimlerin neredeyse bir asırdır hassasiyetle takip ettiği bu konuda, bir nevi takdim-tehirler yaşandı. İslâmi kesimlerde aşırı derecede bir Cevat Rifat istiskali; buna karşılık da Soner Yalçın ve Yalçın Küçük gibi kalemler vasıtasıyla üretilmeye başlanan yepyeni bir teyakkuz(!..) Kim Yahudidir, kim Sabataist’tir vs. Yani 28 Şubat’la koyun koyuna yatan, yeni bir sınıf üstlenmiş oluyordu bu rolü!..

İşte bu hava içinde Yalçın Küçük’ün Aydınlık’ta başlayan Yahudilik, Sabataycılık yazıları, Tekeliyet kitapları, arkasından da Soner Yalçın’ın “Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı ve Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” gibi eserleri sökün etmekte gecikmedi. (İki binlerin başlarında)

Ne var ki bu kitapların sırrını çözmek, hiç de zor olmamalıdır. Öyleyse bu perdeyi kaldıralım ve arkasında yatan stratejiyi de elbirliği ile teşhis edelim:

1- İslâmi kesimleri ABD ile işbirliği içinde sunarken, asıl kendilerini perdelemek!.. ABD’ye karşı gözükürken de, ABD’li Neo.con’lar adına çalışmak ve Türkiye’yi de İsrail ile ittifak politikalarına elsiz-ayaksız mecbur bırakmak!..

2- Daha da önemlisi, yahudilik ve sabataycılık konusunu sulandırmak!.. Sahte bilgi ve yorumlarla, islâmi geleneğin içini boşaltmayı denemek!..

Bu tür çapraz kuşatmalar, şimdi bir bir dökülüyor üzerimizden, görmüyor musunuz? Bizi kategorize etmeye kalkışanların haline bakın şimdi!..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT