1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Siyaset 'hizmet'ten mi ibarettir?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyaset 'hizmet'ten mi ibarettir?

A+A-

Başbakan seçim sonrası yaptığı ilk açıklamada Antalya sonucunu değerlendiriyor: "Antalya'ya şahsım olarak 28 kere gidişim hepsi hizmetlerin açılışı içindir. Elimizdeki hizmet paketlerinin açılışı içindir. Tarihinde görmediği hizmeti şu son altı buçuk yıl bizim dönemimizde görmüştür. Bütün bunlar bu dönemde bitmiştir. Yani demek ki bu kadar hizmet karşılık bulmuyor, bunu gördüm, bundan dolayı üzüntülüyüm."

Hükümet Antalya için yapılabilecekleri fazlasıyla yerine getirmiş ama sonunda bunun "karşılığını" görmemiştir.

Peki bu durumda seçim sonucundan nasıl bir ders çıkartmak gerekmektedir?

Şu değil herhalde: Antalya seçmeni böyledir, ne yaparsan yap gönlünü alamaz, kol kola giremezsin.

Demek ki, "hizmet" siyasetin varlık nedenlerinden birisi olmasına rağmen tamamı değil. Seçmenler hizmetlerine yol, köprü, havaalanı, tesisler vs sunulmasını tabii ki istiyor ve bundan memnun oluyorlar. Ama bu memnuniyet siyasi tercihler söz konusu olunca seçmenleri zorunlu olarak "beraber yürümek" ve "beraber ıslanmak" sonucuna ulaştırmıyor.

İyi ki de böyle aslında. Bir "hizmet yarışı"na dönüşmüş "siyaset"in tadı tuzu olur mu? Siyaset her şeyden önce "tanınma" (Türkçesiyle "adam yerine konma") mücadelesinin alanı değil mi? Ayrıca siyasetin bu "özniteliği"ni herkesten önce Başbakan bilmiyor mu?

Dolayısıyla Antalyalı seçmenler de "hizmetlere" mutlaka teşekkür etmiş ama sandık başına gittiklerinde kendilerince doğru bildikleri (doğru-yanlış orası önemli değil) siyasi yolu seçmişlerdir.

***

Seçim sonuçlarını gösteren Türkiye haritası önümüzde. Apaçık şekilde görünen o ki sahil illeri CHP diyor. Sahile paralel uzanan dağların hemen arkasında da MHP'nin çaba gösterdiği gözleniyor. "Deniz havası"nın AK Parti siyasetinden uzaklaştığı apaçık.

Demek ki, Montesquieu ustanın "kimlikler" ve "iklimler" arasında kurduğu bağı küçümsememek gerekir. "Deniz havası"nın "hizmet" rüzgârlarıyla kolaylıkla değişebileceğini ummaktan sakınmak gerekiyor. Taraf gazetesinin dün kullandığı şu başlık –fazla abartmamak şartıyla- yanlış değil sanki: "CHP ve MHP Batı'dan, DTP Doğu'dan AKP'yi kuşatıyor".

Tamam haritada sarıya boyanmış yöreler hâlâ çoğunlukta. Ama siyaset, hele de kendisini "bütün Türkiye'nin partisi" olarak ilan eden bir siyasi partinin siyaseti iç ve doğu Anadolu havasıyla "deniz havası"nı sadece "hizmet" değil "doğru siyaset" yoluyla buluşturmak değil midir?

***

Kimse inkâr etmesin; Seçim haritası Türkiye'nin bugün esas olarak üç bölgeye ayrıldığını gösteriyor. AK Parti, CHP ve DTP'nin hâkim olduğu bölgeler bunlar. Bu sınıflamaya MHP'yi katmıyorum, çünkü o –bana göre- AK Parti'nin demokratik değerlere ilişkin sergilediği mahçupluğun-çekingenliğin meyvelerini yiyerek büyüyor. Her tereddütlü adımın MHP'ye bir puan kazandırdığını söyleyebiliriz. Demek ki iktidar partisi söz konusu değerlere ilişkin ne kadar ciddi-tutarlı-ikna edici adımlar atarsa, MHP'nin soluğunu ensesinde daha az hissedecek, arayı o ölçüde açacaktır.

***

Başbakan'ın seçim sonrasında dile getirdiği gibi "kabinede revizyon"a gidilmesinin %39'un anlaşılması ve bu kayba çare bulunması yönünde hiçbir yararı olmayacaktır. Çünkü –söylediğimiz gibi- mesele bakanlıkların "hizmeti"ne ilişkin bir sorundan kaynaklanmamaktadır. Hükümet bir bütündür ve %39'dan alınacak ders de tek tek bakanlıkları değil doğrudan bu "bütünü" ilgilendirmektedir.

***

AK Parti'nin İzmir mitinginden dönerken sıra bana gelince Başbakan'a şu tespitimi ve şu soruyu yöneltmiştim:

"Gündoğdu'daki miting alanında toplananların sayısı bana zayıf göründü. Dolayısıyla İzmir'in size bu apaçık mesafeli duruşu ve bunun ortadan kaldırılması yönünde ne düşünüyorsunuz?"

Başbakan, sorumu İzmir'de durumun son derece iyi olduğunu açıklayarak cevaplamıştı. Başbakan'ın ortada bir problem görmediğini gözleyince, lafımın arkasını getirmekten vazgeçmiştim.

İzmir sonucunu görüyorsunuz…

MHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Müsavat Dervişoğlu, sonucu "Demek ki bu şehirde yaşayanların yüzde 90'lık bölümü hayatından memnunmuş" sözleriyle yorumluyor.

Oysa yakın zamanlarda neler yaşandığını hatırlayın: Dönemin (ve bugünün) Büyükşehir Belediye Başkanı –başka işi kalmamış gibi- İzmir'in suyunda yüksek oranda arsenik tespit etmiş ve bu keşifin arkasından bol miktarda dile getirilen "İzmir daha iyi bir hizmeti hak ediyor" temennisini işitmemiş miydik?

***

Gözleyebildiğim kadarıyla, 29 Mart seçimi kampanyalarında "fair play" ödülüne en layık adaylar İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve AK Parti adayı Taha Aksoy'du. Bu adaylar sayesinde bir şehrin yönetimine talip olurken özellikle Ankara'da şahit olduğumuz türden bir "mücadele"ye hiç de gerek olmadığını anladık. Kocaoğlu'nun ağzından "O bana oy versin ben de ona" açıklamasını bile duyduk.

Yeri gelmişken Kocaoğlu'nun son dakikaya kadar "Seçimi alacağımızı düşünüyoruz ama son söz seçmenin, bekleyip göreceğiz" mealindeki açıklamasını da iyi bir hatıra olarak bir yana kaydedelim. Bir başkan adayının seçimin sonucundan adı gibi emin olmasına rağmen seçmenlerine ilişkin bu sözleri sarf etmesinde şaşılacak bir yan yok aslında; ama burası Türkiye olduğu için memnuniyetimizi çok görmeyin… Seçmenin iradesine son dakikaya kadar saygı yani. Söz konusu iradenin bırakın üç ay öncesinden bir saat öncesine kadar bile "elde var bir" olmadığının kabulü. Herkese örnek olmalı., çünkü seçmen "magrûriyyet"ten hiç mi hiç hoşlanmaz. İyi ki de hoşlanmaz…

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT