1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Sizin hiç oğlunuz intihar etti mi?
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Sizin hiç oğlunuz intihar etti mi?

A+A-

Yılın son güneşi, kasabanın üzerine doğmaya hazırlanırken ansızın kapısı çalınır bir evin.

Yer, Manisa Gölmarmara. Tarih, 31 Aralık 2006. Saat, sabahın üç buçuğu.

Bir astsubay, bir polis ve bir doktor girerler içeri. Sadece astsubay konuşur: “Oğlunuz intihar etti, başınız sağolsun.” Uzun ailesi yıkılır.

Ege Ordu Komutanlığı İzmir Özel Koruma Bölüğü’nde askerlik yapan oğulları Vahit Uzun, 30 aralıkta nöbet tuttuğu garajda şakağından tek kurşunla vurulmuştur.

Aile inanamaz buna; akılları tutulur en başta, dilleri tutulur. Ama sonra hatırlamaya, düşünmeye, konuşmaya başlarlar. Baba Sait Uzun, en son 29 aralık günü telefonda konuşmuştur Vahit’le. Oğlunun sesi kulağındadır hâlâ: “Baba, burası JİTEM’in yeridir, sakın benimle Kürtçe konuşmayın. Çok dikkatli olun, başımıza kötü şeyler gelebilir.” Dinlemiştir oğlunu; ertesi gün bölükte ziyaretine gideceğini söylemiştir. Vahit’in kendisine aldığı kurbanlık koyunu yılbaşı günü buluşup kesmekte anlaşmışlardır.

Bunun oğluyla son konuşmaları olacağını bilmeksizin kapamıştır telefonu: “Görüşürüz.”

Uzun ailesi, başka şeyler de hatırlar zamanla. İki hafta öncesine gider akılları; Gölmarmara’daki evlerine gelen sivil giyimli dört rütbeli askerin sordukları soruları düşünürler. Kendi evlerinde aileleriyle, Vahit’le ilgili sorgulanmışlardır.

“Peki ama neden? Oğlu askerde olan, kaç aile birileri tarafından ziyaret edilip sorgu suale tutuluyor?”
Bu cevapsız sorular, oğullarının intihar etmiş olmayacağı inancını besler.

Sonra, bölüğüne gidip eşyalarını teslim aldıklarında, Vahit’in tuttuğu günlüğün birçok sayfasının yırtılmış olması büsbütün kuşkularını arttırır. Üstelik, Vahit’in ölü bulunması öncesinde, nöbette uyuduğu için uyarıldığını da öğrenmişlerdir. Birkaç gün sonra ise, Vahit’le aynı bölükte askerlik yapan bir arkadaşından telefon alırlar: “Oğlunuz intihar etmedi, öldürüldü. Askerliğim bittikten sonra size gerçeği anlatacağım.”

İsyanını bastırsa da şüphesini gizlemez Uzun ailesi; Vahit’in ölüm koşullarının araştırılması için, Ege Ordusu Komutanlığı Askerî Savcılığı’na başvurur. Soruşturmanın sonucu, “oğlunuz intihar etti, kovuşturmaya yer yok” olur. Ailenin avukatları aracılığıyla yaptığı itirazlar geri çevrilir.

Nihayet, bugün arkadaşımız Fikret Karagöz’ün haberinden okuyacağınız gibi, Uzun ailesi çareyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmekte bulur; başvuruları kabul edilir.

Bugünkü tek “şüpheli intihar” haberimiz bu değil... Mustafa Arısüt’ün Elazığ’dan yazdığı haberi de onuncu sayfada bulacaksınız.

Karslı Uzun ailesininkine benzer bir acıyı Urfalı Yüksel ailesinin de yaşadığını göreceksiniz. Oğulları Ali Yüksel, bir yıl önce, 9 Eylül 2008’de askerlik yaptığı Elazığ Jandarma Komando Taburu’nda ölmüş. Onlara da, vakitsiz bir ziyaretle verilmiş haber: “Allah korkusu olmayan iki terörist iftar vakti saldırdı, oğlunuz şehit oldu.” Onlar da yıkılmışlar; “ya sabır ya Allah, vatan sağ olsun” demişler. Ta ki beş ay sonra savcılıktan gelen yazıda, Ali’nin “intihar ettiği” bildirilinceye dek.

Bunun üzerine, tabura başvurur aile ve resmî hikâyenin bir kez daha değiştiğini görür; askerî savcılığın elinden çıkma yeni rapor şöyledir: “Er Ali Yüksel, Kızıltaş kırsalında arama ve tarama faaliyetinde bulunurken kaçmak amacıyla kendini yaraladı.”

Ailenin aklı tutulur önce, dili tutulur; ama onlar da çok geçmeden düşünmeye, sormaya başlarlar: “Ali’nin kalbiyle omuzu arasında kalbinin hemen üstünü delen bir kurşun var. Kaçmak için kendini yaralayan kişi elini, kolunu yaralamaz mı? Kalbe ateş ederek yaralanmak istenir mi? Olay yerinde yirmi adet boş kovan bulunması nasıl açıklanmalı? Bir kişi kendisini yaralamak için yirmi kez ateş eder mi?”

Bu sorularla bir dilekçe yazarlar. Ve Malatya Askerî Mahkemesi itirazlarını kabul eder. Askerî savcılığın “kendini yaralama amaçlı ateş sonucu kazara ölüm” kararını, eksik soruşturma gerekçesiyle bozar.

Urfalı Yüksel ailesinin önünde, Karslı Uzun ailesinden farklı olarak bir seçenek daha var artık; sorularının cevabını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeden önce, ilgili askerî makamlardan yargı yoluyla almayı bir kez daha deneyecekler.

Yine bugün, yine onuncu sayfamızda, askerliğini yapan bir başka gencin, Er Semih Pektaş’ın sonunu da okuyacaksınız.

Ankara Mamak 28. Mekanize Tugayı’nda 19 Eylül 2009’da ölü bulundu Semih. Ertesi gün toprağa verildi. Pektaş ailesine yapılan açıklama kısaydı: “Oğlunuz intihar etti.”

Oysa aile Semih’in cesedini görmüştü. Kafasında iki kurşun yarası vardı. Kurşunlardan biri, sağ şakaktan girip kulak arkasından çıkmış; ikincisi yanaktan girmiş dudağı parçalamıştı.

Bu nasıl intihar? Ve Semih neden intihar etsin ki?” Pektaş ailesi, bu soruları soruyor şimdi; oğullarının canına kıymış olabileceğine inanmıyor, itiraz hakkını kullanmak için otopsi raporunun verilmesini bekliyor.

Acaba, Pektaşlar gibi, acısı şüphesiyle derinleşerek evlâdının ölüm raporunu bekleyen kaç asker ailesi var Türkiye’de? Yükseller gibi “teröristler öldürdü” denen oğulları için sonradan “hayır, aslında kendini vurdu” açıklaması yapılan kaç aile itiraz hakkını kullanabildi? Kaç ailenin oğlu, Vahit Uzun gibi askerde “intihar” adı verilen şüpheli koşullarda öldü ve Uzunlar gibi kaç aile, bütün girişimlerine rağmen, oğullarının ölüm sebebi konusunda askerî makamlardan inandırıcı cevaplar alamadı?

Sizin de aklınıza Cemal Süreya’nın dizeleri gelmiyor mu...

“Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum...”


Siz de sormuyor musunuz; Türkiye’de kaç asker ailesi oğullarından ummadıkları “intihar” haberleriyle kör oldu kimbilir, kaç aile kan kustu, kaç aile itiraz etti ve kaç aile sustu?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT