1. YAZARLAR

  2. Fahrettin Altun

  3. Siyasetin Ankaralılaşması tuzağı
Fahrettin Altun

Fahrettin Altun

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasetin Ankaralılaşması tuzağı

A+A-

Ankaralılar alınmasın, ama ben de Yahya Kemal meşrebindenim. Ankara’ya ne zaman adımımı atsam İstanbul’a dönüş planları yapmaya başlarım. 

Hemen belirteyim, burada Ankara’nın soğukluğundan, resmiyetinden ve ona giydirilen şair imajlardan hareketle bir Ankara karalaması yapmak niyetinde değilim. Nihayetinde Ankara, kendi tarihselliği ve toplumsallığı içerisinde şekillenen bir kültürel gerçeklik mekanı. Fakat, mekana yüklenen siyasal tahayyül bazen onun özerkliğini baskılar. Ankara imgesi bu anlamda eski Türkiye siyasal gerçekliği içinde bir coğrafi kesiti değil, bir zihniyeti imler hale gelmiştir.  Bu nedenle Ankara’yı çeşitli vesilelerle ötekileştiren birçok İstanbullu aslında ona yüklenen siyasal tahayyülle sembolik bir hesaplaşmaya girerler. 

Cumhuriyet’in kurucu nesli, Ankara’yı korunaklı bir kale olarak dizayn etti. Hatta onu kendi içinde dahi sınıflamaya çalıştı. Mekana özgü, ayrıştırıcı göstergeler oluşturdu. 

Ankara, Cumhuriyet’in kurucu zihniyetinin sıkışmışlığının sembol şehri olarak kuruldu. Küçülmeyi kurtuluş olarak gören, geçmişini inkara mecbur bırakılmış bir zihniyetti bu. Bir yanıyla tedirgin ve mahcup, bir yanıyla öfkeli ve çatık kaşlı bir siyasal iradenin, çorak bir mekanda tecessüm etmiş haliydi.  

İstanbul’un kozmopolitizmine karşı, dar bir ulusçuluğu simgeliyordu. İstanbul çeşitlilik demekse Ankara tek-tiplilik demekti. Bir yanda açılım siyaseti, bir yanda korumacı politika söz konusuydu. İstanbul’un farklılıkları yansıttığı yerde, Ankara türdeşliği yansıtıyordu. Siyaseti İstanbul, bürokrasiyi Ankara temsil ediyordu. Ama hepsinden öte Ankara, siyasal bölünmezliği temsil ediyordu. Elbette, kendi bölünmezliğini. Bu anlamda, bölünmez bir bütün olan Türkiye değil, Ankara’ydı. Ama bölündü, parçalandı ve kaybetti. İstanbul kazandı. 

Bu zaferin arkasında, Türkiye’nin siyasal bakiyesi, toplumsal gerçekliği ve tarihsel derinliği var. AK Parti, bunun sadece temsilciliğini üstlendi. Toplumsal akışı, siyasete başarılı bir biçimde tercüme etti. AK Parti, güçlü bir çekirdeği olsa da, birtakım temel değerler etrafında birleşebilecek farklı eğilimlerden siyasal grupları bir araya getirebilme başarısı gösterdi. Bununla birlikte AK Parti’nin esas başarısı, bu grupları birbiriyle eklemleyebilmesi, etkileştirebilmesi ve dönüştürebilmesi oldu. Bununla birlikte AK Parti 12 yıldır iktidarda bulunan bir parti olarak ciddi bir imtihanla yüzleşti: Ankaralılaşma imtihanıyla. 

AK Parti, İstanbul siyasetini temsilen Ankara’yı dönüştürme hedefiyle yol alsa da, AK Parti’de bir kesim eski Ankara’ya teslim oldu. Ankaralılaştı. Onun reflekslerini içselleştirdi. Elbette bu siyah-beyaz bir tarzda cereyan etmedi. Kemalizmin yeniden üretilmesi anlamında bir Ankaralılaşma süreci yaşanmadı. Fakat, bir kesim süreç içerisinde siyaset yerine bürokrasiden, açılım yerine korumacılıktan, toplum yerine devletten, halk yerine elitlerden yana bir tavır sergiler hale geldi. Hal böyle olsa da, gün sonunda partiyi yöneten irade, Ankaralılaşmayı istisnai bir halde tutmayı başardı. 

Malum, bugünlerde kimi magazin merakı, kimi muhalefet tutkusu, kimi kariyer beklentisi, kimi de elindeki gücü koruma kaygısıyla şu soruyu soruyor: Erdoğan sonrası AK Parti nasıl bir şekil alır, AK Parti dağılır mı? Oysa buradaki asıl mesele AK Parti’nin bir yenilenme imkanı bulup bulamayacağıdır. Bu anlamda yeni dönem AK Parti ve Türkiye siyaseti açısından ciddi imkanlar barındırdırmaktadır. Her şeyden önce AK Parti’de eski Ankara reflekslerini içselleştirenlerin yeniden “İstanbul siyaseti”yle buluşmaları, bir kere daha partinin dinamizmini keşfetmeleri, bürokrasi yerine siyaseti hatırlamaları Türkiye siyaseti açısından bir zenginlik olacaktır.  

Yeni bir evrenselliğin, geçmişle yüzleşmenin, bölgesel bir güç olabilmenin, tarihsel ve stratejik derinlikle hareket edebilmenin başlıca koşulu, AK Parti’nin Ankaralılaşmasına direnebilmek, “devlet tecrübesi” üzerinden partide yeni bir statüko oluşmasına engel olmaktır. 

İstanbul kozmopolitizmi Türkiye’nin gerçek sosyolojisidir. Türkiye’nin zenginlikleri yanında kaoslarının ve gerilimlerinin kaynağında da bu kozmopolitizm yatacak. Bu kozmopolitizmle yüzleşmek, ne eski Ankara ulusalcılığıyla ne protokol fetişizmiyle mümkün olabilir.   

Bütün bunlarla birlikte şunu da son not olarak eklemeliyim. AK Parti’nin başarısı, yeni Türkiye’yle birlikte “yeni bir Ankara muhayyilesi”ni tesis edebilmesine bağlıdır.   

AKŞAM GAZETESİ

YAZIYA YORUM KAT