1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Siyonist İsrail rejimi, savunma bahanesiyle ‘kiralık kaatilliğe’ soyundu
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyonist İsrail rejimi, savunma bahanesiyle ‘kiralık kaatilliğe’ soyundu

A+A-

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın hemen tamamiyle, Amerikan Dışbakanlığı’nın bir ‘danışma masası’ halinde ve onun cinayetlerini yaldızlama ve kamuflaj mekanizması olarak çalıştığı dünya siyasetini sağlıklı ve dikkatli takib edebilen herkes tarafından da esasen biliniyor..

Bir ‘silahlı haydutlar çetesi’ görünümündeki siyonist İsrail rejiminin daha önce defalarca işlediği korkunç katliâm ve barbarlıkları şimdi Gazze’de de tekrar ederken, BM. Güvenlik Konseyi’nin aldığı tavsiye kararı da, ‘Aaa, seni yaramaz seni.. yine mi halıyı ıslattın, haaa?..’ kabilinden, adeta ‘daha fazlasını da yapsan, ben sana kıyabilir miyim..’ havasında bir tadlı azarlama..

Çünkü, Amerikan emperyalizminin şefleri de, siyonist rejimin her cinayetini, her canavarlığını, ‘İsrail’in savunma hakkı’ diyerek mazur görmektedir.. Bu anlayış, ‘çağdaş dünya’ denilen olgunun ne kadar gaddar ve acımasız olduğunu bize bir kez daha anlatıyor olmalı..

Ama, bazılarımız hâlâ, konuyu bir ‘insanlık trajedyası’ olarak göremeyip, hattâ bu facia karşısında, müslümanların tamamının sorumluluğunu da görmezlikten gelip, sadece arab halklarına aid bir mes’ele halinde değerlendirebiliyor..

Arab halkları da, sadece ‘Filistin’in mes’elesi’ olarak..

Filistin’de ise.. ‘El’Feth’ ve Mahmûd Abbas’ın kısmî kontrolündeki Batı Şeria’dakiler, konuyu ‘HAMAS’ın ve Gazze’nin mes’elesi’ olarak..

Çünkü, arab halkları parça parça..

Herbirisinin başına bir kukla kondurulmuş, emperyalist güçlerce.. Onların da, herbirisinin ‘kutsal bayrakları, kutsal sınırları, kutsal ulusal marşları, kutsal başkentleri, kutsal coğrafyaları’ var.. Her parça kendi maslahat ve menfaatini düşünüyor.. 

Siyonist İsrail rejimi niye dörtköşe olmasın?

İİC makamlarının itirazlarının ise, Arab dünyasında olumlu bir sonuç vermesi ihtimali zayıf.. Çünkü bölgede Suriye dışındaki, hemen herbirisiyle arası oldukça soğuk.. Sadece mücadele teşkilatları olarak; ‘Hizbullah ve HAMAS’la arasında deriiin bir sempati bağı bulunuyor ve onlara  psikolojik destek’ sağladığını gizlemiyor..

Bu durumda, konuya bölge ülkelerinden birisi olan, Osmanlı döneminde Ortadoğu halklarının herbirisiyle, 400 yıldan fazla bir zaman birlikte yaşamış bir müslüman halk’a sahib bulunan Türkiye’nin lideri olarak sadece Tayyîb Erdoğan’ın, hattâ diplomatik sınırları zorlayacak şekilde sert çıkması, onu ve Türkiye’yi arab halkları nezdinde adetâ bir umut haline getiriyor..

Halbuki, genel siyaset stratejisiyle, son 150-200 yıldır kendisini Batı dünyasının içinde  göstermeye çalışan ve son 90-100  yılında bu konuda korkunç adımlar atan ve son 50-60 yıldır ise, ordusuyla, NATO’ya, yani Amerika’ya, yani İsrail rejimine göbek bağıyla bağlı ve yapılan nice karmaşık ve bir kısmı da açıklanmamış ikili andlaşmalarla da iyice inisiyatifini kaybetmiş bir Türkiye’nin yapabilecekleri de sınırlıdır..

Buna rağmen, Tayyîb Erdoğan’ın, siyonist İsrail rejimine en azından söz olarak yaptığı çıkışlar bile, sadece İsrail rejimince değil, içerdeki laik/ kemalist çevrelerce de kaygıyla karşılanıyor..

 

*Erdoğan’ın ‘Osmanlı hatırlatması’nı iyiliğin başa kakılması mı?

 

Hürriyet’in O. E.’sinin, 7 Ocak tarihli yazısında, Erdoğan’ı, Gazze konusundaki tutumu dolayısiyle eleştirirken, Başbakan Erdoğan daha heyecanlı... Olayı bir uluslararası barış sorunu gibi değil, yakın akrabası vurulmuş bir insanın tepkisiyle ele alıyor.

Zaten Hamas'la yani Gaza bölgesini yöneten fiilî güç ile İsrail'i aynı kefeye koymasından da bu anlaşılıyor. Çünkü uluslararası hukukun kurallarını ve gerçeklerini yok sayıyor. Örneğin Türkiye'nin, İsrail'i tanıyan ülkeler sıralamasında 3'üncü olduğunu göz ardı ediyor.

En önemlisi, bu üslupla yaptığı konuşmaların sokakta ne gibi sorunlar yaratabileceğini düşünmüyor.değerlendirmesinde bulunması bunun sadece bir örneği..  

Laik TC medyasında bu çarpık mantığı paylaşan daha niceleri de var..

Ve bu arada, Erdoğan’ın İsrail rejimi yetkililerine, ‘sizin sığınaca yer arayan atalarınıza kol-kanat germiş bir ecdadın çocukları olarak, Osmanlı’nın torunları olduklarını’ kaba bir diyet hatırlatması olarak algılayanlar çıktı..

Bu ilk planda öyle de görülebilir, bazılarınca.. Ancak, orada ince bir nokta unutuluyor.. Erdoğan, o hatırlatmayı, kendisine ‘tarafsızlığını yitirdi, müslümanların cinayetlerine sahib çıkıyor..’ gibi suçlamalarda bulunan İsrail rejimi yetkililerine karşı, ‘Biz din kardeşliği dolayısiyle, körü körüne değil, mazlumun yanında yer almak hasletimiz dolayısiyle böyle davranıyoruz, tamamen ayrı din ve kültürlerden olan sizin atalarınıza da sırf mazlum oldukları zaman kol-kanat gerişimizde olduğu gibi..’ mânâsında dile getirmek zorunda kalmıştır.

Yani, yapılan bir iyiliğin başa kakılması kabalığı değil, bir diplomatik suçlamaya karşı, tavırlarının doğru yorumlanması için, bir tarihî örneğin zikredilmesi sözkonusudur..

*

Ve arab rejimlerinin bu konuda her zaman olduğu gibi, sus-pus olmasının sebebini anlamak zor değildir.. Onlar, saltanatlarını, uşaklıkta ulaştıkları ‘kâhyalık’  fonksiyonlarını yitirmemek korumak için, susuyorlar ve bir gözleriyle ağlar gibi yaparken, öteki gözleriyle emperyalist efendilerine gözkırpmayı sürdürüyorlar, onların şeflerine muazzam maddî değerleri olan mücevherler, pırlantalar hediye etmekle meşguller.. (Batı’lı devlet başkanlarına, kral ve kraliçelere verdikleri bu ağırlıklı hediyelerin son pastası, Condolezza Rice’ın payırna düştü..)  Bu arada, kendi halklarını yatıştırmak için, Filistin’lilere de bir mikdar yardım yapmıyorlar değil, elbette..

Ama, arab halkların bu kadar suskun kalması gerçekten esef vericidir.. Bizim 40 sene öncelerde, Filistin’te neler olup bittiğinden haberimizin olmayışı gibi, bir kamuoyu yanıltması sözkonusu, arab halkları için de.. Câhillik ve zevk’u sâfâ içinde yaşama çılgınlığı ve zevk maymunluğu anlayışıyla, her nasıl olursa olsun hayatta kalmak kaygusuna esir olmaktan kaynaklanan bir ruhî perişanlık hali olmalı bu..

Onun içindir ki, Filistin’in ve de, bütün İslam ümmetinin kurtuluşunun da, müslüman halkların, kendilerine hükmeden yönetimleri kendi iradeleri karşısında eğdirecek eylemlerden geçeceği hatırlatmamızı tekrarlıyalım..

 

*Siyonist İsrail rejimi ‘kiralık kaatilliği’ de üstlenmiş bulunuyor..

 

Siyonist İsrail rejimi C. Başkanı Şimon Peres, işledikleri bunca cinayetleri arab rejimlerinin de desteklediğini açıklarken, tamamen yalan söylememiş sayılabilir.. Çünkü, Türkiye’deki nice yüksek makamlardakiler (bir önce Gen. Kur. Başk. org. Büyükanıt gibiler) de, -kendi halkının ve ülkesinin hayat hakkı ve haysiyeti için direnen- HAMAS’ı tıpkı İsrail rejimi ve Amerikan yetkililerinin ağzıyla, ‘terörist örgüt,’ diye suçlamıyor muydu? O mantıkla bakınca, bir ‘terör örgütünün ezilmesini, yok olmasını kim istemez.. 

Ama, Peres’in sözleri yine de, sergiledikleri barbarlık ve vampirlik üzerine ‘tüy dikmek’ olmuştur.

Peres  Arab liderler, özel konuşmalarımızda bize (Hamas'ı sona erdirin) diyor..’ demekte..

Peres, Katalan (İsp.) gazetesi La Vanguardia'da 9 Ocak günü yayınlanan röportajında, ‘Lübnan'da Hizbullah ve Gazze de Hamas'ı "İran'ın uyduları" olarak niteleyip, "Hizbullah ve Hamas, Arab dünyasının en büyük düşmanları. 350 milyonluk Arap dünyası var. Onlarca milyonluk İranlı, Ortadoğu'ya hükmetmek istiyor. Bu Arabların hoşuna gitmiyor, bunu istemiyorlar.." diyordu..

Bununla, siyonist İsrail rejimi, sadece kendisini savunmak gibi bir iddiayla yetinmediğini, bölgede başkaları adına ‘kiralık kaatilliğe’ de soyunduğunu, en yetkili makamının ağzından, en açık şekilde itiraf etmiş olmaktadır..

İsrail'in Gazze'yi işgal etme niyetlerinin olmadığını sadece İsrail halkının güvenliğini koruduklarını’ savunan Peres, kendilerine yönelik eleştirilere de, "Olayları bilmeden açıklama yaptıklarına inanıyorum. Hamas'ın silahları saklamak için çocukları kullandığını, onları kalkan yaptığını söylesem buna cevapları var mı? Hamas'ın silahları camilere saklamalarına, teröristleri hastanelerde gizlemelerine ne derler? Bizi eleştirenler bunları önleyebilirler mi?" diye karşılık veriyordu.. Bunu söylerken, asıl kendilerinin, çoluk-çocuk, kadın-erkek, herkesi sivil görünümlü ‘silahlı fiilî askerler’ halinde bulundurduklarını ve çocukları da da kendilerine ‘canlı kalkan’ olarak kullandıklarını zımnen itiraf etmiş oluyordu.. Evet, bu, onların öteden beri dünya kamuoyunu yanıltmak için kullandıkları bir taktik idi..

Bu arada, açıklamalarında sürekli olarak İran'ı da suçlayan Peres, "İran, Hizbullah'ın alması için silahları Suriye'ye gönderiyor. Şimdi de Gazze'ye silah sızdırmaya çalışıyorlar. Hamas'ın füzelerinin çoğunluğu İran malı. İran, dünyada terörün merkezi.. Emperyalist veya Ortadoğu'yu yönetmek tutkusu olan dünyadaki tek ülke İran.. Terörist grupların hemen hemen hepsine silah ve finans yardımını İran yapıyor.." iddiasında bulunuyordu..

Son zamanlarda arab medyasında, ‘İran’ın bir fars-şiî imparatorluğu kurmak hayali peşinde olduğu’ şeklinde yapılan yorumların daha bir artmasıyla, Peres’in bu sözleri arasında hiçbir etkileşim bağı yok mudur dersiniz? Acaba, kim kimi yönlendiriyor bu yolda?

 

*Diplomasi savaşında denge hesablarını yaparken..

 

Bu arada, Türkiye’de bazı çevreler ise, ‘efendim, Tayyîb Erdoğan böyle laflar ediyor, ama,  niye İsrail’deki Türkiye B. Elçisi’ni geri çağırmıyor? Niye andlaşmaları askıya almıyor, niye şunu yapmıyor, bunu yapmıyor..’ diyorlar..

Bu gibi talebleri dile getirlerin yürek yangısı dolayısiyle söyledikleri bu sözleri yürekten deseteklemekle birlikte, TC gibi bir rejimin, böyle bir karar almasının, Amerika’yla diplomatik ilişkileri kesmek ve onunla düşmanlığı göze almak gibi bir manâya geleceği galiba gözardı ediliyor.. Çünkü, İsrail, ‘Ortadoğu’daki B. Amerika’dır ya da Amerika,Atlantik’in öte yakasındaki İsrail’dir.. Bu acı denklem gerçeğini unutmamak gerek.. Ve Tayyîb Erdoğan veya bir başkasının bu gibi sözlü tavırlarının bile ona ödettireceği nice bedellerin olabileceğini de unutmamak gerekir..

Hatırlayalım ki, 30 yıl öncelerde, bazı örgütler,  İmam Khomeynî’nin bilgi ve iradesi dışında, Tahran’daki Amerikan Elçiliği’ni işgal etmek ettiklerinde (rahmetli) İmam, onlara derhal elçiliği terketmeleri için, iki-üç saatlik bir mühlet vermiş ve aksi halde, oradan halkın hışmı ile çıkarılacaklarını açıklamış ve gruplar da Amerikan Elçiliği’ni boşaltmak zorunda kalmışlardı.. Ama, birkaç ay sonra, 1979 Kasımı’nda, kendisine bağlı üniversite öğrencileri Amerikan Elçiliği’ni basıp diplomat görünümlü 52 casusu rehine alacaklar ve bütün gizli belgeleri ele geçireceklerdi.. 444 gün süren o rehine eyleminden sonra ise, tek kişinin kılına bile dokunulmadan, yapılan anlaşmalarla onların serbest kalmaları sağlanmıştı ve buna rağmen, körpe İslam Cumhuriyeti’nin başına bu yüzden bile ne çoraplar örülmüştü.. Ki, 8 yıl süren  ve her iki taraftan en az bir milyon insanın hayatına mal olan İran -Irak Savaşı’nın etkenlerinden birisi de bu rehine alma meselesiydi..

Ayrıca, elbette elçilerin geri çağrılması da bir diplomatik silahtır, ama, unutmayalım ki, birbirleriyle 8 yıl savaşan İran ve Irak, karşılıklı olarak elçiliklerini savaşın sonuna kadar kapatmamışlardı.. Bunlar bir hesab-kitab meselesidir de..

İsrail rejiminin 15 Mayıs 1948’de, uluslararası entrikalar içinde bir anda ‘oldu-bitti’ye getirilip ilan edilmesi sırasında, hemen o gün, TC rejiminin, S. Rusya ve Amerika’dan hemen sonra 3 tanıyan 3. ülke ve kezâ,  İsrail rejimi NATO üyesi olmadığı halde, NATO üstü bir yerde ve NATO’nun bütün bilgilerinin ve güçlerinin onun emrinde olduğunu unutup, dünya dengelerini gözönüne almadan bir tavır sergilemenin sonuçlarını da hesab katmak gerekmez mi? Varsa, göze alabilen, buyursun.. Ama, bu bir inkılab çapında bir eylem ve kararlılık ister.. Bunun bedelinin olacağı da unutulmamalıdır..

Bu açıdan, böyle bir tavrı, uzlaşmacılık metodunu siyasetinin temeli olarak ilan edenlerden bekliyemezsiniz.. Kaldı ki,  inkılabçı olanlar bile bunları yaparken, öyle gelişi-güzel yapmaz, çünkü yapamazlar..

Nitekim, 30 yıl önce bugünlerde gerçekleştirdiği bir büyük inkılab ile bütün dünya dengelerini alt-üst etmiş olan İran İslam Cumhuriyeti (İİC) bile, bugün Gazze’ye gönüllü olarak gitmek isteyen onbinlerce İran’lı gönüllü savaşçının gönderilmesini  İnkılab Rehberi Â. Seyyid Ali Khameneî’nin emriyle engellemek gereği duymuştur.. ‘Gazze'ye gitmek isteyen mumin ve kendini adamış gençlere teşekkür ediyorum, ancak, bu alanda ellerimizin bağlı olduğunun dikkate alınması gerekir.. İran'ın Hamas'a başka yollardan yardım etmek için hiçbir çabadan kaçınılmayacaktır.. ‘ diyen bir İnkılab Rehberi’nin bu sözlerinden alınacak dersler olabilir..

Ve şunu da unutmamak gerekir ki, uluslararası hukuk, bir zorbalığın, bir gücetaparlığın elinde oyuncaktır.. Hattâ, kullanımı uluslararası andlaşmalarla yasak olan yeni silahlar bile,  o andlaymayı biz imzalamadık, bizi bağlamaz..’  gerekçesiyle, Amerika ve İsrail tarafından yok sayılmakta ve onlara karşı bir yaptırım da uygulanamamakta ve onlara karşı devlet olarak hiç kimse bir baskı uygulamamaktadır..

Çünkü, bu savaş sebebi olabilmektedir..

O zaman da iş kalıyor, ‘Devlet’ statüsünde olmayan bir takım baskı gruplarına.. Ki, o da uluslararası hukuk açısından ‘terörizm’ olarak nitelenip boğmaya çalışılıyor..

‘Uluslararası hukuk’  ise, maalesef hak anlayışına değil; yontulmuş, cilalanmış bir ‘orman kanunu’ anlayışına dayanmaktadır..

YAZIYA YORUM KAT

14 Yorum