Siyasette alan mücadelesi

14.03.2009 13:35

Yasin Aktay

Yerel seçimlere doğru hızla yol aldığımız bugünlerde partiler arasındaki tartışmalar hâlâ sonucu önceden belli ve kabullenilmiş olan bir yarış havasında cereyan ediyor. Deniz Baykal'a, bir ana muhalefet liderinin seçim sath-ı mailinde şaka olarak bile söyleyemeyeceği sözü söyleten de galiba bu ön-kabul. Seçim sonucuna dair bir tahmin anlamına da gelecek şekilde AK Parti'nin bu seçimlerden % 52 oy almadığı takdirde başarılı sayılamayacağını söylerken, böyle bir tahminde bulunmanın rakibinin gücünü kabul ve takdir anlamına gelip gelmeyeceği tabii ki ayrı bir konu.

Sonuçları bu kadar belli görünmesine mukabil bu seçimler, biraz da ideolojik gündemden bir hayli uzakta yaşanıyor olmanın da hayırlı sonuçlarıyla partilerin siyasi söylem veya pratik performans boyutlarıyla daha fazla gündeme gelmelerine, bu yanlarıyla daha fazla çözümleme konusu olmalarına vesile oluyor. TV kanallarının birçoğu partileri bu yanlarıyla ele almaya daha fazla önem verirken galiba böylece demokrasimize siyasal normalleşmenin tadını çıkarma fırsatlarını vermiş oluyorlar. TRT'de Hülya Uğur'un sunduğu "Bir zamanlar Türkiye" isimli program seçimler vesilesiyle Türkiye demokrasisinin, siyasal parti veya akımlarının sosyolojik, tarihsel, ekonomi-politik bir belgeseli gibi.

SETA Vakfı da Ankara'da seçimlere kadar CHP, MHP, AK Parti ve DTP'nin siyasal söylemleri ve performanslarıyla masaya yatırıldığı, değerlendirildiği bir dizi analiz ve panel düzenliyor. Bu hafta Şehir Üniversitesinden Yrd. Doç Dr. Fahrettin Altun'un hazırlamış olduğu Değişim ve Statüko Kıskacında AK Parti başlıklı rapor çerçevesinde AK Parti tartışıldı. Taha Özhan'ın yönettiği Panele Prof Dr. Baskın Oran'la birlikte birer konuşmayla katıldık.

Altun'un analizlerinde dikkat çektiği çok önemli noktalar var tabii ki. Hepsini burada nakletmek mümkün değil, ama şu tespitini nakletmeden geçmeyelim: AK Partililer iktidarlarına bir alternatifin oluşamamasının sadece avantajlarını görüyorlar, ancak bu durumun yaratacağı dezavantajlarına hiç hazır değiller. Oysa "AK Parti iktidarının hâlihazırda alternatifinin olmayışı, onun açısından iki düzlemde dezavantaj oluşturmaktadır. Birincisi, bu durum partililerde bir motivasyon eksikliği oluşturmakta, seçim çalışmalarından topluma dönük hizmet politikalarının örgütlenmesine kadar her alanda rekabet koşullarının oluşmaması dolayısıyla, nitelik üretimi birinci sırada yer almayabilmektedir. İkincisi, AK Parti iktidarının alternatifsiz olduğu varsayımı, ülke açısından da endişe verici bir boyut taşımaktadır. Bu çerçevede alternatifi olmadığı düşünülen bir siyasi partiye karşı, olağanüstü siyasi müdahalelerin özendirilmesi ve zor araçlarıyla demokratik siyasi sürecin durdurulmasına çalışılması bir "çözüm" olarak takdim edilebilmektedir.'

Allah muhafaza..

Bu, kuşkusuz sadece AK Partinin sorumlusu olduğu bir durum olamaz. Ülkede iktidara bir alternatif oluşturmayan bir muhalefet sorunu, buna mukabil muhalefetin bütün iddialı olduğu alanlarda da muhalefetten sürekli rol çalan bir iktidar sorunumuz var. Doğa boşluk kaldırmıyor, siyaset hiç kaldırmıyor. Türkiye'ye sol-sosyal politikalar lazımsa bunu ülkenin solculuk iddia eden partisi yerine muhafazakar partisinin üstlenmesi kimin ayıbı olabilir? Ülkenin en laik söylemli partisinin şu ana kadar laikliğin çağdaş ve medeni dünyadaki standartlarına vakıf olarak memleketin önünü açabilecek bir açılımda bulunma niyetini hiç hisseden oldu mu? Laiklik konusunda yaşanan bu büyük siyasi alan hep böyle boş mu kalacaktır? Bu kârlı alanın talibi niye çıkmasın?

Ülkenin Kürt sorununa odaklanmış partisi Kürt sorununun gerçekçi bütün çözüm yollarını tıkamaya çalışmaktan başka bir şey yapmazken siyasette nasıl bir boşluk oluşturduğunu kim görebiliyor?

Ya milliyetçilik konusunda? AK Parti bu alanı bile kendi siyasal yatırım alanlarının bir parçası olarak görünce sanırım "siyasi kartelleşme" sürecini de tamamlamış oluyor. Siyasette rakiplerine hiçbir alan bırakmamacasına bütün alanları kat karşılığı teker teker satın alan bir müteahhit gibi davranıyor AK Parti. Buna mukabil bulduğu boşlukların hepsinin doğal sakinlerinin sahip çıkmaması dolayısıyla oluşmuş olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Öyle veya böyle, Altun'un ifade ettiği kaygı boş geçilebilecek gibi değildir. Partilerin, bu seçimleri, bir zamanlar "kendi arazisine gecekondu yaptırmamak" için çırpınan Demirel gibi olmasa da, kendi sorumluluk ve siyaset alanlarını yeniden belirlemek için bir fırsat olarak değerlendirmelerinde büyük fayda var.

Bütün alanların AK Partiye bırakılması, bugünlük ciddi bir sorun yaratmıyor, dahası Erdoğan'ın kişisel karizması sayesinde sinerjik bir durum yaratıyorsa da uzun vadede ülkenin hayrına değildir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim