1. YAZARLAR

  2. Cemil Ertem

  3. Siz atomlarınıza kadar parçalanacaksınız!
Cemil Ertem

Cemil Ertem

Yazarın Tüm Yazıları >

Siz atomlarınıza kadar parçalanacaksınız!

A+A-

Şuna inanın CHP’de koltuk çekişmesinden çok Amerika’daki Demokrat-Cumhuriyetçi çekişmesi Türkiye’yi daha fazla ilgilendirmeli. 2 kasım şokunu hem Obama yönetimi hem de piyasalar atlattı gibi; çünkü Fed’in krizden çıkış stratejisi bize neoconların anlayışının artık tarihe karışmakta olduğunu anlatıyor. Eksi faizli ve beş yıllık ABD tahvillerinin kapışıldığı bir piyasadan bahsediyoruz; bu, zayıf doların ve göreli yüksek enflasyonun - düşük faizin önümüzdeki beş yılın temel beklentisi olduğunu anlatıyor bize. Obama yönetimi, bundan böyle içerde orta sınıfı destekleyen politikaları devreye sokarken, dışarıda da “sorunsuz” ve küresel entegrasyonu arttıran bir politik hattı daha fazla gündeme taşıyacak.

Kapitalizmin en büyük ittifakı ve bütünleşmesine doğru gidiyoruz; Anglosakson hâkimiyeti ile Kara Avrupa’sının ilk evliliği, ikinci savaş sonrası, zorunlu bir evlilikti. Almanya merkezli Avrupa faşizminin yenilgisi bu zorunluluğu doğurmuştu. Ama şimdiki bütünleşme savaştan ziyade barışın doğurduğu bir dinamik ve bu anlamda daha kalıcı ve doğurgan. Fransa ve Almanya’nın değişimi yeni başlıyor. Buralardaki Merkel ve Sarkozy gerici iktidarları ilk seçimlerde yolcu. 2012 bu anlamda önemli bir tarih, çünkü mayıs ayında Fransa’da ve daha sonra ABD’de başkanlık seçimleri var. Fransa’da şimdiki IMF Başkanı Kahn’ın seçilmesi tıpkı Obama’nın seçilmesi gibi bir küresel etki yapar. Ama Fransa’daki yeni Sosyalist Parti iktidarı Türkiye’nin AB üyeliğini çok hızlandırır. AB’nin hem gecikmiş Lizbon hedeflerini gerçekleştirmesi hem de Anayasa sürecini tamamlayarak siyasi bütünleşmeye ulaşması 2012’deki Fransa ve ABD seçimlerine bağlı. Ama bununla birlikte, Türkiye’deki seçimler önemli. Türkiye, 2011 seçimlerine yeni anayasayı tartışarak gidecek. Eğer ki Türkiye’de 2011’de yeni demokratik anayasayı yapacak bir iktidar işbaşına gelirse, bu, AB’nin anayasal bütünleşme sürecinin de önünü açar. Böylece Türkiye ve AB ekonomik bütünleşme sürecinden siyasi bütünleşme sürecine geçerler.

AB’nin 2020’ye kadar Türkiye’yi de içine alarak anayasal bütünleşme sürecini tamamlaması, bize yeni bir dünyanın kapılarını açacaktır. İşte bunun için şimdilerde dünyayı yöneten kurumların değişimi ile Türkiye’nin kurumlarının değişim sancısı aynı şiddette gündeme geliyor. İkinci Savaş sonrası oluşturulan ekonomik ve siyasi kurumlar hızlı bir değişim sürecine girerken, Türkiye’deki kurumlar ve devlet de bundan payını alıyor.

Çarşamba akşamı Balçiçek İlter’in “Karşıt Görüş” programında MİT eski müsteşar yardımcısı Cevat Öneş konuştu; Öneş’in söyledikleri, çizdiği tablo ve Kürt sorunu konusundaki çözüm önerileri ile karşısındaki Sırrı Sakık’ın söyledikleri arasında çok önemli farklar yoktu. Sonunda İlter; “bunları MİT bilmiyor muydu” diye sordu. Öneş, “bunları bireysel olarak biliyorduk ama kurumsal olarak bilmek önemliydi” diye yanıtladı. Öneş, şimdiki Türkiye seksenli, doksanlı yıllardaki Türkiye değil derken MİT gibi kurumların da artık eskisi gibi olmadıklarını söyledi esasında.

Aslında tam buradan şunu söyleyebiliriz; tarihsel bir paradoks gereği, sistemin yürütücüsü ulus-devletler artık bir ulus-devlet gibi değil; küresel sistemin yapıcısı bölgesel devletler gibi davranıyorlar. Amerikan devleti, şu an neoconlardan çok daha küresel ve rasyonel bir yerde duruyor. Aslında Amerikan devleti Obama’nın yanında. Aynı şekilde Türkiye’de, başta Kürt meselesi olmak üzere, demokratikleşme süreci, Başbakan’ın dediği gibi, artık bir devlet sorunu ve devlet burada çok kararlı. Çok ilginçtir ki biz devleti kurduk diye övünen şaşkın CHP’liler o kurduklarını iddia ettikleri devletin şöyle seksen yıl falan gerisinde şu an. Aynı neoconlar ve ABD devleti gibi.

Neoconların “saldıralım öyle ayakta kalalım” şeklinde formüle edilecek tezlerini, Amerikan devleti artık nasıl dikkate almayacaksa, CHP’li nasyonal sosyalistlerin de, “düşmanlaştıralım, statükoyu koruyalım” yaklaşımları da artık değişmekte olan devletin kurumları tarafından dikkate alınmayacak.

Yıllardır faşizmi içinde çöreklendirmiş hatta onun kendisi olmuş bir devletin kendisini “otomatik” olarak demokratikleştirilmesi mümkün mü peki? Ben bu soruya sessiz bir demokratik devrimle mümkün diye yanıt verebilirim. Peki, bu demokratik dönüşümün (devrimin) yapıcısı bir sınıf var mı diye soracak olursanız; o da var. Başta ABD’de olmak üzere, yeni ağ ekonomisi, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve bunların yaratıcısı-sürükleyicisi eğitim ve hizmet sektörleri muhteşem bir beşeri sermaye ve onun potansiyelini yaratmakla meşgul şu an. Ve bu yeni büyük güç, dünyanın istisnasız her yerinde boy göstermeye başladı. Bu büyük dalgayı karşılayan yeni sermaye sınıfı da Türkiye’den, Şili’ye tadar bütün “üçüncü dünya”da ortaya çıkarak şimdiden “üçüncü dünya”yı “yeni dünya”ya dönüştürmüş durumda. İşte bu sınıf ve onun giderek hızlanan dinamikleri, eski kurumları hızla dönüştürüyor, dönüştüremediklerini de hızla dağıtarak geleceği yeniden kuracak atomlara kadar parçalıyor.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT