Siyaset ve diplomasi arasında Erdoğan

31.01.2009 04:28

Yasin Aktay

Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki Gazze Panelinde ortaya koyduğu tavır insan eliyle kurulmuş bazı zindanların, yıkılmaz zannedilen surların, devrilemeyeceği düşünülen putların aşılmasının, yıkılmasının, devrilmesinin anahtarının aslında insanın ne kadar yakınında, hemen elinin altında bir yerde olduğunu çarpıcı bir biçimde gösterdi.

Oysa Davos'ta, o gece her şey çok farklı bir şekilde de gelişebilirdi. Tam da monşörlerin dediği gibi yani… Böyle gelmiş olduğu gibi böyle gidebilirdi yani… Perez'in hem suçlu hem küstah çıkışlarına karşı bir Türk başbakanı, gözünde kubbe yapmış olduğu bir habbelik ülke menfaati için alttan alıp "dostlar alışverişte görsün" hesabı, hani çok lazımsa, sadece bir-iki cılız eleştiriyle yetinebilirdi de… O takdirde belki Davos'taki olayı Türk diplomasi tarihinin rutin faaliyetleri arasında kaydedip geçerdi herkes. Rutin faaliyetler… Yani ne olursa olsun İsrail ile, veya Türkiye'nin kendisinden "üstün" diye kodlamış olduğu ülkeler ile, belirlenmiş protokol kodlarnı hiçbir şekilde zorlamayan şahsiyetsiz, omurgasız dış-ilişkiler.

Olayın bütün dünya medyasına düştüğü dakikalardan itibaren hemen vazifeye koşan monşör yorumcuların gözettiği tek şey bu protokol kodları. Analiz diye ifade ettikleri korkulara, endişelere bakıldığında İsrail'in gerçek gücünü nereden aldığına dair gerçek bir izlenim edinebiliyorsunuz. Hiçbir ahlaki ve hukuki sınır tanımayan İsrail'in bu kadar suçlu, bu kadar haksız olduğu halde nasıl bu kadar güçlü olabildiğini yeterince açıklıyor bu korkular.

Kendi başbakanının maruz kaldığı hakareti yok sayıp verdiği tepkinin maliyet hesabına girmeye kalkışanlar İsrail'in muhtaç olduğu kudretin ta kendisi haline geldiklerinin farkında mılar acaba?

İsrail'e meydan okumanın duygusal yanına dikkat çekenler kendi çekincelerinin duygusallıkla hiçbir ilgisi olmayacak şekilde rasyonel olduğunu mu iddia ediyorlar? Bu çekincelerin korkaklık, evham, maddi ihtiras, aşağılık kompleksleri, kendine güvensizlik gibi duygusallıklarla hiç mi ilgisi yoktur?

İsrail bir propaganda makinesidir. Kabul edelim ki bütün dünyada yaygın bir propaganda aygıtıyla en haksız konumunun bile eleştirilmesine etikli medya organlarında engel olabiliyor. BBC gibi bir medya kuruluşu, bırakınız İsrail'i eleştirmeyi İsrail'in katliam kurbanlarına yardım kampanyasının klibini bile, İsrail'e yönelik bir suçlamadan bile özenle kaçınan bir klibi bile, bütün eleştirilere rağmen yayımlamayabiliyor. İsrail bağlantılı bir tehdit ve şantaj kumpasına, belki gönüllü olarak, belki istemeyerek boyun eğiyor. Bu kumpaslar İsrail propaganda makinesinin çalışma biçimlerini örnekliyor. Bu sayede İsrail'in bütün İslam dünyasını can evinden vuran, acıtan, kanatan saldırıları dünya medyasında her şeye rağmen yine de küstahça kendine avukatlar bulabiliyor. Bebek katliamlarının avukatları yüzsüzce boy gösterebiliyor.

Böylesi bir mekanizmada Başbakan İsrail'in kendi lehine kullanabildiği en önemli propaganda mahfillerinden birini görünürde çok basit ama özünde yürek dolusu bir hamle ile tam tersi bir mesajın aracı haline getiriyor. Ne BM kararlarını ne kendisine karşı yapılan protesto gösterilerini ne de bazı ülkelerin cılız kınama veya uyarı eslerini dikkate alan İsrail'in anlayabileceği en etkili dil oldu bu. İsrail medyası Gazze saldırısının başından beri bu kadar şiddetli ve bu kadar etkileyici bir eleştiri almamıştı. Eleştirinin gücü kuşkusuz hem başbakanın samimi ve mert üslubundan, ama aynı zamanda her zaman nasip olmayan bu ortamın denk gelmiş olmasından geliyor.

Erdoğan'ın yaptığını diplomatik bulmayanlara bizzat Erdoğan'ın verdiği cevap kendisinin diplomasiden değil siyasetten geldiğiydi. Siyaset ise göze alındığında kendi haklılığını en açık şekilde ifade edip, hakkını alabilme sanatıdır. Bu gerçekten bazen göze almayı gerektirecek kadar zorlaşmış bir seçenek olabilir, tıpkı İsrail karşısında Türkiye'nin müzmin durumunda olduğu gibi.

Başbakanın siyaset tarzı bu açıdan sadece Türk-İsrail ilişkileri açısından bir dönüm noktası oluşturmayacak, aynı zamanda hem Türk dış politikasındaki yeni ve özgün konsepti örnekleyecek hem de siyaset bilimi veya siyasal eylem biçimi açısından derslerde okutulacak çarpıcı bir model olarak da değerlendirilecektir.

Özellikle söz konusu olan ABD, Batı ve İsrail olduğunda kendi gücünün ve ehemmiyetinin farkına vararak bunu da siyaset zemininde bir koz olarak değerlendirebilmek Türkiye'nin şimdiye kadar yabancısı olduğu bir siyaset biçimiydi. Bu gücün farkına vardığında Türkiye bu ülkelere muhtaç olmadığını aksine bu ülkelerin kendisine muhtaç olduğunu fark ettiğinde esas milli kurtuluşunun da çizgisine gelmiş oluyor.

Türkiye'nin bu ülkelerle her halvete girişinde mutlaka onların dümen suyuna girmek durumunda kalacağını vehmetmek Türkiye'nin siyasal gücünün sınırlarını resmedemez artık. Türkiye kendi siyasetine sahiptir ve bunu anlatmak için gerektiğinde biraz kırıcı olmak zorunda kalabilir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim