Siyasal Hurafeyle Bank Asya Operasyonuna Yaklaşmak

05.02.2015 18:18
Siyasal Hurafeyle Bank Asya Operasyonuna Yaklaşmak
“Paralel yapı” ile mücadelede devlet-i ebed müddet yaklaşımını eksene alan paradigma dindarlara hitap eden yayın organlarında arz-ı endam ediyor.

HAKSÖZ HABER

Paralel yapılanmaya yönelik Bank Asya operasyonu piyasalara çok fazla etki etmese de siyasal ortamı hareketlendirdi. Her siyasal-sosyal çatışma ve gerilim dönemsel olarak belli şahısları öne çıkarır. Umumiyetle öne çıkan şahısların ortak özelliği yanında oldukları taraf ya da kişileri her ne pahasına olursa olsun savunmak gibi hastalıklı bir tutumu öne çıkarır. Zaten böylesi dönemlerde medya araçlarının cazibesiyle “şovmen” yorumcu sayısında da hızlı bir artış olur. Karşı tarafa sövüp sayma başarısı ile popülarite doğru orantılı gider. Bu da genel anlamda maalesef toplumsal ahlakta erozyonu artırmaktadır.

Şovmenlere bir de ideolojik ve siyasal açıdan çarpık bakışlar da ekleniyor. Örneğin Gülencilerle mücadeleyi yanlış tanım ve zeminlere oturtmak. Yeni Şafak gazetesi yazarı Cem Küçük örneğinde olduğu gibi her şey yüce, büyük kutsal devlet adına yapılıyor gerekçesi çok rahat bir şekilde dillendiriliyor. Üstelik devlet tapıcılığı, bir Müslüman açısından cahili kimlik yansıması olduğu bilindiği halde son derece nobran tarz ile fütursuz, pervasız bir şekilde dindarların yayın organlarında arz-ı endam ediyor. “Devlet-i ebed müddet için yaşamak” gibi saçma ve cahili inanış Paralelcilerle mücadelenin temeline oturtulmaya çalışılıyor. Arkasında güçlü ve derin (-hadi açık söyleyelim- MİT) birileri varmış havası bizi ilgilendirmiyor. Ama cahiliyenin kavramlarıyla, ideolojisiyle Müslüman toplumun siyasal-sosyal olay karşısında yönlendirilmesi, zehirlenmesi asla kabul edilemez. Uzun yıllar boyunca devlet-i ebed müddet adına hükümranlık sürmeye çalışanlara karşı direnen toplumsal kesimlerden bir ferdin çıkıp da hiçbir şey olmamış gibi devlet adına konuşmak gibi bir role soyunması fazlasıyla traji-komiktir.


Devlet-i ebed müddet’in Bank Asya operasyonu
Cem KÜÇÜK

Bu köşeden defalarca Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almış paralel örgütün bankasına hukukun gereği olarak devletin el koyacağını yazdım. Bu köşeyi düzenli takip edenler yazdığım hemen her şeyin er geç hayata geçeceğini bilir. Aynı şekilde paralel örgütün medya organlarına ve ticari işletmelerine de hukukun emrettiği şekilde el konacaktır. Gerçek bir demokratik hukuk devletinde suç örgütlerinin bankası medyası ve şirketleri olamaz. Suç örgütünün varlığı için Yargıtay kararı da gerekmez. Kırmızı Kitap esastır. Yargıtay’da cezası onanmadığı için dışarıda serbestçe gezen Sedat Peker’in bankasına el konsa liberal ve solcu yazarlar Sedat Peker’in yanında saf tutacaklar mıydı? Üstelik paralel suç örgütü basit bir mafya teşkilatından öte El Kaide tarzı, doğrudan devletin güvenliğine saldırmış bir terör örgütü hüviyetindedir. Fethullah Gülen liderliğindeki çete bir milli güvenlik meselesidir. Zaman-Samanyolu ya da Bugün-Kanaltürk’ün El Kaide’nin yayın organı Inspire’dan farkı yoktur. İngiltere’de, Avustralya’da Inspire dergisini USB olarak cebinde taşıyanlar bile cezaevine girdi. Kansas Başsavcısı bu dergi nüshasını yanında taşıyanlar şüpheli listemizdedir ve gereğini yaparız dedi. Inspire için Batı devletlerinde yapılanlar nasıl ki sonuna kadar meşruysa, Türk devletinin yaptıkları ve yapacakları da aynı şekilde meşrudur. 

Paralel örgütün medyası Fethullah Gülen›den gelen talimatla devletin örgüt bankasına el koymadığını ve korkutmak için polis gönderdiğini, hala Bank Asya’nın cemaatin elinde olduğunu söyleyecek kadar kafayı yemiş durumda. Zerre miktar izanları kalmadı artık. Bu aptalca söylemlerle kendi cemaatinin dağılmasını önlemeye çalışıyor Fethullah Gülen. Oysa deniz bitti artık. Hukuki limitler aşıldı ve hukukun emrettiği şekilde devlet paralel bankaya el koydu. Gülen çetesi Bank Asya’nın için boşaltmış ve hortumlamış. Zaten dünyadaki tüm suç örgütleri bankacılık işini bu kirli amaçlarla kullanır. Pablo Escobar örgütü de bu amaçla ABD’de finans şirketlerini ele geçirmeye kalkmış ama ABD buna izin vermemişti. Escobar ile intisaklı olduğu şüphesiyle 118 şirkete el koydu Amerikan devleti. ABD, Escobar konusunda haklıydı, biz de Gülen konusunda haklıyız. Gülen’in örgüt bankasında da binlerce sahte hesap açılmış. Şimdi bunların tek tek hesabı sorulacak.

Bu arada milli güvenliği tehdit eden bu suç örgütüne hala destek olmayı sürdüren kişiler var. Önce şunu belirteyim: Türk devletinin Bank Asya operasyonu ekonomiyi güçlendirecek bir adımdır. Paralel yapıya karşı devletinin yanında yer almış her işadamının devlet önünü açacaktır. CHP’li ve MHP’li işadamları da bu ülkenin öz evladıdır. Türk devletinin tek düşmanı paralel örgüttür. Gezi’ye katılan yurttaşlarımız dahil herkes kardeşimizdir. Ekonomiyi ve sermayedarları en çok tehdit eden de suç örgütleridir. Yüzlerce işadamı 2008-13 döneminde paralel yargı sopasıyla zorla Bank Asya ile iş yapmaya zorlandı.

Eğer AK Parti eleştirilecekse 5 yıl süren bu zorbalığa ses çıkaramadığı için eleştirilmelidir. Nedim Şener gibi onurlu kalemlerin AK Parti eleştirileri sonuna kadar meşru ve haklıdır. Fakat Mustafa Akyol gibi isimler çetenin ağına düşerek kendini bitirmiştir. Akyol beni sakın başkalarıyla karıştırma. Bazı dostların seni kurtarmak için beni arıyor ama sen kendini yok ettin. Benim bu köşede yazmaya başladığım ilk günden itibaren meselem AK Parti meselesi değildir. Benim meselem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası meselesidir. Ben devlet-i ebed müddet için savaşıyorum. AK Parti ile cemaat ilişkileri gayet iyiyken de ben bu suç örgütünün adını koydum ve ikinci yazımdan itibaren Türk devleti için tehdit olduğunu belirttim. O zaman kimi bakanlar bana –Abartıyorsun Hocaefendi ve cemaat devlete yararlıdır –diyordu. Şimdi benden bin kere özür diliyorlar. Nitekim paralel yapıya karşı Türk devletinin haklı mücadelesini savunan ama AK Parti’ye sert muhalif olan yazarlara ben bu köşede tek laf etmemişimdir. Hep o tür meşru muhalifleri savunmuşumdur.

 Aydın Doğan’dan da Türk devletinin tek isteği vardır. Devlete saldıran paralel örgüte destek mahiyetinde çalışan elemanlarını uyarması ya da uyarı yetmiyorsa gerekeni yapması. Türk devletinin Aydın Doğan’la asla bir sorunu yoktur. Bu kırmız çizgiyi çiğnemeyen Doğan’ın her türlü yatırımına tam destek verilir. Fakat bu son olayda Emin Çapa denen şaklaban kılıklı CNN yöneticisi paralel yapı tarafında saf tuttu. Ne tür ilişkilerle ikna edildi yakında kokusu çıkar ama Çapa’nın yaptığı kendi devletine ihanettir. Batık Kentbank mücrimi, şu an Doğan Medya’da yazan Uğur Gürses de aynı şekilde davranmıştır. Ahmet Hakan biraz akıllandı sanmıştım ve artık onu yazmıyordum ama son zamanlarda yine Ali Fuat Yılmazer’e yakın bağlantılarla görüşmeye başladı. Coşkun da paralel yularından kurtulamıyor. Oğlunun bile kör paralelci dediği Nazlı Ilıcak’a dair tek eleştiri bile yapamıyorlar. 

Yüzlerce yıllık geleneğe sahip Türk devletinin Vaka-yı Hayriye kadar önemli bir beka meselesini 14 yıllık AK Parti icraatı gibi kimse sunamaz. Bu bir devlet-i ebed müddet operasyonudur...

Twitter.com/cemkucuk55

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 4
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim