1. YAZARLAR

  2. Ayşe Hür

  3. Sizin kahramanınız hangi Kara Fatma?
Ayşe Hür

Ayşe Hür

Yazarın Tüm Yazıları >

Sizin kahramanınız hangi Kara Fatma?

A+A-

KADIN SAVAŞÇILAR . Mehmet Bayrak Osmanlı’da Kürt Kadını (Özge Yayınları, 2002) adlı eserinde, Kürt literatüründe ‘Fataraş’ veya ‘Fate Reş’ adıyla tanınan kahraman savaşçı kadından ve bu kahramanın zaman içinde nasıl Türkleştirildiğinden söz eder. Zeynep Kutluata ise 2006’da Sabancı Üniversitesi’nde hazırladığı lisansüstü tezinde 1806’nın, 1853-1856 Kırım Savaşı’nın, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ve Milli Mücadele Dönemi’nin Kara Fatmaları anlatır. Başka kaynaklarda da Erzurumlu Nene Hatun, Vanlı Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Gördesli Makbule, Osmaniyeli Tayyar Rahmiye, ‘Toros Kartalı’ Kılavuz Hatice, Kastamonulu Erkek Halime ve daha nice kadının benzer hikâyesine değinilir.

8 MART KADINLAR GÜNÜ .
Bu kadınlar, askerliğe, savaşa ilişkin toplumsal cinsiyet kalıplarına ilişkin önyargılarımızı tersyüz eden istisnai kadınlardır. Zeynep Kutluata, tezinin önsözünde cevap aradığı soruları “...Bu istisna, nasıl temsil edildi? Neden ihtiyaç duyuldu? Kime hizmet etti? Savaşa ilişkin geleneksel ataerkil rollere meydan okudu mu? Yoksa geleneksel rolleri yeniden mi üretti?...” şeklinde sıralıyor ve bir ‘stereotip’ olan Kara Fatmalara ilişkin söylem savaşlarının bugün hâlâ devam ettiğini belirtiyor. Yazarın vardığı sonuçları aktarmaya sayfanın boyutları yeterli değil. Ama 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kara Fatmaları anmak için iyi bir vesile gibi göründü bana.  


Haydut Kara Fatma


İlk kahramanımıza 1806 tarihli bir arşiv belgesinde rastlıyoruz. Trabzon Valisi Tayyar Mahmud Paşa tarafından İstanbul’a yazılmış bir mektupta Kara Fatma adlı bir Kürt aşiret beyinin karısının, 78 kişilik bir çeteye komuta ettiğini ve Amasya Sancağı’nda hırsızlık yaptığını anlatılmaktadır. Kara Fatma, çaldığı malları, kadın olduğu için dikkati çekmemesine güvenerek Çorum ve Osmancık bölgesinde pazarlamaktadır. Bozok Sancağı Mutasarrıfı Süleyman Bey tarafından yakalanan Kara Fatma çaldığı malların bedeli olan altı bin kuruş tazminatı ödemeye mahkûm edilmiştir.

Kara Fatma’nın bir diğer suçu bir Müslüman’ı öldürmek ve bin kuruşunu çalmaktır. Tayyar Mahmud Paşa, Kara Fatma ve adamlarını üç-beş gün hapse atar ve çetenin çaldığı paraları, öksüz bıraktığı çocuklara verir. Paşa’nın bu mektubu Kara Fatma’nın hapisten çıktıktan sonra halkı tehdit etmeye devam etmesine dairdir. Paşa, Kürtlerden saraya bir şikâyet gelirse amacının Kürtlere saldırmak değil halkın yaşamını ve malını korumak için Kara Fatma’yı etkisiz hale getirmek olduğunu söylerken, rakibi Çapanzadelerin 1805’te Kürt köylerine saldırarak talanda bulunduklarını ihbar etmekten de geri kalmaz.


‘Kâfir’ ve ‘melûne’


Bu mektupta tarif edilen Kara Fatma Kürt’tür ve bir aşiret reisinin karısıdır. Ama hepsinden önemlisi, evli bir kadın olduğu halde, bir grup haydutun reisidir. Mahmud Tayyar Paşa’nın kadından ‘kâfir’ ve ‘melûne’ olarak söz etmesi de ilginçtir, çünkü bilindiği gibi Kürtlerin ezici çoğunluğu Müslüman’dır. Bu durum akla, kadının hem Hıristiyan Yezidi Kürtlerinden olduğunu düşündürür. Ama daha ilginç olan, Tayyar Mahmud Paşa’nın bir kadın hayduttan söz ederken hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermemesidir. Anlaşılan o devirlerde bu tür kadınlardan bolca vardır.  


Kürt Kara Fatma Fataraş


Mehmet Bayrak’ın Osmanlı’da Kürt Kadını adlı eserinde sözü edilen Fataraş veya Fate Reş (Kürtçede ‘Kara Fatma’ demektir), Sinemilli aşiretinin reisi Kara Bilal’in kız kardeşidir. Ailenin erkek üyelerinin sırayla ölmesi üzerine aşiretin başına geçen Fataraş Hanım 1853’te Kırım Savaşı patlak verdiğinde, padişahın tüm Osmanlı tebaasına yaptığı çağırıya uyarak, 300 dolayında süvari ve piyade ile bu savaşa katılmak üzere İstanbul’a gider.

İngilizler ve Fransızlar da Osmanlı ile birlikte savaşa katıldıklarından, İstanbul, Avrupa’dan gelen askerler, yazarlar, gazeteciler, gezginler ve ressamlarla doludur. Bu nedenle, bir köylü kadının komutasında İstanbul’a gelen bu gönüllü milis birliği, hem Batılıların hem de İstanbul halkının büyük ilgisini çeker. Bunlardan biri o sırada Ayasofya’nın tamiri ile ilgilenen ünlü sanat tarihçisi Gusieppe Fossati’dir. Fossati’nin çizimleri 15 Nisan 1854 tarihli L’Illustration Journal Universel dergisi yoluyla Fransız basınında boy gösterir. Gravürün altında ‘Kara Fatima, l’héroine du Kürdistan, a’ Constantinople’ yani ‘Kürdistan kahramanı Kara Fatma İstanbul’da’ yazmaktadır.


Yaşlı ve çirkin ‘Kara Güzel’


Ardından İngiliz basını konuyla ilgilenmeye başlar. 22 Nisan 1854 tarihli The Illustrated London News dergisi, Kürdistan bölgesindeki Maraş şehrinde 4 bin başıbozuğa reislik eden Kara Fatma ve maiyetindeki 300 kişiyi ‘Kara Fatma Hanım, Kürt süvarileriyle İstanbul’da’ altyazısıyla verir. Gazeteye göre Kara Fatma’nın Sivastopol’de Moskovalılara karşı gösterdiği büyük kahramanlığın nedeni adi bir suçtan dolayı Girit Kandiye’deki zindanlardan birinde yatan kocasını affettirmek için padişahın gözüne girmektir. Aynı gazetenin 1 Temmuz 1854 tarihli sayısında ise Kara Fatma’nın ‘Kara Güzel’ olarak da tanındığından söz edilir ve yaşı 78 olarak verilir. Bu haberde de Kara Fatma çirkin, bakımsız, yırtık pırtık giysili biri olarak tarif edilmektedir.

1867’de anılarını yazan ‘Müşavir Paşa’ unvanlı S. Adulphus Slade ise yanında maiyeti ile Üsküdar’dan güzel kayıklar ve sandallarla Beşiktaş (Yıldız) Sarayı’na geçen Kara Fatma’nın halkı en şaşırtan yanının, Müslüman bir kadın olarak yarı çıplak, erkekler gibi dolaşmasıydı. Ancak yine Slade Paşa’nın anlattığına göre Serasker Rıza Paşa, kendisini büyük iltifatlarla huzuruna kabul etmiş, Müftü dualarla uğurlamıştı.


Revanduzlu Yezidi Kızı


İngiliz gezgin ve yazar Lady (Mary) Shail, daha savaş tümüyle bitmeden yayımladığı 1856 tarihli eserinde, Kara Fatma’yı davulcular ve trampetçiler eşliğinde saldırıya geçen bir savaş gravürüyle yansıtırken, Kara Fatma, on yıl sonra bu kez A. de Neuville’in gravürüyle ünlü Fransız seyahat dergisi Le Tour de Monde’da boy gösterir. Gravürün altyazısı şöyledir: ‘Kara Fatma, la princesse kurde’ (Kara Fatma, Kürt Prensesi). Yazıda Kara Fatma Revanduzlu Yezidi Kürdü olarak betimlenir. 1868’de ünlü Alman antropoloji ve etnoloji dergisi Globus’a da aktarılan gravürün altında ise şöyle yazmaktadır: ‘Kara Fatma, eine kurdische Prinzessin’ (Kara Fatma, Bir Kürt Prensesi).

Aynı gravür 19. yüzyıl sonlarında, ünlü kartpostal yayıncısı Max Fruchtermann tarafından renklendirilerek kartpostal olarak yayımlanır ve o zamanki modaya uyularak altta Fransızca ‘Kara Fatma-La princesse kurde’ (Kara Fatma-Kürt Prensesi), üstte ise Osmanlıca ‘Kürd cengâverlerinden Kara Fatma’ yazılır.


Zekiye Kürt mü Türk mü?


Namık Kemal, Midilli’de sürgünde iken Abdülhak Hamid’e gönderdiği 30 Mart 1879 tarihli mektupta “Kırım muharebesinde, Kara Fatma’yı falanı bir tarafa bırakalım. Bir Kürt kızı, nişanlısının arkasına düşerek, gönüllü nefer yazılmış, Kars’a kadar gelmiş. Bir taburun tranpetçiliğinde bulunduğu halde şehit olmuştu. Cenazesini gözümle gördüm, çünkü o zaman Kars’ta idim.” diye yazar. Namık Kemal’in mektuplarını yayınlayan Fevziye Abdullah Tansel’e göre Namık Kemal Vatan yahut Silistre adlı oyununun kahramanı Zekiye’yi bu iki Kürt kadınından esinlenerek yaratmıştır. İlginçtir, yeni kahraman ilerde ‘Türk milliyetçiliğinin’ sembol isimlerinden biri olacaktır.


Amazon cengâveri


8 Kasım 1887 tarihli New York Times gazetesinde Kırım Savaşı’nda savaşan Kara Fatma’nın İstanbul’u ziyaretinden söz edilir. Gazete, Kara Fatma’yı anlattığı uzun yazısına ‘Amazon’ başlığını uygun görmüştür. Bilindiği gibi Amazonlar, ilk kez Homeros’un İlyada destanında adı geçen, Samsun havalisinde yaşadıkları varsayılan ve ok atmalarını engellemesin diye tek göğüslerini kesen efsanevi kadın savaşçılardır. Bu kadınlar genç, güzel, erotik varlıklar olarak temsil edilirken, Batılı kaynakların çizdiği Kara Fatma portresi yaşlı, çirkin, kadın mı erkek mi olduğu anlaşılmayan bir varlıktır. Zeynep Kutluata’ya göre, Kara Fatma’yı çirkin göstermek suretiyle, savaşçı olmanın medeni Batılı kadınlara uygun olmadığı, sadece çirkin Doğulu kadınlara uygun olduğu ima edilmektedir.


İslam Validesi


Kadınlar Dünyası
1913-1921 arasında İstanbul’da yayınlanmış öncü ‘feminist’ dergilerden biridir. Derginin 20 Temmuz 1329 (1913) tarihli sayısında Kara Fatma’nın bir gravürü ön sayfada boy gösterir. 10. sayfadaki yazıda “Kara Fatma iddiamızca kara değil, parlak, dırahşan bir delildir. Kara Fatma bir Kürddür. Malatya sancağı mülhakatından Aladağlı’dır ve Aladağ Kürd Beylerinden birinin asil, necip kızıdır. Resminden anlaşıldığı üzere zayıf, orta boylu olup rengi esmer ve gözleri ve kaşları siyahtır. Elbisesi erkek elbiselerinin aynıdır. Entari yerine geniş bir şalvar, ceket yerine ise ‘sarka’ tabir olunan bir nevi cepken giyerdi. Sesi erkek sesi gibi gür ve sertti” diye tarif eder gazete Kara Fatma’yı.

Bu satırlarda anlatılan Kara Fatma, Kırım Savaşı’nda değil, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda, Rus işgali sırasında düşman eline geçen Erzurum’daki ünlü Aziziye Tabyalarını, topladığı 3-4 bin Kürt cengaveriyle ele geçiren (yazarın ifadesiyle) ‘Büyük İslam validesi’dir. (Bu savaşın bir diğer kahramanı Erzurumlu Nene Hatun’dur.)

Yazar “[Kara Fatma] Yüzünü asla setr etmez (kapatmaz), ancak saçlarını boynunun velhasıl başının yüzünden maada bütün aksamını leçek tabir olunan bir bezle kat-kat sararak tesettür ederdi. Harbde ise resimde görüldüğü üzere örtünürdü” diyerek o günlerin önemli tartışması ‘peçe’ meselesine gönderme yapar.  



Türk Kara Fatma


4 Ekim 1854 tarihli bir arşiv belgesinde de Cerid Aşireti’nden Kara Fatma adlı kadına Kırım Savaşı’nda gösterdiği yararlıklar için takılacak madalyanın Darphane’den çıktığı yazılıdır. Belgeden bu madalyanın sadece Kara Fatma için mi yoksa Kırım Savaşı’nın kadın ve erkek tüm kahramanları için mi hazırlandığı anlaşılmaz ancak bu madalyanın II. Abdülhamit döneminde savaşlarda ve doğal afetlerde yararlılık gösteren kadınlara verilen ‘Şefkat Madalyası’ndan farklı olduğu anlaşılır. Çünkü madalya Kara Fatma’ya bizzat savaşçı olarak gösterdiği yararlılıklardan dolayı verilmiştir. Ayrıca 23 Ağustos 1863 tarihli başka bir belgeden anladığımıza göre Padişah Abdülaziz Kara Fatma’ya yüz kuruş maaş bağlamıştır. Mektupta, Kara Fatma maaşının yetmediğinden şikâyet etmekte, Padişahtan zam yapmasını ve vergiden muaf tutulmasını rica etmektedir. 18 Eylül 1863 tarihli cevabi yazıdan anlaşıldığına göre, Kara Fatma’nın maaşı iki katına çıkarılmış, ayrıca bir harcırah verilmiş, vergiden muaf tutulması ricası ise reddedilmiştir.


Cerid Aşireti kethüdası


1867 yılında, Ahmed Cevdet Paşa, Ma’rûzât adlı eserinde “Cerid aşireti Tecirliye nisbetle zararsız bir halk olup Kırım muharebesinde Dersaadete gelüp orduya gitmiş olan Kara Fatma dahi, bu aşiretin bir oymağının kethüdası idi. Fırka-i Islahiyeyeye geldi, kendisine ikram edildi ve iskân için yer gösterildi” diyerek, o güne kadarki bütün kaynaklarda ‘Kürt’ olarak tanımlanan Kara Fatma’yı Türkleştiren ilk adımı atar. Çünkü Cerid Aşireti Osmanlı belgelerinde Türkmen Aşireti olarak geçer.

Kara Fatma’yı ‘Türk’ olarak sunan bir diğer kaynak, Trabzonlu Ahmed Rıza’nın 1869’da yayımlanan Manzûmeî adlı eseridir. 22 bölümden oluşan eserin tüm bölümleri muharebe yerleriyle adlandırılmışken, 16. bölümü ‘Kara Fatma Muharebesi’ adını taşır. Bulgaristan’ın kuzeydoğusundaki Deliorman bölgesinde meydana gelen bu muharebede Kara Fatma kılıç ve mızrakla savaşmış, kendisi yaralanmış, kardeşi ise savaş meydanında ölmüştür. Ahmed Rıza’ya göre Kara Fatma Türkmen Cerid Aşireti’nden gelmektedir. Ama asıl ilginci, Ahmed Rıza’nın eserinde ‘Fatma Gazi’ demesidir. Bilindiği gibi, ‘gazi’ İslam adına savaşan erkeklere verilen bir unvandır.


İttihatçı müdahale


Kürt kızı Fataraş’ın Türkleştirme operasyonu 1914’te yayımlanan Siyanet dergisinin 4. sayısında tamamlanır. İttihatçıların kanatları altındaki dergide Batı gazetelerindeki ‘Kürt kızı’ gravürü hiçbir kanıt gösterilmeden veya açıklama yapılmadan ‘Türk Kızı Kara Fatma’ olarak sunulur. Aynı iddia, aynı derginin 15. sayısında yayımlanan Halil Hâmid imzalı Kürt asıllı yazarın Kürt kadınlarına ilişkin bir yazının, dergi redaktörünce eklenen dipnotunda tekrarlanır: “Silsile-i kelâma halel getirmemek için muharririn Kara Fatma’ya ait olan fıkrasına dokunmadık. Dört numaralı nüshamızda resmini ve tercüme-i hâlini derc ettiğimiz Kara Fatma Kürd değil, Türk’tür.”  



Vatanperver Kara Fatma


Milli Mücadele’de çok ‘Kara Fatma’ vardır ama bunların en ünlüsü Fatma Seher (Erden) Hanımdır. 1878’de Erzurum’da doğan Fatma Seher kocası Derviş Efendi’nin ölümünden sonra Edirne’ye göç etmiş, İzmit cephesinde erkeklerden daha kahramanca savaşmıştır. Hikâyesine ilk kez Yeni İnci Gazetesi’nin Temmuz 1338 (1922) tarihli sayısında “Kahraman Bir Mücahidemiz Fatma Hanım” başlıklı makalede rastlarız. Gazete H. M. imzasıyla çıkan yazıda, “Bu fedakâr valide, Türk kadınının yalnız kahramanlar yetiştirmekle kalmadığını ve icab ederse bir dişi arslan gibi bizzat yurdunu müdafaa edebileceğini de ispat etmiştir (...) Ne olursa olsun böyle bir silah omzundan aşağı, fişeklere sarılı, belinde uzun kaması ve tabancasıyla dağlı bir yiğit kıyafetinde bir Anadolulu kadın, ilk defa görülünce, insana evvela derin hayret hissi veriyor. Sonra bu hissiyat yavaş yavaş bir kahraman karsısında duyulan hürmet ve ta’zim hislerine karışıyor ve insan ne büyük bir milletin evladı olduğunu o vakit gurur iftiharla duyuyor....” diye başlar anlatmaya Kara Fatma’yı.


Adını kim verdi?


Kara Fatma 1944 yılında kaleme aldığı hatıralarında kendisine Kara Fatma adını, Eylül 1919’da, Sivas Kongresi sırasında karşılaştığı Mustafa Kemal’in verişini şöyle anlatır. “Sivasta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf ve yüzüm de peçe ile kapalı idi. Kendisi ile bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince ilk defa sert bir lisan kullanarak ne görüşeceksin mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muameleye galip gelerek derhal peçemi kaldırdım... ayaklarına kapanarak hem gözlerimden yaşlar akıyor, hem de ‘bu aziz vatanı kurtaracak sensin, bütün millet senin emrini bekliyor’ demiştim. Atatürk kendi elleriyle beni yerden kaldırarak alnımdan öperek: – Adın ne? – Fatma. – Sen silah kullanmayı bilir misin? – Bilirim. – Ata biner misin? – Binerim. – Harpten ateşten korkar mısın? – Muharebe bana düğündür Paşam. Atatürk bana daha başka şeyler sordu. Cevaplarımdan hoşlanmış olacak ki: ‘Şu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsa idi Kara Fatma’ diyerek alnımdan öptü ve işte o dakikadan itibaren adım Kara Fatma kaldı.”

Bu olaydan sonra Fatma Seher Hanım İstanbul’a gitmiş, oradan Topkapılı Pire Mehmet ve Laz Tahsin’le birlikte 15 kişilik bir birlik oluşturarak İzmit Cephesi’nde Gülbahçeli Murat Ağa’nın emrine girmiştir. Murat Ağa’nın yardımı ile birliğini 743 kişiye çıkaran Kara Fatma, Halit Paşa’nın kumandasında kahramanca savaşır.

Fatma Seher Hanım, 1 Mayıs 1922’de Meclis Başkanı Kazım (Özalp) Bey, Van mebusu Hasan (Hakkı ?) Bey ve Sovyet Rusya Sefiri Aralov Yoldaş’ın da bulunduğu 1 Mayıs işçi bayramında (kendisi ‘çiçek bayramı’ der) girdiği bir atış müsabakasında üsteğmen rütbesiyle ve işlemeli gümüş bir sigaralık ile ödüllendirilmişti. Aralov hatıratında “Fatma Çavuş kısa boylu, zayıf, enerjik yüzlü, kara gözlü bir kadındı... Fatma’nın sırtında siyah bir ceket, altında çizgili bir eteklik vardı. Belindeki geniş kuşağında tüfek mermileri, kama, omzunda da kayış görünüyordu. Başını bir yemeni ile sarmıştı. Fatma Çavuş, Sovyet Rusya’ya olan sempatisini belirtmek, ayrıca bizim askerlik işlerimiz ve Rus kadınlarının iç savaşa katılmaları konusunda ayrıntılı bilgi almak için gelmişti” der. Aralov’un çizdiği portreye bakılırsa, ortada bir de ‘sosyalist Kara Fatma’ vardır.


Rus Manastırı’nda sığıntı


Gerisini Kara Fatma’dan dinleyelim: “Vatanın büyük kurtarıcısı Ebedi şefin layık olmadığım büyük iltifatı beni son derece sevindirmişti. Esasen bütün emel ve arzum yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklemiyordum. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbemin mukabilinde verilecek maaşımı Kızılaya terk etmekle son vatani görevimi yaptım.”

Bu yüce gönüllüğü kendisine pahalıya mal olacaktır. 5 Temmuz 1923’te Tanin gazetesindeki bir haberden sonra Kara Fatma’dan haber alınamaz. Yedigün dergisinin muhabiri Mekki Bey, Kara Fatma’yı 1933 yılında İstanbul Galata’daki Rus Manastırı’nda bulur. Derginin 9 Ağustos 1933 tarihli 22. sayısında yayımlanan mülakattan Kara Fatma’nın, Milli Mücadele sırasında bir çatışmada iki elini ve akli dengesini kaybeden kızının çocukları ile birlikte nasıl bir sefalet içinde yaşadığını öğreniriz. 55 yaşındaki Kara Fatma yerde, torunları ise tahta kerevetin üzerine serili çuvalın üzerinde yatmaktadır. “... İş bulamıyorum ki... Kapıcılık kolculuk bulsam... çöpçülüğe de razıyım. Kızımla torunlarıma bakayım...” der öfkeli ve kırgın bir ses tonuyla. Bir eliyle göğsündeki İstiklal madalyasını gösterir ve “Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan bu İstiklâl madalyasıdır, açım ama şerefliyim!” der. Aç ama şerefli kadın ağlamaya başlar. Ağlarken anlatır, anlatırken ağlar.


Yalnız İstiklal madalyası kendisinin


Mekki Bey gördüklerini kelimesi kelimesine aktarır sütunlarına ama hayırsever insanlara duyurmayı başaramaz sesini. Kara Fatma’nın yoksulluk içindeki yaşamı yıllarca sürer. 1944’te içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı azaltmak için hatıralarını yayınlamak zorunda kalır. 66 yaşında yeniden hatırlanıp Defterdarlık’ta bir işe yerleştirilir. Bunun da derdine çare olmadığını 27 Mart 1950 tarihli Kadın Gazetesi’nde çıkan bir haberden anlarız: “Kara Fatma yardım bekliyor... belinde kaması harbe giden erkeklerin önünde, sert adımlarla yürürken gördüğüm bu kadın senelerdir geçim sıkıntısı ve ızdırap çekiyor. Hele son günlerdeki durumu pek acıklı!... Üzerindeki her eşya şunun bunun ianesi. Yalnız, İstiklâl madalyası kendisinin!.. Ve bununla öğünüyor...” Yazının yazarı aynı zamanda İstanbul Şehir Meclisi Üyesi Yekta Ragıp Önen’dir. Önen’in çabalarıyla bir miktar yardım toplanır ancak yeterli olmaz.

Kara Fatma yine sefalet içinde İstanbul’da bir kulübede tek başına yaşamaktadır. DP Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu İzzet Akçal’ın konuyu TBMM gündemine getirmesi üzerine, 22 Şubat 1954 tarihinde Fatma Hanım’a 170 lira ‘ömür boyu’ maaş bağlanır ama Kara Fatma’nın ömrü bu maaşı almaya yetmez. Kara Fatma 2 Temmuz 1955’de İstanbul Darülaceze’de vefat eder ve Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’na defnedilir. Böylece, son Kara Fatma’mızı da toplumsal belleğimizin derin kuyularına gömüp, hayatımıza devam ederiz...


Temel Kaynakça:
Zeynep Kutluata, “Gender and War During the Late Otoman and Early Republican Periods: The Case of Black Fatma(s)”, Sabancı Üniversitesi’nde 2006 yılında kabul edilmiş lisansüstü tezi; Mehmet Bayrak, Geçmişten Günümüze Kürt Kadını, Özge Yayınları, Ankara, 2002; Volkan Şenel, “Kara Fatma’nın (Fatma Seher Hanım) İzmit’teki Mücadelesi”, Değişen Kocaeli, S. 3, 2007.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT