Sizin bir maruldan beklentiniz nedir

29.08.2014 21:10

Melih Altınok

Üniversitede, illegal devrimci gruplara dahil olmayan, ancak polisle ya da ülkücülerle kavga çıkınca “cepheye” koşan halk partili  “devrimcilere” CHP-ML’liler diye takılırdık. CHP-Marksist/Leninist! Çok da eğlenirdik.

Bu halleriyle “devrimci mücadeledeki” yerleri en az emek sermaye çelişkisi kadar mutlaktı. Çünkü devrimciler, “oligarşi” diye tanımladıkları gayrimeşru rejimin, cici demokrasisinin kurallarıyla değil sokakta devrileceğine inanıyorlardı. Zaten bu yüzden de burjuva demokrasisinin suni dengesinin dışına çıkıp örgütleniyorlar ve parlamenter sistemden medet uman tüm partileri düzen partisi diye küçümsüyorlardı. Hatta sol-sosyal demokrat yasal partilere, düzen içi çözümlerle halkın “devrim ihtiyacını” geciktirdikleri için sağ-muhafazakâr partilerden bile daha fazla kızıyorlardı.

Evet, Türkiye devrimci solunun ‘alayına isyan’ tavrının gerçekliğine ve demokratlığına dair pek çok şey söyleyebiliriz. Ancak Devrimci Solun, pek çok Marksist tarafından teorik olarak gerekçelendirilen bu geniş ve “atarlı” reddiyeciliğin, kendi içerisinde “tutarlı” olduğunu söylemek mümkün.

İşte CHP-ML’li arkadaşların önünde duran koca sorun buydu. Onlar devrimi, ceberut rejimi kuran ve yıllarca devam etmesini sağlayan CHP için istiyorlardı. Yani amaçları, kendi kurduğu sistem içinde bile halkı ikna edemeyip bir türlü iktidarı alamayan CHP’yi, rejimin kılına bile halel getirmeden hükümete taşımaktı.

Kısacası devrimciler rejimin niteliğini değiştirmek için, CHP-ML’liler ise sadece iktidarı almak için “devrimciydiler.”

Tabii ki bu “bir acayip devrimcilik” hâli, partiyi destekleyen, heyecanlı ve genç arkadaşlarımızın 90’lardaki bir buluşu değildi.

Mustafa Kemal ve partisi, bu rejim muhafızlığı devrimciliğiyle karşılarında olan halkın büyük çoğunluğunu yıllarca iktidardan uzak tutmayı başardılar. Hatta Mustafa Kemal, Türkiye solu arasında Komünist Manifesto’dan daha çok okunduğuna iddiaya girebileceğim Bursa Nutku’nda, bu acayip devrimciliğin altını da doldurmuştu.

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.”

İşte, dün, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve partisinin, Tayyip Erdoğan’ın Meclisteki Cumhurbaşkanlığı yemin töreninde sergiledikleri “isyan” da bu rejim muhafızlığı devrimciliğinin sıradan bir tezahürüdür. Dolayısıyla ortada şaşılacak, nasihat edilecek bir durum yoktur. Zira CHP’li Engin Altay’ın, halkın kurduğu Parlamentonun Başkanı’na tüzük fırlatması ve arkadaşlarının halkın iradesine sırtlarını dönerek salondan çıkması bir “rutindir.”  Bu tavır, partinin kurucusunun bugün de sahiplenilen ilkelerinin ve nutuklarının şekillendirdiği “teamüllerine” gayet uygundur.

Gün, Mustafa Kemal’in Bursa Nutku’nda işaret ettiği rejim karşıtı “kıpırtı”nın hissedildiği gündür. Çankaya Köşkü de halkın egemenliğine dahil edilmiştir; daha ne olsundur? Partinin kurucusunun “elle, taşla sopa ve silahla, nesi varsa onunla” diyerek tarif ettiği araçlar ise çeşitlilik gösterebilir. Nasıl, zamanında Ahmet Necdet Sezer DSP, MHP ve ANAP’lı seçmenin temsilcilerinin kafasına Anayasa kitapçığı attıysa, şimdi de tüzüğün halkın kurduğu parlamentonun başkanına fırlatılması caizdir!

Fakat ne hazindir ki rejimin içten yanmalı devrim muhafızlarının bu taarruzunu borsamız bile iplememiştir!

Haklısınız, kim niye iplesin değil mi? Her işin bir raconu var. Hem canla başla kurallarını kabul ettiğin bir maratona gireceksin. Üstelik koşarken yarışın favori adayı karşısında tüm rakiplerle anlaşıp “siyasi şike” de yapacaksın. İpi göğüsleyen rakibinin kupa seremonisinde ise, Halil Sezai’den rol çalıp “isyannnn” diye bağıracaksın. Eline ne geçerse fırlatacaksın, töreni terk edeceksin!

CHP’nin Sayın Yöneticilerini, Ege yöresine ait “Marulun yaprağını yerken kıtır kıtır sapına gelince me” adlı son performanslarından ötürü tebrik ediyoruz.

TÜRKİYE

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim