Siyonist General’in Sözleri Işığında Türkiye İsrail İlişkilerinin Gelece

16.02.2009 15:08

Cengiz Duman

İsrail’in Gazze’ye başlattığı “dökme kurşun” operasyonu ile Türkiye ile İsrail arasında başlayan soğukluk yerini giderek sertliğe dönüştürmektedir.

Bir ayı aşan bir süre geçen Gazze operasyonunun ardından yaptığımız yorumlarda Türkiye’ye gelen İsrail başbakanı Olmert’in, Gazze’ye yapılacak İsrail operasyonu hakkında başbakan Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirmiş olması gerektiği üzerinde durmuş ve Gazze’de Siyonist İsrail’in gerçekleştirdiği katliamlarda Mısır’ın yanında Türkiye’nin dolayısıyla başbakan’ın sorumluluğu olduğu kanaatini belirtmiştik.

Bu görüşümüzün doğru çıkmadığını yeni gelişmelerden anlamaktayız. O halde İsrail’in geçen ay içinde Gazze’ye başlattığı operasyonun, Türkiye’ye haber verilmeden yapıldığını kabul etmemiz gerekmektedir.

Bunun sebebini ise şöyle yorumlamak mümkündür. İsrail Gazze’ye yapacağı operasyon’un çok sert ve kanlı olmasını planladığı için Arap dünyası ve diğer Müslüman âlemden gelecek tepkileri süspanse etmek amacıyla Türkiye’ye ziyaret sonrası operasyonu başlatarak Türkiye’nin desteğini yanına almış imajı vermek amacındaydı.  Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış! Türkiye’yi bilgilendirmeden başlatılan operasyona başbakan Erdoğan, İsrail’in beklenmediği bir tavır koyarak operasyona ve katliamlara karşı çıkmıştır.

O halde İsrail, Türkiye gerginliği Türkiye’nin Gazze’ye yapılan operasyona karşı çıkmasından sonra başlamıştır diyebiliriz. Ancak İsrail’in Türkiye’nin karşı çıkmasına değil sert tavrına şaşırdığını belirtmemiz gerekir. Eğer Türk diplomasisinin rutin tavrı devam etmiş olsaydı, Gazze operasyonuna karşı tavrı şu şekilde gerçekleşirdi. Önce taraflar itidalli olmaya davet edilirler sonra ateşkesin yapılması gereğinden bahsedilir, gerekirse Türkiye’nin arabuluculuk üstleneceği ilan edilirdi. Katliamlar karşısında da Türkiye’nin üzüntüleri belirtilir, akan kanın bir an önce durdurulması istenerek BM göreve davet edilirdi.

Görüyoruz ki Türkiye’nin dış politikadaki rutin tavrı değişmiş ya da değişme eğilimindedir. Çünkü Başbakan Erdoğan, Gazze’ye operasyon başlar başlamaz kendilerinin bundan haberdar edilmediğini açıklayarak İsrail’in münafık! Tutumunu afişe etmiştir. Böylece Gazze’de gerçekleşen katliamlara karşı Arap ve İslam dünyasından Türkiye aleyhine olacak tepkileri peşinen önlemiştir. Bunun yanısıra iç siyasette seçimlerde kendisine oy verecek tabanın küsmesini önlemiştir.

Başbakan Erdoğan sadece bu tepki ile yetinmiş olsaydı bunun normal diplomatik teamül doğrultusunda iç ve dış tepkileri önleme saikiyle yapılmış bir atraksiyon olarak kabul edilebilirdi. Ancak arkasından Gazze’deki katliamları kınayarak, Hamas ve Gazze halkı yanında açık bir biçimde ve neredeyse Hamas sözcüsü biçiminde durması Türkiye İsrail ilişkilerinde normal bir davranış olarak addedilemez.

İsrail’in Türkiye’den hiç beklemediği bu tavır karşısında olaylar tam yatıştı derken Başbakan Erdoğan’ın, Davos toplantısında yaptığı ilk konuşması sonucunda iplerin iyice gerildiğine şahit olduk. Gazze operasyonu süresince gösterdiği İsrail karşıtı sert tavrı Davos’taki ilk konuşmasında da devam ettiren Başbakan Erdoğan, İsrail’in haksız tutumunu eleştirerek, Hamas ve Gazze halkının yanında yer almaya devam edince Siyonist İsrail cumhurbaşkanı Perez; Türkiye’ye, özellikle Başbakan Erdoğan’a daha sert bir üslupla cevap vermek ihtiyacı hissetmiştir. Adeta azarlarcasına yaptığı karşı konuşmasından sonra Erdoğan’ın hizaya! Geleceğini uman Perez’in yediği şok; Türkiye İsrail ilişkilerinde yeni bir açmaza gelindiği işaretlerini vermiştir.

İsrail’de yaklaşan seçimlerde, Türkiye’yi karşısına almış olarak seçmenlerin karşısına çıkmak istemeyen Olmert’in adına dışişleri bakanı Livni’nin mırın-kırın eden tepkisi dışında önemli bir tepki gelmemiştir. İsrail seçimlerinin sonuçlanması ile birlikte Siyonist İsrail’den beklenen karşı tepkinin geldiğini gördük. Hem de tam yerinden!.... Tarihi, katliamlarla dolu Siyonist İsrail’in katliamcı başlarından birinden!...

İsrail ordusu Kara kuvvetleri komutanı Avi Mizrahi; ABD, Almanya, İsveç ve Brezilya'dan üst düzey askeri temsilcilerin de aralarında olduğu çeşitli ülkelerden askeri uzmanların katıldığı "Askeri Psikoloji" konulu uluslararası etkinlikte yaptığı konuşmasında Başbakan Erdoğan’ın Davos tavrına ve orada söylediği sert sözlere cevap vermiştir.

Siyonist ordunun generalinin Türkiye hakkında söyledikleri yenilir yutulur şeyler olmadığı gibi sivil Türkiye başbakanına, İsrail tarafının, asker aracılığıyla cevap yollanmasını da ilginç bir tavır olarak karşılamak lazımdır.

Son köşe yazımızda şu tespitte bulunmuştuk: “Oysa Filistin’e getirilen Yahudilerin, Ortadoğu’nun bu bölgesindeki topraklarla binlerce yıllık dini ve aynı zamanda tarihsel bağları mevcuttu. Yani Yahudiler dini ve tarihi bağlar yüzünden gerekirse bölgedeki tüm uluslarla savaşma azminde olan/olabilecek bir devlet statüsünde ve emperyalist güçlerin tam aradığı bekçi/Badi gard modeliydi. “

Aradan çok geçmeden bu tespitimizi doğrular bir örnek hemen geldi. Sivillerle konuşan ve onları tehdit eden Siyonist General Tuğgeneral Avi Mizrahi…

Anladığımız kadar İsrail, Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e karşı stratejisindeki değişikliği ya da muhtemel değişimi iyi okumuştur ki, “küresel” sahipleri adına onların sözcülüğüne soyunarak, efendileri adına posta koymaktadır! Gazze katliamcısı Siyonist general aracılığıyla!...

Şimdi İsrail’in generalli tavrını okumaya başlayalım. İsrail adına Türkiye’ye posta koyan sözcünün kimliği önemli. Neden? Çünkü bunu kendi inisiyatifiyle mi yoksa Siyonistlerin desteğini alarak mı yaptığını belirlemek lazım.

Türkiye’nin tepkisi üzerine, generalin kendi adına konuştuğu, İsrail resmî görüşünü yansıtmadığı v.s gibi açıklamalar geldi. Ancak bu durum diplomatik bir savunma mekanizmasıdır. Böyle bir açıklama yapılsa dahi bu durumun izah edilmek istendiği gibi gerçeği yansıtmayacağını, diplomatik olarak olayı yumuşatma hamlesi olarak algılanıp, İsrail’in tavrının geri planın iyi okunması gerekmektedir.

Avi Mizrahi, Gazze operasyonunun psikolojik hareket planlamasını yapan Gazze katliamının sorumlusu generallerden birisidir.  ABD'nin Kosova, Bosna, Irak ve Afganistan'daki şehir katliamları operasyonlarına gözlemci olarak katılan ve katletme işini öğreten bir İsrail ajanı… İsrail gizli servisi Mossad'ın da önemli isimlerinden biri olan general Avi Mizrahi, Hindistan'a Müslüman ayaklanmalarının bastırılması konusunda danışmanlık yapma teklifi yapabilen profesyonel ve eli, son olarak Gazze’li Müslümanların kanına bulaşmış Siyonist bir general!..

Ne demek istiyor İsrail bu Siyonist katliamcı general aracılığıyla?.. El cevap; İran’la Suriye ile savaştığımız gibi sizinle de savaşırız!...

Peki! Türkiye hakkında neler söylemiş Siyonist Mizrahi?… Başbakan Erdoğan'ın, Şimon Peres'e yönelttiği "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz!" şeklindeki sözünü hatırlatarak, "Erdoğan aynaya baksın!" demiş.

Türkiye başbakanı Erdoğan’ın aynaya baktığında göreceklerini de sıralamış: “Türkiye'nin uzun yıllar önce Ermenilere dünyanın en büyük katliamlarından birini yaptığını belirterek…” Madde 1… Ermeni katliamı yapmak…

“…aynı politikanın bugün de Kürtler üzerinde sürdürüldüğünü söyledi.” Madde 2.. Kürt katliamı yapmak ya da teşebbüs etmek..

“Başbakan Erdoğan'ın ülkesinin, Kıbrıs'ın Kuzeyi'ni on yıllardır işgal ettiğini ifade etti.” Madde 3..Kıbrıs’ı işgal etmek…

Ayrıca bir dördüncü madde daha… Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'in BM'den çıkarılması yolundaki çağrısını hatırlatarak, "Böyle bir durumda Türkiye de İsrail'in yanına eklenmelidir!" demiş. O halde madde 4.. Türkiye’nin BM’den çıkarılması..

Aslında Siyonist generalin değinemediği bir husus daha var ki o da Türkiye ile aralarındaki gerginliğin asıl sebebini ifşa etmemek için şimdilik “es” geçilmiş kanaatindeyiz. O saklı husus da şudur: Türkiye’nin Kuzey Irak’a yaptığı operasyonların İsrail’in Gazze’ye yaptığı ile aynı olduğu dolayısıyla PKK ve Kuzey Irak operasyonlarını askıya alması gereğini açıklamak.

Siyonist generalin bu konuşmalarından şu sonuçları çıkarmamız lazım. Gelecekteki dönemde ABD-AB-İsrail ve diğer yandaşlarının Türkiye’yi sıkıştırma argümanları belli olmuştur. Ermeni katliamı, Kürt’lere özgürlük, Kıbrıs’tan çık. Kuzey Irak’a operasyonları durdur.

Geçmişte de zaman zaman Türkiye’ye karşı kullanılan bu argümanlar yeniden ortaya döküldüğüne göre önemli bir durum var demektir!  İşte bu önemli durumu iyi okumamız lazım.

Siyonist İsrail bölgedeki İran ve Suriye ile açık Türkiye ile Kürdistan yapılanması üzerinden zımnen çatışma stratejisi içersindedir. İran dize getirilmediği takdirde gelecekte İsrail; İran destekli Hizbullah, Hamas ve Suriye tarafından daha da sıkıştırılacaktır.

Geçmişteki cılız El- Fetih muhalefeti ve Arap-İsrail savaşları ile bırakın kaybetmeyi; bu sayede İsrail içindeki ayrışmayı dahi önleyen, İsrail halkını yekvücut tutabilen ve bu arada Filistin’de ve Suriye’de yeni topraklar kazanan! Siyonistlerin balayı devri Kassam ve Grad gibi füzelerin, Hizbullah ve Hamas’ın mukavemet stratejisine dâhil olmasıyla bozulmuştur.

Gerek şu andaki gerekse gelecekte daha modernize edilecek bu füzelerle İsrail’in altmış yıllık Filistin hâkimiyeti yerini kâbusa döndürmeye başlamış veya döndürecektir.

Hizbullah ve Hamas’ın elindeki bu füzeler, yerleşimciler yoluyla ele geçirdiği topraklarda askeri mevzilerden sonra sivil mevziler de kazanmaya çalışan İsrail’in yerleşim politikaları dumura uğrayacaktır. İsrail’in hemen bütün şehirlerinin füze menzillerine girmesi ile birlikte İsrail’den dışarı göç hareketi hızlanacaktır.

Hizbullah, Hamas’ın füzeleri yanısıra ilerde daha teknolojik olan Suriye ve İran füzelerini önlemek için yapılacak füzesavar sistemi ve diğer savunma harcamaları; İsrail’in arkasındaki “Küresel küfür” güçlerini olduğu gibi kendi ekonomisini de vuracak ve İsrail halkının yaşam düzeyi düşecektir.

Tüm bu öngörüler Hamas ve Hizbullah’a direniş imkânları sağlayan İran yüzünden olduğunu çok iyi bilen İsrail ve onu güden! “Küresel küfür” güçleri, İran ve Türkiye sınırında tampon “küçük İsrail” olacak Kürdistan’ı kurmaktan vazgeçmeyecektir. Böylece İsrail ile İran arasına ve Suriye arkasına konuşlanacak böyle sahibinin sesi! bir oluşum Hizbullah ve Hamas’a ve Suriye’ye her türlü mühimmat akışını da engelleyecektir.

Türkiye de sınırlarının dibinde kurulacak ve hayatta kalması için sadece Türkiye’nin himaye edebileceği böyle bir oluşuma izin vermeyeceği için “Küresel küfür “güçleri ve bölgedeki piyonları İsrail tarafından sıkıştırılmaya devam edilecektir.

Türkiye’nin sıkıştırılıp sınırındaki bu oluşuma “olur” verip himayesine alması için diplomatik olarak köşeye sıkıştırılması hatta İran gibi ambargo altına alınarak pasifize edilmesi “küresel küfür” güçleri ve İsrail tarafından yapılabilecek en akıllı strateji olacaktır.

Bunun yanı sıra İran’a yapılacak muhtemel bir harekâta Türkiye’nin, askeri lojistik sağlaması veya operasyonel olarak katkıda bulunulması da teklif edilebilecektir. Türkiye, boks ringinde köşesine sıkıştırılan boksör gibidir. Yediği yumruklar sonucu ya kaşının açılmasına veya nakavt olmasına razı gelmekle karşı karşıyadır. Yani Türkiye “bölünmek mi veya bölgesel savaşa dâhil olmak mı ” seçeneklerine muhataptır.

O halde gelecek günlerde İsrail ve Türkiye arasında gerilim tırmanacaktır. Bunun ilk işareti Siyonist general ağzından verilmiştir. Tırmandırılacak bu gerilimin argümanları, Siyonist generalin ağzından Türkiye’ye hatırlatılmıştır.

Önümüzdeki 24 Nisan’da ABD kongresinden Siyonistlerin desteğinde geçecek olan “Ermeni soykırım” yasası Türkiye ABD ilişkilerini de gerecektir. Arkasından AB’den gelecek Kıbrıs’tan çekil ve Kürtlere federal/otonom olma yolunda özgürlük verme baskıları Türkiye, AB ilişkilerini bitirecek gözükmektedir.

Başbakan Erdoğan’ın, dış politikada gelecek gün ve aylardaki bu durumu öngördüğünü kabul ettiğimizde neden Davos’ta “Kasımpaşalı” figürünü işlediğini daha iyi anlamak mümkündür. Türkiye yol ayrımındadır ve önce blöf yaparak kendisini köşeye sıkıştıranlara yüzlerini tırmalayabileceği mesajını vermiştir. Hem ABD, hem AB, hem de İsrail’e…

Gelecek günler Türkiye için; geçmişte İsmet İnönü’nün, ABD’ye posta koyup geri adım attırdığı “yeni bir dünya kurulur bizde orada yerimizi alırız” özdeyişini! Masaya koyabileceği günlere gebedir. Bizce Türkiye’nin dış politika geleceğindeki bu konjonktür, İslam’i gelişmeler ve İslam dünyası ve onun mütemmim cüz’ü Türk dünyası için de özellikle Türkiye açısından da hayırlı olacaktır kanaatindeyiz.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim