Siyasal İslam Prova mı? Bitti mi?

07.02.2011 00:07

Sibel Eraslan

Mısır’daki muhalif hareketlilik, gözleri yeniden Müslüman Kardeşler’e ve İslamcı Düşünce bağlamına çevirdi.

 Bizdeki yerli ve çeviri metinlerde çoğu kez “ılımlı İslam” şekliyle okumaya alışık olduğumuz son dönem “siyasal İslam” tartışmasını, “post-İslamizm” haliyle bir kere daha önümüzde bulduk. Ilımlı İslam ve İslamizm sonrası kavramları birbirini tam olarak karşılamasa da hafta içinde bu minvalde iki önemli yazı yazıldı; Nuray Mert ve gazetemiz yazarlarından Serdar Demirel tarafından... Görünen o ki; dünyanın geleceği hakkındaki sosyoloji bu masada epey konuşacağa benzer...

Her şeyden evvel; Tunus, Yemen, Mısır’daki hareketlilikleri, ortak benzerlikleri olsa da  birbirinden ayırarak tahlil etmez ve “Araplar” başlığında kotarmaya kalkarsak, hata edeceğimizi hatırlatarak başlamak isterim. İslamcılık, sadece Arap dünyasında etkin bir hareket değil... En önemli kavşaklarından birisi Osmanlı’nın son iki yüzyıllık kargaşası ve Türkiye olarak bize intikal etmiş, halen de seyreden yüzeyleriyle, diri, güncel, atak ve merhalelerden geçmiş bir siyasi düşünsel hareketle yüz yüzeyiz. Uzak Asya; Malezya, Endonezya, Filipinler, Hindistan ve Pakistan üzerinden seyreden hattı da eklemlediğinizde İslamcılık’ın halen en aktiv ve sarmallaşan, tek düze olmayan düşünce ve eylem hareketi olduğu açık... Buna Avrupa’daki göçmen ve göçmen olmayan İslami genç nüfus yapısını, Amerika ve Kanada’daki ihyacı ve entelektüel yapıları da eklediğinizde, sadece gezegenin bugününü değil, yarınını da okumak ve anlamak için “İslamcılık” konusuna, en azından yaklaşmak gerektiği aşikar...

Tarık Ramazan, İslami Yenilenmenin Kökenleri adlı kitabında, 19. asrın başından itibaren ortaya çıkan ihya ve İslahat temennili İslamcılık hareketini üç ana temel üzerinden inceler: Kur’an’a ve Sünnete sahih bir yaklaşımla, dönemin ihtiyaç ve sorularına uygun cevaplar arayan yorum kaygısı... Müslüman toplumlara, dış güçler ve yerli destekçileri aracılığıyla dikte ettirilmiş siyasi, ekonomik ve kültürel sömürgeciliğe karşı direniş... Osmanlı sonrası dağılan Ümmetin yeniden bütünlüğünü inşa edebilecek stratejileri oluşturabilmek... Bu bağlamda İslamcılık Düşüncesini; kaynaklar noktasında sahihlik, entiemperyalizm/ özgürlükçülük, ümmetçilik şeklinde üç temel nirengi noktasından anlayabilmek, mevcut önyargıları aşabilmemizde belki yardımcı olacaktır. Ama daha da enteresanı bu üç temel nirengi noktası aynı zamanda İslamcılık hareketi karşısında mevcut önyargıları kuvvetlendirecek neticelere de çıkartabilir okuyanlarını...

Ne olursa olsun, İslamcılık hareketi, eleştirel, tarihi ve an’a dair refleksleri barındıran, itirazcı ve ıslahat temennileri olan haliyle, donuk ve nostaljik bir tartışma değildir. Yaşayan dinamizmi, her haliyle Orta Doğu başta olmak üzere etkindir. Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki işgalleri, İsrail Meselesi ve ekonomik ve kültürel postkolonyalizm bu şekliyle devam ettiği sürece de yeniden aktive olmuş halleriyle hep karşımıza gelecek bir itiraz manivelasıdır...

Bazı gazetelerde Risale-i Nur hareketiyle İhvan hareketi arasında yapılan mukayeseleri de panoramik ve kolaycı bir ayrıştırma olarak okuduğumu söylemeliyim. Risale-i Nur ve Said-i Nursi, İslamcı Düşüncenin en önemli ve etkin kavşaklarından birisidir. Her ne kadar Said-i Nursi sonrası, soğuk savaş günlerine has anti-komünist genel söylem dönemi sözkonusu edilse bile, bizatihi Said-i Nursi, hayatı ve mücadelesi, imani ihya, antiemperyalizm ve hürriyet vurgusu, ümmet bilinci çerçevesinde değerlendirildiğinde, İslamcı Düşüncenin nirengi noktalarını içinde barındırır... Keza Milli Görüş Hareketi de antiemperyal siyaset vurgusu, hürriyetperver söylemi ve din / maneviyat talepleri bağlamında İslamcı Düşünce ekolü içinde değerlendirilmesi gereken bir yöntem tecrübesidir. Bunları niçin vurguladım? Bugün tartıştığımız siyasal İslam ve İslamcılık gibi konular, sadece Arapların meselesi değildir, bizi de ilgilendiren bir mevzudur demek için...

Mısır’daki son durum üzerinden, İhvan temsilcilerinin suskunluğundan yola çıkarak, İslamcılık bitti mi yoksa şeklindeki soruyu, aceleci bulduğumu söylemeliyim. Neredeyse yüz yıldan beri asılarak, kurşuna dizilerek, sürülerek, tutuklanarak engellenen, ağır bedeller ödeyen, düşüncesini canıyla tartmış bir hareketi, başarısızlık veya bitmekle değerlendirmek bizi rahatlatacaksa... O ayrı mesele. Minyeli Abdullah hakikaten Mısırlı mıydı diye sorarım ben de o zaman... Yazarı hâlâ hayatta ve İstanbul’dadır çünkü...

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim