1. YAZARLAR

  2. Süleyman Ceran

  3. Soğuk Savaş Zamanlarında Sıcak İstihbarat Filmi Köstebek
Süleyman Ceran

Süleyman Ceran

Yazarın Tüm Yazıları >

Soğuk Savaş Zamanlarında Sıcak İstihbarat Filmi Köstebek

A+A-

kostebek.jpgMilenyum sonrası dünya, hızla “Soğuk Savaş” yıllarına dönüyor. Birkaç küçük haber: Mayıs 2007. Eski Doğu Bloku ülkelerinden birinden kalkan, Atina'ya uğrayan, Ankara'ya gelen, burada iki gün kaldıktan sonra Trabzon'a giden oradan da İran'ın Tebriz kentine havalanan Sky Arrow T600 tipi iki kişilik bir uçak Trabzon'dan havalandıktan bir süre sonra düştü/düşürüldü. İngiliz pilot ve Pakistanlı general öldü. İddialara göre İran’ın nükleer santrallerinin çalışması için gereken çipler bu küçük uçakta taşınıyordu. Pakistan'dan İran'a nükleer teknoloji transferi yapılmasına birileri bir şekilde büyük bir operasyonla engel olmuş oldu.

Suriyeli muhalif komutanlardan Albay Hüseyin el-Harmuş 2011’in ortalarında ülkesinden ayrılarak Türkiye'ye sığınmıştı. Beşşar Esed yönetimine başkaldıran ilk yüksek rütbeli subay olan ve "Özgür Subaylar Tugayı" adlı hareketi kuran Harmuş, içerisinde istihbaratçıların da olduğu bir grup tarafından bulunduğu kamptan kaçırılarak Esed güçlerine teslim edildi. 100 bin dolar karşılığında pazarlandığı iddia edilen Albay, Suriye’de -ne yazık ki- idam edildi.

Takaslar, takipler, tuzaklar ve suikastlarla dolu istihbarat savaşlarına ülkemiz yabancı değil hatta pek çok zaman bu çatışmaların merkezinde yer alıyor. Buzdağının görünen kısmıyla muhatap olan kamuoyu, bu dünyaya ilişkin en gerçekçi verileri taşıyan yapımlardan birisi olan “Köstebek”  (Tinker Tailor Soldier Spy/Tenekeci, Terzi, Asker, Casus) ile bu hafta tanışmış oldu. Tomas Alfredson’ın yönettiği yapım, soğukkanlı bir casusluk filmi olarak şimdiden dikkatleri çekiyor.

Soğuk Savaş Sıcak İstihbarat

1973 yılı; 1947 yılında başlayan Soğuk Savaş’ın en zirvede yaşandığı vakitler. İngiliz İstihbarat Teşkilatı’nın -kurum içindeki adıyla Sirk’in- başkanı gizemli, güvensiz ve karizmatik Kontrol’ün (John Hurt) yasa dışı olarak görev verdiği Kafatası Avcısı Jim Prideaux’u (Mark Strong), Budapeşte’ye göndermesiyle başlar film. Taraf değiştirmek isteyen bir Macar generalle buluşmak isteyen Prideaux, tuzağa düşer ve “Witchraft” adlı operasyon başarısızlıkla sonuçlanır. Bu hata Kontrol’ün ve yardımcısı George Smiley’nin (Gary Oldman) görevden alınmasıyla nihayet bulur. Bir süre sonra Kontrol, hayatını kaybeder.

Müsteşar’ı (Oliver Racon) arayan saha elemanlarından Ricki Tarr (Tom Hardy), Sirk’in en tepesinde bir köstebeğin olduğunu bildirmesinden sonra, Smiley tekrar göreve çağırılır ve sessiz sedasız hainin bulunması istenir. Ağırbaşlı, sakin, adımlarını hep planlı atan Smiley, renk vermeden işine başlar. Şüpheliler arasında kendisi de dâhil beş kişi bulunmaktadır: Percy Alleline (Toby Jones), Roy Bland (Ciaran Hinds), Toby Esterhase (David Dencik) ve Bill Haydon (Colin Firth) isimleri satranç taşları üzerindeki yerini almıştır. Strateji savaşı başlamak üzeredir. Pastel renklerin egemen olduğu sahnelerde, Ajan Oyunu (Spy Game) filmindeki gibi aksiyon sahneleri yahut espriler bulamazsınız. Gerçekçi bir casusluk filmi olan Köstebek, izleyici ile yüz göz olmadan hikâyesini anlatıp bu kirli dünyanın bir parçasını gösterdikten sonra aramızdan ayrılır, o kadar.

Çift taraflı çalışan casus yetiştirmede, dünyanın en iyi örgütünün KGB olduğunu, konuyla ilgilenen herkes bilir. Bu konuyla alakalı Kim Philby ismi öne çıkmaktadır. İngiliz kökenli olan Philby, MI6 (Military Intelligence Section 6/Askeri İstihbarat Bölüm 6) adına CIA ile çalışmak için Washington’a gidince kimse ondan şüphelenmemiş ve yıllarca Rusya’ya bilgi taşımıştır. Gerçek hayatta yaşanan çift taraflı ajanlık, ulus devletlerin hızla geliştiği ve “milli çıkar” mefhumunun öne çıktığı ülkelerde sıkça görülmüştür.

Yönetmen Alfredson’ın gerçekçi bir dille ele aldığı “Köstebek” böylesine bir trafiği gözler önüne seriyor. Hizmetçi, hırdavatçı, mamacı, kışkırtıcı, ayakkabıcı, lambacı ve şifreci gibi istihbarat örgütlerinin jargonları da bu sayede ortaya çıkıyor. Takma isimler üzerinden oluşturulmuş kabukların içinde yaşayan bu insanların donuk, gergin ve riskli dünyalarını, içine filmin soğukluğu nedeniyle giremesek de kenardan izleyebiliyoruz.

Köstebek filmi, gücünü yaslandığı romandan alıyor. Elli yıl önce ilk romanını yazan John le Carré, Türkçe’de “Soğuktan Gelen Casus”, “Bizim Oyun”, “Panama Terzisi”, “Sıkı Dostlar” ve “Yolun Sonu” gibi romanlarıyla tanınıyor. Bir dönem içinde bulunduğu teşkilattan ayrıldıktan sonra peş peşe romanlar yazan gerçekçi diliyle de dünya çapında üne kavuşan John le Carré, tam bir memur disiplini ve görev anlayışına sahip karakteri Smiley üzerinden adım adım köstebek organizasyonunu ortaya çıkarıyor.

Bildik “James Bond”, “Born” yahut “Görevimiz Tehlike” gibi aksiyon ve fast food karışımı casusluk filmlerinden oldukça uzak bir yapım Köstebek. Zaten gündelik hayatta da yaşanan istihbarat savaşları uzun planlamalar, derin analizler, stratejik hedefler doğrultusunda sessiz sedasız ve kahramansız gerçekleşmiyor mu?

Karmaşık bir ip yumağı gibi görünen karakterlerin filmin sonuna doğru tek tek çözüldüğü filmin içerisinden bol İstanbul sahneleri ile birlikte dönemin polis üniformaları da titizlikle kullanılıyor. Türkiye’nin kaynağı belli odaklar tarafından istihbarat alanında façasının bozulmaya çalışıldığı zamanlarda Köstebek, türün meraklıları için kaçırılmaması gereken bir başyapıt olarak ortaya çıkıyor.

YAZIYA YORUM KAT