1. YAZARLAR

  2. Yasin Şafak

  3. Sokak Savaşçısı Geliyormuş
Yasin Şafak

Yasin Şafak

Yazarın Tüm Yazıları >

Sokak Savaşçısı Geliyormuş

A+A-

Pakistan asıllı İngiliz yazar/siyasal eylemci Tarık Ali, bu yılkı İstanbul Kitap Fuarının konuğu olarak Türkiye’ye geliyor. Eski Tüyap olan fuarda davetin konu başlığı: 40. yılında 68. 68 isyanının 40. yılı 2008 başından itibaren başta Paris, dünyanın birçok büyük başkentinde anıldı/kutlandı/sergilendi.

Sokak savaşı yılları adlı en çok bilinen kitabında Ali, 68’de Londra’daki gençlik liderliği yıllarını anlatıyor. 68 isyanı az çok bilindiği üzere bir yönü anarşist hedonizme bir yönü klasik ideolojilere(Marksizm, 3. dünyacılık) açılan bir dalga. Tarık Ali, rock şarkılarına dahi konu olan bir 68 lideri olsa da klasik ideolojilere ve ekonomi politiğe daha yatkın biri olarak bilinir.

60’larla birlikte yükselişe geçen bağlantısızlar hareketi ve sömürge karşıtı mücadelelerin merkez eksenleri İslam dünyasındaydı.(Mısır, Endonezya, Cezayir, Filistin) Bu hareketlikle meşguliyet Tarık Ali’de hep var. Benzeri, romancı/gazeteci Kenize Murat’ta da görülüyor. Onun da bir yanı Hintli diğer yanıysa Türk/Osmanlı hanedanından. Murat’ın hakkındaki ansiklopedik bilgilerde hep olagelen: “bir yandan İslam kimliğini yeniden keşfediş, diğer yandan 3. dünya ile yükselen eşitlikçi/muhalif düşüncelerle büyülenme. Tarık Ali’de Murat’a nazaran, İslam kimliğini yeniden keşfetme eksik, eşitlikçi muhaliflikse Marksizm üzerinden daha fazla.

Her iki kalemin de yazın haritası sırasıyla benzer bir hatta uzanıyor: Hindistan kopan Pakistan’dan kopan Bangladeş(71), devrim İranı( 79), kuşatma altındaki Beyrut(82), ve fasılasız işgal altındaki Filistin. İster romantik tutkuyla ister ekonomi politikle, ister İslam kimliğini arayışla olsun, zamanın ruhunu okumaya meyyal her gazeteci/yazarın teslim edeceği gerçek, dünyanın ana dönüş ekseninin uzunca bir zamandır İslam dünyası olduğudur.

Böylelikle bir İslam dünyası var denilebilir. “İslam dünyası/alemi diye bir şey yok” sözü söylenmemiş değil. Fethullah Gülen’in dünyaya yönelik korkuya mahal yok kabilinden, İsmet Özel’in siyasi/askeri enstrüman/birlik yok manasında, böyle dediği vakiydi. Ama ortada en azından bir malzeme olduğu kesin. Neticede bir toplam nüfus, bir sorumluluk, bir dert, bir fecaat, bir ihtimal olarak da şimdiden zaten var denilebilir.

Tarık Ali’nin kaleminde içinden geldiği Pakistan önemli yer tutar: Hiçbir beklentisi olmadığını andıracak şekilde goygoydan kaçınması, siyasi sorunları ortaya dökmesi, halktan bahsederken evet kendim kendi ülkemi eleştiririm tabiî ki tarzı. Hasılı bir ülkeye bir toprağa aidiyet de zaten bundan ala nasıl olabilir.

2003 ile birlikte Tarık Ali Dünya Sosyal Forumu’nun merkez bir figürü olarak başta Irak’ı sonra Filistin ve Afganistan’ı sürekli kürsülere ve gazete sütunlarına taşıdı, kendi yazı çizi işlerini ve yapımcılığını bir yana bırakarak nerdeyse tüm mesaisini işgal ve savaş karşıtı eyleme verdi. O dönemler yazmaya koyulduğu “İslam beşlemesi” de hala 2. veya 3.sünde sekteye uğramış vaziyette bekliyordu.

Bu beşlemeden biri Osmanlının yıkılışı üzerine olacaktı. Ali’nin Türkiye’ye ve Osmanlıya bakışı daha candandır, doğruya doğru yanlışa yanlış çizgisinden de pek kopmaz. Bu noktada Marksist/laik Arap aydınları Edward Saidlere Samir Aminlere pek benzemez. Ali’nin kaleminde bilim adamına özgü olabilen kendi konusu haricine kayıtsızlık gibi, belli milletlere öncül ve ardıl konumlar vasfetme gibi durumlar görülmez.

“2003 de savaş karşıtı hareketi 90 ülkede aynı anda başlattık ve sadece Türkiye’de zafer kazandık” derken tezkerinin reddinin hakkını verir.

2003’de Diyarbakır’da Talabani’yi, Barzani’yi eleştiriyor. Sünni olsun Şii olsun, Türkmen olsun Arap olsun tüm işgali onaylayan unsurları nasıl eleştiriyorsa öyle eleştiriyor. Kendisine buradakiler de onların akrabaları biraz az söyleyin denince Ali özür dilediğini anlatıyor. Ne var ki 2006’da İstanbul’da, bu konuyu esprili bir şekilde hatırlatıp “ keşke ne özrü, az bile söylemişim” diyor.

Toptan Şii karşıtı propagandanın gemi azığa aldığı 2005-2007 döneminde “hesap ortada Şiilerin hepsi direnişi terk etseydi Irak çoktan üçe bölünürdü” diyerek Sadr’ın hakkını Sadra teslim ediyor.

Türk alınacak diye Türkiye-İsrail ilişkilerini yere sermemek, Kürt alınacak diye işgale göre Irak’da alınacak konumun değişeceğini sanmak zaten olmamalı.  Bu zannı/zaafı terk etmek defaatle alınmaktan, bozulmaktan şüphesiz daha kolaydır.

Bıçkın ve nüktedan Tarık Ali, Afgan işgaline karşı da kılıcını çekiyor, hatta Pakistan televizyonunda söyledikleriyle programa beraber katıldığı Cemaati-İslam vaizini mest ediyor,

öyle ki vaiz “ben sizin gizli bir Müslüman olduğunuzu düşünüyorum” diyor.

Müslüman topluluklarının böyle bir zaafı var. Türkiye’de çok olur, siyasi inançları sebebiyle Müslümanların tarafını tutana İslamlık atfedilir, hemen tasavvura kapılınır.

Tarık Ali ceberrut olmadığı için böylesi bir zan ortaya çıkmış da olabilir, evet o manada bir Türk/Arap marksistinde pek görülemeyecek tarzda halka/ müslümanlara yakın durur. “Eğer öyle düşünmek sizi mutlu ediyorsa benim de bundan bir şikayetim olmaz” diyerek gülümsemeyi bilir.

Tarık Ali’nin ses getiren bir sözü de aynı kendi gibi Müslüman bir kökenden, Hint kıtasından gelen ve romancı olan Selman Rüşdi’ye olduydu. Kraliyet nişanı ile takdis edilen yerin dibine batasıca şövalyeye o ödülün niçin verildiği Tarık Ali açık ve net ifade etti: Amerikan bayrağına sarılı pozlar veren, Müslüman düşmanlığında, İslam ülkeleri düşmanlığında bazı batılıların umduklarından da fazlasını sunan Rüşdi’nin bu yönlerini gene Tarık Ali hatırlattı.

(Türkiye’de aynı dönemde böyle bir hatırlatmayı Nuray Mert yapmıştı)

İşgalle yarışırcasına/restleşircesine işgalden çok kısa süre sonra Bush Bağdat’ta kitabına yayına sürdü. Kitap spot şekilde 20. yüzyıl Irak tarihidir, girişinde Ali büyük tarihçi Batatu’yu saygıyla anar, onun eserinden yolla bunları yazdım diyerek kaynağının altını açıkça çizer.

İSAM’da-Ortadoğu-Irak bölümünde o esere rastlanabilir. 1000 sayfalık bir akademik şaheser. Bunun filtre edilip, derlenip, gazeteci üslubuyla hafifletilip piyasaya sürülmesinin isabetliliği ortadadır. Ali’nin yaptığı, kendi meşgalesine(edebiyat/yapımcılık) ara verip, bir acil konuda sağlam bir kaynağı süzüp hemen bir cevap yetiştirebilmenin güzel bir örneği.

Kendi meşgalesine ara vererek acil meşgaleye yönelebilmek, hele de mümkünse kendi kendiyle hiç meşgul olmamak insanın imkanlarını ve gayretini artırabiliyor. Amerika’da bir gazeteci Ali’ye işte onu soruyor: Bu kadar ülke, konferans vesair, nasıl yetişiyorsunuz?

El cevap: Kendimle hiç meşgul olmuyorum.

Tarık Ali, İstanbul Fuarı’nda 68’in hatırası namına çağrılıyor.  Ama kendiyle büyülenmemenin, kendiyle meşgul olmamanın, acil meşgalelere sarılmanın adamı ise Tarık Ali birkaç faslı gene Irak’a Filistin’e Afganistan’a Pakistan’a açacak, bu kadar takılıyor ve eleştiriyor olmasından sevdiği belli olduğu Türkleri ve Kürtleri de hazır karşısında bulmuşken biraz sigaya çekecek.

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum