Siyaset Ağası... Terör Ağası... Bu da Harem Ağası!

23.09.2009 04:02

Hasan Karakaya

Öncelikle Şamil Tayyar’a geçmiş olsun diyorum... Malûm, Şamil Tayyar, “Ergenekon Terör Örgütü” ile ilgili bir yazı yazmış, söz konusu yazısında “terör örgütü sanığı kişiler arasında geçen cinsel konuşmaları” yayınlamış, bu yazı “mahkeme” tarafından “özel hayatın gizliliğini faş etmek” olarak yorumlanmış ve “1 yıl 6 ay hapsine” hükmedilmişti!.. Ceza, 5 yıl süreyle ertelenmiş ertelenmesine ama ortada “daha vahim” bir durum var... Çünkü Şamil Tayyar, 5 yıl boyunca, “başka bir ceza” almamak durumunda...

Eğer alırsa, bu ceza da ötekine eklenecek... Yani, “erteleme” falan olmayacak!.. Hele hele “Ergenekon” diyemeyecek, “Ergenekon” yazamayacak, “ben onları iddianameden almıştım” savunması yapamayacak!..

Oysa, “hakim” de biliyor ki;

Mahkûmiyet getiren “özel hayat bilgileri”, Şamil’in uydurması değil. Kimseyi tarassuf altına almamış, telefon dinlememiş, özel hayatlara girip bilgi ve belge sızdırmamış.

Bütün bilgileri “Ergenekon iddianamesi”nden almış... O bilgiler de, “mahkeme kararıyla dinlenen” konuşmalardan elde edilmiş!..

Üstelik, kamu yararı gözetilerek elde edilmiş, “kamunun istifadesine açık” bilgiler bunlar.

BU CEZANIN ANLAMI NE?

Herhalde okumuşsunuzdur... Şamil Tayyar’a verilen bu mahkûmiyet, çeşitli şekillerde yorumlandı...

Bazı meslektaşlarımız, bu “ceza”nın Şamil’in şahsına değil, aslında iddianameyi hazırlayan “Ergenekon Savcıları”na verildiğini yazdılar...

Dediler ki;

“Şamil görünen o ki; yargı sisteminin kendi iç çatışmalarının kurbanı oldu.

Emekli generaller ile kimi muvazzaf subayların ve merkez medyanın anlı şanlı kabul ettiği kimi şahsiyetlerin, bu davada darbecilik iddiasıyla sanık olmasından duyulan rahatsızlık, bu kararla su üstüne çıkmış oldu.

Önce değiştirmek istediler, olmadı.

Sonra iddianameyi mahkûm ettiler.

Bu Şamil Tayyar’ın mahkûmiyet kararı değildir, Ergenekon savcılarının mahkûmiyet kararıdır.”

Bazıları da, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in “yandaş yargı” sözüne gönderme yapıp; “Şamil Tayyar’a ceza veren yargı, yandaş yargı mıdır?.. Yandaş yargı denilen böyle bir şey midir?” sorularını sordular!..

CAN DÜNDAR’INKİ DE ÖZEL HAYAT!

İşin garip tarafı;

Şamil Tayyar’ın “1 yıl 6 ay hapse mahkûm” olduğu günlerde, gazeteler “Can Dündar’ın bir kadınla öpüşmesi”ni, hem de “fotoğraf”larıyla faş ediyor, yani “özel hayatın gizliliğini ihlâl” ediyorlardı ama, hiç kimse “özel hayat” filân demiyor, tam aksine “Can Dündar’ın avukatlığı”na soyunuyordu!..

Meselâ Akşam’dan Serdar Akinan diyordu ki;

“Tanıdığım Genel Yayın Yönetmenlerini de bilirim.

Yıllardır bu camiadayım, gitmediğim gezi, katılmadığım sofra muhabbeti, o bu kalmadı...

Hepsi karısını aldatmıştır... Veya halen aldatmaktadır. Hem de bir koleksiyoner gibi...

Güçleri genç kızları çeker, iktidarları cezbedicidir.

Bugün medyada köşe tutan kadın yazarlarımızın kaçı şimdi, bir kısmı rahmetli olan, kudret sahibi yayın yönetmenlerinin yataklarından geçmemişti?

İlla kadın yazar olmak da gerekmez...

Mesai arkadaşlarıyla yatan, karısını ve kocasını meslektaşıyla aldatmayan kaç gazeteci var?”

Biliyorsunuz; Serdar Akinan’ın, Can Dündar’a sahip çıkmaya çalışırken “medyanın üst düzey yöneticileri”nin ve “kadın yazar”ların ipliğini pazara çıkaran bu yazısı, büyük “gürültü” kopardı...

Büyük bir “mahalle baskısı”na maruz kalan Akinan özür dilemek zorunda kaldı!.. Ama hem Can Dündar’ı, hem Serdar Akinan’ı savunanlar, yazmaya devam ettiler!

Meselâ, Pakize Suda... Habertürk’teki yazısında şunları yazdı Pakize Suda:

“Aslını okumadım ama, başka köşelerden öğrendiğime göre Serdar Akinan, Can Dündar’ı savunurken genel yayın müdürlerinin kadın yazarlarla yattığından, herkesin mesai arkadaşlarıyla karısını kocasını aldattığından falan söz etmiş.

Bizimkiler ayağa kalkmış.

Tıpkı meslektaşlarına bir lâf ettiğinizde Tabipler Odası’nın, Kapıcılar Derneği’nin ayağa kaltığı gibi.”

(..)

“Oysa (...) patronuyla, müdürüyle, mesai arkadaşıyla, ama aşık olduğu için, ama karşısındakinin konumundan yararlanmak için ilişkiye giren kadınlardan bizim sektörde de var. Yahut dışarıdan herhangi biriyle, karısını, kocasını aldatanlar...

‘Yok’ diyebilir miyiz arkadaşlar?

Peki o zaman üç kişi bir araya gelindiğinde neden kimin kiminle yattığından bahsediliyor habire?”

ONLAR YAPIYOR, BİZ YAZAMIYORUZ!

Bu “alıntı”ları yapmakla, aslında şunu söylemeye çalışıyorum:

Demek oluyor ki;

“Gazeteciler”in, “bürokratlar”ın, “milletvekilleri”nin veya “belediye başkanları”nın yaptıkları “kaçamak”(!)ları faş etmenin hiçbir sakıncası yok!..

Bunları yazabilir, fotoğraflarını gazete veya televizyonlarda boy boy yayınlayabilirsiniz!..

Bunlar, suç değil!..

Ama, “Ergenekon”a gelince!..

Cıssss!..

Çünkü, “Ergenekon Terör Örgütü sanıkları”nın aşna-fişnelerini, “porno”yu bile sollayan “cinsel sapıklık”larını, “zina” yaptıkları kadınlardan doğan “veled-i zina”larını yazarsanız, “suçun en büyüğü”nü işlemiş olursunuz!..

Düşünebiliyor musunuz;

Adamlar, sadece “kaçamak”la kalmayıp, “cinsel fantezileri”nin her türlüsünü yapacaklar, bunları “telefon”larda ballandıra ballandıra anlatacaklar ve hatta “günlük”lerine dakika dakika yazacaklar ama, bizler bu “sapıklık”ları yazamayacağız!..

Yazarsan, “suç” işlemiş olursun!..

Yani “yapmak” serbest!..

Yapılanı “yazmak” suç!..

Ohh, ne âlâ memleket!..

Şu hâle bakın;

Adam, yıllarca “duygusal”lığın, “sadık, özverili koca” rolünün ve “romantik isyankâr”lığın rantını yiyecek ama bu söylemlerine 180 derece zıt eyleminde “suçüstü” yapıldığında bunu yazmayacağız!..

Niye?..

Özel hayatın gizliliği!!!.

Arkadaş, “özel hayat” dediğin, “dört duvar” arasında olur!..

Kalkıp da; “park”ta, “sokak”ta, “tekne”de uluorta sevişmenin ne özel hayatı olur, ne de mahremiyeti!..

YARBAY, NE ZAMAN ASKERLİK YAPIYOR?

Bunları, Can Dündar’ı kastederek yazmıyorum... Hani, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diye bir söz vardır ya; Can Dündar’a söylemiş gibi olduğum bu sözler, aynı zamanda “tutuklu bir yarbay”a da göndermedir?..

Kim, o tutuklu yarbay?..

Kusura bakmayın, ismini veremiyorum...

“Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer”miş ya; Şamil Tayyar’a verilen cezayı gördükten sonra, ben de kendimi garantiye almaya mecbur kaldım!..

Öyle ya;

“Yandaş yargı”nın nerede ne yapacağı, nasıl karar vereceği hiç belli olmaz!..

Yalnız, şu kadarını söyleyeyim;

“Halen tutuklu” olan bu yarbayımız, aynı zamanda “halen görevinin başında”dır!..

Yani, “tutuklu” olmasına rağmen “görevine devam” etmektedir!..

Ne yalan söyleyeyim;

Aynı zamanda, “evli” olan “tutuklu yarbay”ımızın nasıl bir kabiliyeti, nasıl bir becerisi vardır ki; TSK, bu yarbayımızı, hâlâ niye bünyesinde barındırıyor diye düşünmedim değil!..

“Mahkeme kararıyla dinlenen konuşmalar”ından ve tuttuğu “günlük”lerden anlıyorum ki; meğer yarbayımız “çok kabiliyetli” biriymiş!..

“Eşine” hiç zaman ayırıyor mu bilmem ama, maşallahı var, adeta “güçlü ordu, güçlü Türkiye”nin sembolü!..

“Kadından kadına, evden eve, yataktan yatağa koşuyor!..”

“Bay” görünümlü “gay”lerle yaptığı “teleseks”i saymıyorum!..

Ama, yaşadığı “ilişki”leri, hangi kadınla hangi şekilde seviştiğini, hangisinden “çocuk sahibi” olduğunu, üstelik bir de bunları “günlük”lerine aktarması yok mu, inanın şaştım kaldım!..

Kendi kendime düşündüm;

Bu adam “kadından kadına” koşarken, “yataktan yatağa” gidip soyunurken, üstelik bunları “telefon”da anlatıp, bir de “günlüğüne” yazarken, acaba ne zaman “askerlik” yapıyor?..

KADINLARDAN OLUŞAN KOLEKSİYON!

Alın, “günlük”ten bir cümle:

“23 Eylül Cuma... 24, 25 Cumartesi...

Bu süre içinde ne Zeynep ile, ne de Hülya ile buluştum... Günlerimi Fatma ile geçirdim!..

Hafta sonu dağ evine çıkıp, bahçede çalıştık!.. (....)’de Gülizar ile görüştük.

Hülya, Çin’den aradı, pazar gecesi dönüyor!..

Seri, iyiydi!..

Seher aradı!.. Muhtemelen önümüzdeki günlerde onunla da Adapazarı’nda buluşacağız!..”

“Emine” ile telefon görüşmeleri, “Şerife” ile “çocuk benden mi, başkasından mı?” tartışmaları, “Selda” ve “Aynur” ile gizli gizli buluşmalar ve adları tesbit edilemeyen “X Bayan”lar ile birlikte olmalar!..

Görüyorsunuz ya;

Adam, kendisine bir “harem” kurmuş!..

Bir “Harem Ağası” ve “damızlık boğa” gibi bir o kadına gidiyor, bir bu kadına!..

“Fantezi”nin bini bi para!..

“Karısı”na ne zaman uğruyor, ne zaman “askerlik” yapıyor, ben anlayamadım!.. Adam, kadınlardan bir “koleksiyon” bulmuş, habire turluyor!..

“El”ini bilmem ama “bel”i çok kuvvetli olmalı ki; herhalde “damızlık boğa” olarak, hâlâ TSK bünyesinde!..

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Mardin Nusaybin’de “ağa”lardan şikâyet ediyordu... Evet, “siyaset ağaları”ndan ve de “terör ağaları”ndan!..

Ama, ne hikmettir bilinmez;

“Harem Ağaları”ndan hiç söz etmedi!..

Oysa; “ne zaman askerlik yaptığı” bilinmeyen Harem Ağaları”ndan da söz etmeli ve “kadın koleksiyoncusu yarbay”ımıza hiç olmazsa bir gönderme yapmalıydı!..

Ama, yapmadı...

Ne adını andı, ne yaptıklarını kınadı!..

İşin garibi; “Harem Ağası” gibi kadından kadına koşan “yarbay”ımızın adını ben de anamıyorum!..

Malûm ya;

“Özel hayat”ları faş etmek suç!!!

Onun, adeta “harem”ine attığı “kadınlarla yatması” suç değil, ama bizim bunları “yazmamız” suç!..

Gel de, Şamil’e hak verme!..

N’aapsın garibim?.. 5 yıl süreyle yoğurt üfleyecek!..

Elin gâvuruna kızmayalım!

“Dünkü yazı”yı kaleme alırken, böyle bir “araştırma”dan haberim yoktu. Adında “Türk” olan kuruluşların “ne kadar yerli” olduklarını sorgularken “mevcut uygulamaları” eleştirmiştim. Oysa, Hıristiyanlar, “Türkler geliyor” derken, aslında “Osmanlı”yı ve “Müslüman”ları kastediyordu!..

Dün, işte bunu yazmıştım ki, sabahleyin o “araştırma”nın haberi geldi... Malûm; Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Yağbasan, Almanya’nın Hamburg ve Magdeburg üniversitelerinde sosyal bilimler alanında eğitim gören 368 öğrenciye uyguladığı anketle, “Alman toplumunun kültürler arası iletişim bağlamında öteki imgesini algılayışı” konusunu sorgulayan bir araştırma yapmış!..

Doç. Yağbasan’ın vardığı sonuç şu: “Alman üniversiteli gençler, yabancılara olumlu yaklaşıyorlar. Ancak Türk ve Müslüman olmamak kaydıyla!.. Diğer bir anlatımla “Yabancı iyidir, Almanya’da yaşayabilir, onları benimserim... Tek şartım Türk ve Müslüman olmamalarıdır” yönünde düşünüyorlar.”

Bu sonuç üzerine, inanın ciddi ciddi düşündüm!..

“Acaba Türkiye’deki laikler mi Nazi’leşiyor, yoksa Almanya’daki Nazi’ler mi laikleşiyor?” diye sormaktan kendimi alamadım!..

Öyle değil mi?.. Türkiye’deki “laik”ler de aynısını düşünmüyor mu?..

Onlar da; “Yabancı iyidir, Türkiye’de yaşayabilir!.. Ama Müslüman olmamak ve başını örtmemek şartıyla” demiyorlar mı?!?..

“Yerli”ler dururken, “elin gâvuru”na niye kızıyoruz ki?..

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim