1. YAZARLAR

  2. Serdar Arseven

  3. Siyonist uşaklığı böyle bir şey işte!..
Serdar Arseven

Serdar Arseven

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyonist uşaklığı böyle bir şey işte!..

A+A-

Aralık ayının 5’inde Londra’dan yola çıkan “Filistin’e Özgürlük” konvoyunun izlediği yol, Haçlı Seferleri’nde kullanılmıştı.

Bu inceliğe vurgu yapan İHH (İnsani Yardım Vakfı) yöneticilerinden Yaşar Kutluay’ın mesajı dikkat çekici:

“Haçlı seferlerinin amacı Kudüs’ün yakılıp yıkılması ve işgal edilmesiydi. Şimdi, Haçlı seferlerini yapanların torunlarıyla birlikte aynı güzergahta ama bu kez, Gazze’yi ve Filistin’i özgürleştirmek, onarmak, tamir etmek ve orayı yeniden yaşanabilir kılmak için yürüyoruz.

Bu bir bakıma tarihin geri dönüşüdür.”

*

Evet, dünün “gâvuru” insan olduğunu yüzyıllar sonra da olsa hatırlamaya başladı.

Halkı Müslüman Mısır’ın başında bulunan “Kimlik Müslüman’ı” İsrail uşakları ise; Firavun’un akıbetine uğrayıncaya kadar devamda kararlı!..

Netahyahu’nun emir eri Hüsnü Mübarek’in “insani yardımı” engellemek için yaptıklarını günlerdir ibretle izliyoruz.

Kıskaçtaki mazlumlara “insani yardım götürmekten” başka bir amacı olmayan konvoy üyelerine, tuvalet kullanımına mani olmaktan polis işkencelerinden geçirmeye kadar her türlü zulüm reva görülmekte...

MUSTAFA UZUN’UN ŞAHİTLİK ETTİĞİ İBRETLİK ÖYKÜ

Heyetin El Ariş Limanı’na yaptığı 20 saatlik yolculuk boyunca tacizde bulunan İsrail hücumbotlarının nefesini ensesinde hissedenlerden biri de, Muhabirimiz Mustafa Uzun’du.

Tehlikeli yolculuktaki tek gazeteci.

Serüven boyunca ortaya koyduğu gazetecilik performansı, üstün görev aşkı ve cesaretiyle Vakit camiasının gurur kaynağı olan Mustafa Uzun, kısmet olur da dönebilirse yaşananları kitaplaştıracak.

*

Bu kitabında sadece “olayları” anlatmamalı Mustafa.

Mesajlara yüklenmeli.

“İsrail’e râm olan” bir Halkı Müslüman devletin ibretlik öyküsüdür şahitlik ettiğimiz....

Tabloyu, ibret-i âlem için gözler önüne sermeli!..

“ULUSLARARASI ANLAŞMALAR”MIŞ!..

Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Dr. Alaaa El Hadidi’nin, “Firavun işkencesi”ne dair sorulara cevap vermeye çalışırken ne hallere düştüğünü izledik.

Konvoy üyeleri, Mısır’la işbirliği yapmamışlar!..

Mısır’ın tutumumun “İsrail baskısı ile alâkası yok”muş!..

Uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülükleri gereği, böyle davranmak mecburiyetinde kalmışlar...

Hangi “uluslararası anlaşma”dır “insani yardıma” engel olan?..

“Yardım konvoyu”na katılanları hastanelik edinceye dek dövecek kadar “Yahudileşmek” hangi anlaşmanın icabıdır?..

*

Beş dakika içinde bir dolu gerçek dışı ifadeye başvurdu Büyükelçileri.

Bunlardan biri de, “Konvoy üyelerinin kendileriyle istişarede bulunmaksızın hareket ettiği”ydi.

Gerçeği ters yüz etmekle yetinmeyen Büyükelçi, “Sizin limanlarınızda kontrolünüz dışı hareketler olsa, birileri sizinle istişarede bulunmaksızın limanınızdan geçmeye yeltense siz ne yaparsınız?” diyerek iddiasını güçlendirmeye çalıştı.

Böyle bir şey olabilir mi?..

Bir yardım organizasyonu, sınırından geçeceği devletin yetkilileri ile “istişarede bulunmaya bile ihtiyaç hissetmeksizin” hareket edebilir mi?..

İHH’nın konuya ilişkin açıklamasında ifade edildiği gibi; “Mısır Devleti’nin yetkilileriyle yapılan görüşme sonrası Gazze’ye en yakın liman olan Ariş Limanı’na gidilmesi; bu şekilde konvoyun ve beraberindeki gönüllülerin Gazze’ye yardımları ulaştırabilecekleri konusunda anlaşmaya varıldı.”

*

Varıldı varılmasına da...

İsrail uşaklığı bu...

Açıklamadan devam edelim:

“(..) Mısır Devleti (Bir yerlerden emir almışcasına S.A.) daha önce yapılan anlaşmaların aksine, 198 araçlık konvoydaki 59 aracın Gazze’ye götürülemeyeceğini konvoy içerisinde bulunan yetkililere iletti. Daha sonra Ariş Limanı içerisinde bekleyen gönüllülerin etrafı Mısır güvenlik güçleri tarafından sarıldı. Sivil giyimli yaklaşık 100 polis konvoydakilere taş attı, resmi üniformalı polisler de biber gazlarıyla saldırdı!.. Bu saldırı sırasında yaklaşık 40 kişi yaralandı. Mısır polisi yaralananların hastaneye gitmesine bile izin vermedi!.. Yaralılara ancak konvoyun elindeki imkânlarla müdahale edilebildi. Bu arada 8 gönüllü de gözaltına alındı!..”

*

Ne yazık ki;

bu “gâvur eziyeti”, dün de devam etti.

Araçlar limana geleli 4 gün olmuştu ve giriş yapacakları belliydi.

Giriş izni çıkıncaya kadar işlemleri tamamlayabilirlerdi.

Bizim Dışişleri’nin yoğun çabalarına rağmen, “engellemelerini” sürdüren Mısır, 139 aracın “çıkış işlemleri”ni tek tek yapmaya dün öğleden sonra başladı.

Bu sıkıntılı saatlerde, gönüllülerden bazılarına telefon aracılığıyla ulaştık.

Mısır polislerinin, tıpkı İsrailliler gibi “düşmanca davrandıklarını” belirten bir gönüllü; “Başımıza gelecekler konusunda hiçbir fikrimiz yok!.. Giriş yolumuzun açıldığı söylendi ama Refah’taki Mısır’ı protesto gösterisinde bir Mısırlı sınır muhafızının öldürüldüğüne dair haberin ulaşmasından sonra, tutum değiştirebilirler!.. Adamlar sanki iş yavaşlatma eyleminde. Bu arada, bir sert bakışlar fırlatıyor; bir sapık sapık gülüyorlar!..” dedi.

İHH heyetinden Salih Bilici kardeşimizle de, dün akşam saatlerinde görüştüm.

“Şu anda yola çıkıyoruz. Kısmetse Refah sınır kapısından Gazze’ye gireceğiz” derken, yanına Mısırlı görevliler geldi.

Bir yandan onlarla konuşmaya, diğer yandan da olan biteni bana anlatmaya çalışıyordu.

Bilici’nin duyabildiğim son cümlesi; “Bunların ne yapacakları hiç belli olmaz abi” oldu.

Allah (C.C.) Siyonistlerle uşaklarının şerrinden muhafaza eylesin...

Amin!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT