1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Siyasilerden arta kalan 'siyasi boşluk'
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasilerden arta kalan 'siyasi boşluk'

A+A-

Seçimlere beş gün kala, iktidar ve muhalefet partilerinin, adayların sergiledikleri tutum ve 'siyasetin dili' nasıl bir Türkiye tasavvuruna sahip oldukları hakkında bir şeyler söylemeye yetiyor. Kabul etmek gerekir ki bu seçim daha önceki yerel seçimlere göre daha umut verici olmasa da hareketli geçiyor. İktidar partisi karşısında en azından yıpranma kozunu kullanan muhalefetin alternatif, farklı bir siyaset dili geliştirdiği söylenemez. Ancak meydanlara, televizyon ekranlarına yansıyan üslup düşüklüğü farklılıkları değil siyaset alanındaki açmazı gösteriyor.

Bu seçimlerin iktidar partisi açısından değerlendirildiğinde kendisini iktidara taşıyan konjonktürün aleyhine olabilecek biçimde bazı alanlarda tekrarlandığı hatırlanmalıdır. AK Parti'yi iktidara taşıyan, anayasa kitabı fırlatılmasıyla patlak veren ekonomik krizin ardından iktidara taşıyan sürecin belli düzeyde tekrarlandığı söylenebilir. İktidar partisinin adeta alternatifsizleştiği bu süreçte farklı model ortaya konamamıştır. Uluslar arası destekle düze çıkan ekonomi ve Türkiye'nin uluslar arası câri ekonomik yapıya entegre edilmesinin sağladığı avantajlar ve somut sonuçları modeli sorgulanamaz hale getirmişti. Bu iktidar diğer partilerden çok daha farklı olarak siyasal, kültürel, ekonomik talepleri dillendirmesini bildi. Diğerlerinden farklı olarak toplumsal talepleri siyasete taşıma sözü vermese de bunu ima eden başarılı bir kitle iletişim stratejisi izlemesi iktidarı beraberinde getirdi.

AKP, toplumsal vaatleri içerisinde en somut iyileşmeyi ekonomik alanda gerçekleştirirken diğer talepler (özgürlükler, haklar, sivilleşme, özellikle mağduriyetlerin giderilmesi) ertelenmiştir ve zamanla çözüleceği beklentisini artmıştır.

Yaşanan e-muhtıra, cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi krizler hak ve özgürlükler konusundaki taleplerin ertelenmesini getirdiği gibi mevcut kazanımların savunulması refleksiyle iktidara zaman kazandırdı.

Bu süreçte küresel sermayeyle entegre olma yolundaki Türk ekonomisinin yeniden yapılanmasına; uygulanan liberal çözümlerin karşısında tutarlı hiçbir eleştiri çıkmadı muhalefette. Topluma, geçmişte ülkeyi ekonomik iflasa sürükleyen, siyasi olarak vesayet rejimine çeviren uygulamalarından başka sunacakları bir şeyleri yoktu.

En büyük açmazları da iktidar partisinin uyguladığı siyasal ve ekonomik politikalarından başka bir model önermemeleriydi. Aslında ne iktidar kanadı ne de muhalefet bir dünya görüşünden, ideolojik tercihlerden beslenen bir anlayışı savunuyor değillerdi. İktidar liberal politikalar eşliğinde küresel sistemle uyumlu olmanın getirdiği avantajı kullanarak gücü artırmaya çalışıyor, muhalefet de aslında bu politikaları kendilerinin daha iyi uygulayacağını iddia etmekten başka bir şey söylemiyordu.

Bugün için de geçerli olan durum, aslında tam bir siyasetsizliğin egemen olmasıdır. Siyaseti besleyecek ideolojik tercihlerin ortadan kalktığı, tüm partilerin birbirine benzediği, ülkenin en yaygın toplumsal taleplerini siyasete taşımak adına iktidara gelen partinin bile açık biçimde çözüme yönelik siyasi program açıklamaktan kaçındığı bir siyasi atmosferden bahsediyoruz. Ortada siyasetçilerin çözmesi beklenilen sorunlar var, siyasetçi ve siyasi partiler var ancak bunların çözümü için hiçbir siyasi model olmadığı gibi verilmiş bir söz de yoktu. Sadece söz niyetine, açık bir sorumluluk gerektirmeyen 'siyasi ima'lar vardı.

Siyaset dilindeki bu boşluğu dolduracak çözümler ise daha çok uluslar arası entegrasyona havale edilmiş, Avrupa Birliği'nin siyasi ve kültürel normları, finansal küreselleşmenin pratik sonuçlarına umut bağlanmıştı. Ve bu konuda da tüm partiler tam bir uyum içinde idi.

İktidarı ayakta tutan tek dinamik siyaset ise 'korku siyaseti' idi. İktidarın etrafında kenetlenenler 28 Şubat sonrasının korkusuyla, muhalefet ise mevcut statükolarını kaybetme korkusu ile saf tutmuş görünüyordu.

İktidarın statüko ile toplumsal talepler arasında ince ayar politikası ile bugünlere gelmesi ne salt pragmatizmle ne de Türkiye'nin kendine özgü koşulları ile açıklanamaz. Tüm siyasi partileri birbirine benzeştiren ideolojisizlik; gittikçe ideolojik milliyetçiliğe evrilen Kürt sorunu ve tüm etnik yapıların üstünde özgürlük ve hak arayışlarında çözümsüzlüğe doğru sürükleyecek görünüyor. Muhtemelen seçimlerde yerel ölçekte bunun sonuçları ortaya çıkacaktır.

Siyasetin ideolojiden bağımsız olamayacağına, korku siyaseti üzerine temel siyasetler üretilemeyeceğine göre, elde siyaset adına kullanışlı olabilecek tek seçenek kalıyordu; değer ve ilkelerden çok kişiler üzerinden mesaj vermek. Nitekim meydanlara hakim olan, liderlerin ağzından çıkan söz kirliliği bu siyasetsizliğin bir sonucudur.

İktidar kendisini iktidara taşıyan ekonomik krize benzer bir ortamda seçime gidiyor. Türkiye'yi sarsan ekonomik kriz siyasi krizi de beraberinde getirerek bugün muhalefette olan tüm partilerin silinmesine neden oldu. İşin ironik yanı, eğer gözlemlerimiz yanlış değilse, ekonomik krizin mağdurlarının önemli kısmı hâlâ muhalefete destek vermekten çok iktidardan çözüm beklemektedir.

Bu durum iktidarın başarısından çok muhalefetin siyasetsizliğinden, alternatif geliştirememesinden kaynaklanmaktadır. Muhalefetin durumunu Perşembe günü ele alalım.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT