1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Solcusu, Cemaatçisi Tümü İftirada Yarışıyor!
Solcusu, Cemaatçisi Tümü İftirada Yarışıyor!

Solcusu, Cemaatçisi Tümü İftirada Yarışıyor!

Nazlı Ilıcak’ıın Bugün gazetesindeki köşe yazısında sarfettiği sözler ateşe benzin dökmeyelim diyenlerin aslında ateşi alevlendirme çabasını gözler önüne seriyor.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Gülen Cemaatinin etkili kalemlerinden Nazlı Ilıcak bugünkü yazısında son günlerde yaşanan kargaşayı güya tahlil edip uyarılarda bulunmuş.  Bekleneceği üzere faturayı Erdoğan’a ve Hükümete kesmiş.  Nuray Mert’in derin öngörü yeteneği üzerinden memleketin adım adım diktaya gittiğini yazmış.

Yetmemiş aydınlarımızın akil admı Selahattin Demirtaş’ın gayet ‘mantıklı ve adil’ sözlerinden ders almaya çağırmış! Kobani’de savaşan PKK uzantılarına askeri destek verilmesi gerektiği saçmalığı tekrarlanmış.

Yuh artık!

Herşey gözler önünde olup bitiyor ama bu köşeciler hala açık açık yalan söyleyip, iftira atabiliyorlar.

Nazlı Ilıcak’ın yazısındaki şu cümleye dikkat:

 “…Hükümet Kobanê krizini iyi yönetemedi. Türkiye’deki Kürtler’le Kobanê’dekilerin arasındaki gönül bağını göremedi. Hatta derin devletin eski alışkanlıkları hortladı. Güneydoğu’nun bazı vilayetlerinde “Hizbullah” öne sürüldü.”

Vahşice katledilen tüm Müslümanların vebali bu adice yalanı fütursuz tekrarlayanların üzerine olsun!

***

Nuray Mert müneccim mi?

Nazlı Ilıcak / Bugün

“Sivil dikta” sözünü ilk defa Nuray Mert’ten duyduğumda karşı çıkmıştım. O günlerde, henüz AK Parti yönetimi bugünkü gibi otoriter bir sürece dönüşmemişti; Gezi olayları meydana gelmemişti. Medya üzerindeki baskılar yeni yeni ortaya çıkıyordu. Öte yandan, Avrupa Birliği çizgisinde, ağır aksak da olsa reformlar gerçekleşiyordu. “Sivil dikta” abartılı bir tanımlamaydı. Ama adım adım o noktaya kadar gelindi.

Nuray Mert’e “Nereden bildin böyle olacağını” diye sordum. İlk işaretlerini gördüğünde uyarmak ihtiyacını hissettiğini söyledi ve devam etti: “Olaylar böyle gelişmeyebilirdi; o zaman ben yanılmış olurdum. Keşke yanılsaydım” dedi.

Bunları, yaz aylarında konuştuk. Kendisine “Peki şimdi beklentin ne” diye sordum. “Gidişat kötü… Bir iç savaş başlayabilir” cevabını verdi.

- Türkiye çözüm sürecinde ilerliyor. Tek parti hükümeti belirli bir istikrar arz ediyor. İç savaşı da nereden çıkarıyorsun?

- Benimkisi bir öngörü. Barış sürecinde samimiyet yok. Her an bir patlama olabilir. Dış konjonktür de buna müsait.

Nuray Mert müneccim değil. Sadece gelişmeleri değerlendiren, yorumlayan ve yarınlara dönük tahminlerde bulunan bir öğretim üyesi. Umarım söyledikleri doğru çıkmaz ama endişelerim var. Hükümet Kobanê krizini iyi yönetemedi. Türkiye’deki Kürtler’le Kobanê’dekilerin arasındaki gönül bağını göremedi. Hatta derin devletin eski alışkanlıkları hortladı. Güneydoğu’nun bazı vilayetlerinde“Hizbullah” öne sürüldü.



Biz bu filmi çok gördük. 12 Eylül öncesindeki sağ-sol çatışması, Alevi-Sünni kavgası…
Kahramanmaraş olaylarından sonra (19-26 Aralık 1978) Ecevit hükümeti 13 ilde sıkıyönetim ilan etmişti ama hadiselerin önü alınamadı; aksine eylemler daha da yaygınlaştı. Sıkıyönetim ilan edilen il sayısı artırıldı. Ben o tarihte, şiddetin ve anarşinin önü kesilecek diye sıkıyönetimi memnuniyetle karşılaşmıştım. Meğer demokrasiyi katledecek ilk adım atılmış; 12 Eylül darbesine giden yoldaki birinci kilometre taşıymış bu sıkıyönetim.
Bir kere otoriteyi kısmen askere devrettiniz mi, yani elinizi verdiniz mi, kolunuzu kaptırıyorsunuz. Olaylar yatışmıyor, aksine şirazesinden çıkıyor. Sonunda, demokrasi rafa kaldırılıyor.

Hükümeti uyarıyorum: Sokağa çıkma yasağının bir an önce sona erdirilmesi, zinhar Olağanüstü Hal’e geri dönülmemesi, eylemleri şiddetle bastırmak yerine, uzlaşmanın tercih edilmesi gerekiyor. Hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanı, tepeden bakan, tehditvari üslûplarından bir an önce vazgeçmeli. Kobanê’yi bir “samimiyet testi” gibi gören Kürtler’e anlayışla yaklaşmalı. Hele hele PYD’ye karşı El Nusra’yı kullandıkları gibi, yurtiçinde de PKK karşısında “Hizbullah silahını” akıllarından bile geçirmemeli.

Demirtaş’ın sağduyulu uyarıları

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da düzenlediği basın toplantısında, ılımlı ve yol gösterici bir konuşma yaptı. Türkiye’deki Kürtler’in ruh halini anlatmaya çalıştı. Duygusal kırılma anlarına temas etti. Barış süreciyle Kobanê arasında neden ilişki kurulduğunu izah etti. Barış süreci, bir ortak kaderbelirleme çabası. Dolayısıyla, taraflardan biri tehdit altındayken diğerinin samimiyetle ona sahip çıkması, destek vermesi gerekiyor. Aksi takdirde, kırılmalar ve öfke patlamaları yaşanıyor.

Demirtaş, Tayyip Erdoğan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun, “Suriye’ye neden müdahale ediyorsunuz”sorusunu soranlara “Suriye meselesi Türkiye’nin iç meselesidir” cevabını verdiğini hatırlattı ve sordu:“Kobanê de Suriye kadar bizim evimizin meselesi değil mi?”

Sonra ilave etti: “Suriye’ye hangi hukuka göre 2 bin TIR silah gönderdiyseniz, Kobanê için de aynı hukuku uygulayın.”

Ortak akıl ve dayanışmanın gereği, hükümet üyelerinin nasıl davranması gerektiğini de şu sözlerle ifade etti: “Cumhurbaşkanı ‘Kobanê düştü düşecek’ dememeli. ‘Düşmesine izin verilmeyecek’ şeklinde konuşmalıydı. İçişleri Bakanı, ‘Şiddet eylemlerine misliyle cevap vereceğiz’ demek yerine, ‘Yurttaşlarımızın sesini duyduk’ diyerek, Kobanê’de yaşanan tecavüz, cinayet ve saldırılar karşısında, Türkiye’nin vatandaşlarına ve onların akrabalarına sahip çıktığını göstermeliydi.”

Umarım yetkililer Demirtaş’ın beyanlarından ders çıkarırlar. Yangına körükle gitmekten vazgeçerler.

Aksi takdirde ne barış süreci kalır ne de Türkiye’de huzur ve güven.

(...)

HABERE YORUM KAT

8 Yorum