1. YAZARLAR

  2. Ekrem Dumanlı

  3. Sivil vesayetten yargıç diktatörlüğüne mi?
Ekrem Dumanlı

Ekrem Dumanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Sivil vesayetten yargıç diktatörlüğüne mi?

A+A-

Şu hale bakın; bir taraftan "sivil vesayet"i tartışıyoruz, öbür taraftan da "parti kapatma davası"nın yeniden açılıp açılmayacağını.

Bu nasıl bir sivil vesayetmiş ki her lahza kapatılmakla tehdit edilebiliyor? Bu nasıl bir "sivil dikta" tehlikesiymiş ki başının üzerinde mevhum bir giyotinle dolaşıyor? Bu nasıl bir "tek adam rejimine doğru" gidişmiş ki bir partinin genel başkanı haftanın neredeyse yedi günü medyadan "yüce divan" tehdidi alıyor ve bu tehdit altında iktidar sefasını(!) sürebiliyormuş?

Aslında "sivil vesayet" tartışması ile AK Parti'nin kapatılacağına dair dedikoduların çıkarılması arasında çok sıkı bir bağ bulunuyor. Sivil vesayet tartışmasını başlatanların amacı buydu demiyorum, zira bu işin başlangıç çizgisinde yargı diktatoryasına kaldırım taşı döşeyeceğine ihtimal vermediğim insanlar var. Ancak mesele, maalesef, bambaşka bir mecraya kaymıştır ve artık göstere göstere suistimal edilecek hale gelmiştir.

Bugün bazıları "sivil diktatörlük"ten bahsederken resmen savcılara suç duyurusunda bulunmanın histerik coşkusuyla hareket ediyor. Yani, "bu partiyi kapat; yoksa sivil vesayet bir kâbus gibi üzerimize çökecek" derken aslında tartışmanın sebeb-i hikmeti (!) maksad-ı nihayeye dönüşüyor. Bir yönüyle ihbarmış gibi sarf edilen sözler ve yazılar, diğer bir yönüyle de "kapatma davası klasörlerine" delil haline getiriliyor.

Hâl böyle olursa bu tartışmaya talihsiz bir şekilde bulaşmış bazı aydınlar tarih karşısında pişman olmaz mı? Hem de nasıl! Geride yedi cedlerini utandıracak anti-demokratik bir miras bırakmış olurlar çünkü. Sebebi de gayet açık: "Sivil diktatörlük" gibi bir evhamdan kaçarken, ülkeyi anti-demokratik zorbalığın bulunduğu Jüristokrasi (yargı diktatörlüğü) uçurumunun kenarına getirmiş olurlar.

Aynen öyle! Bundan önceki kapatma davalarının arkasında bazı asker zevât vardı ve yargıdan bir kısım militan kişiler hakkı hukuku bir kenara iterek kendilerine verilen emri yerine getirdi. Unutmamak gerekir ki, her kapatma davasının intikamını bizzat millet aldı. Son hesabı millet kesti. Bu arada en kutsal emanetlerden biri olan üniformanın altında siyaset yapanlar çalıştıkları kurumun itibarını sarstı. Kamu vicdanının son sığınağı sayılabilecek adalet mekanizmasını yerle bir eden bazı yargı mensupları ise sadece kendi mesleklerini bitirip tüketmiş olmadı; sandığın yeni partiler yoluyla da olsa tokadını ensesinde hissetti.

Parti kapatmayı artık tarihe gömmek gerekiyor! Bunu tartışıyor olmak bile çağdışı, ilkel ve utanılacak bir durum. Hangi parti olursa olsun durum budur. Ergenekon davasından dolayı bir partinin lideri uzun zamandır hapishanede; yargıdan tık yok. Olsun. Parti lideri ve kurmayları çetenin hesabını adalet karşısında versin; ama onların partisi bile kapatılmasın; çünkü partileri açan da kapatan da halkın bizzat kendisidir. Üç beş yargıç kafa kafaya vererek; üstelik kapalı kapılar arkasında emirlere uyarak parti kapatırsa bu milletin söyleyeceği son söze herkes hazır olmalı.

Bu ülke hiçbir diktatörlüğe artık boyun eğmez; eğemez de. Ne askerî darbe yapılabilir ne yargıç hegemonyası kabul edilebilir. Sivillerin demokratik çizgiyi aşmasından korkanlar varsa şuna itimat etmeliler ki bu millet iradesini hiçbir partiye ipotek etmez. Halkın demokratik şuuruna ve seçme zekâsına güvenmeyerek yeni ve kirli yollar arayanlar başka bir diktatörlüğün peşinde. Millet bu gerçeği saniye saniye takip ediyor; bu aynen böyle biline!

BALYOZ!

Taraf Gazetesi yine gazetecilik tarihine geçecek bir habere imza attı. 2003 yılında hazırlanan geniş kapsamlı bir darbe planını aşama aşama şerh ediyorlar. İçinde tüyler ürperten iddialar ve o iddiaların belgeleri var. Mesela, cuntacıların Fatih Camii'ni bombalama planını, plan çerçevesinde halkın sokağa dökülmesini, krokilerle ve eylem planında görev alacak asker kişilerin listesiyle anlatıyorlar. 2 9'u general 162 subayın görev aldığı söylenen darbe planlamasında ülkemizin savaşa sokulması bile düşünülmüş. İnsanın kanını donduran iddialar bunlar. Ancak hiçbiri "fasa fiso" değil; çünkü hiçbiri mesnetsiz, belgesiz değil. Sıkıyönetim ilan edebilmek için "Oraj Hava Harekât Planı" yapmak, Ege'de uluslararası bir kriz çıkarmak, gerekirse bir jetimizin düşmesini sağlamak... Allah akıl, fikir, izan, vicdan versin! İnsan kendi milletine, kendi ordusuna bunları yapar mı? Cuntacılık böyle bir şey demek ki! Gözlerini iktidar hırsı bürüyünce aklî denge ortadan kalkıyor. Sağduyu yerle bir oluyor... Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Yakın zamana kadar gizlice ve sinsice yapılan planlar tek tek gün yüzüne çıkıyor. Bazı güçleri rahatsız eden de bu: Şeffaflaşma süreci! Daha düne kadar psikolojik harekât yaparak ülkeyi kaosa sürükleyenler bugün istedikleri gibi halkı manipüle edemiyor. Bir oradan bir buradan gözükerek insanları birbirine düşüremeyenler; büyük bir çaresizlik yaşıyor. Çareyi demokratikleşmede göreceklerine, aslî görev çerçevelerine döneceklerine yargıya baskı yaparak AK Parti'yi kapattırmak, yürütülen çete ve cunta soruşturmalarını örtbas etmek, sırtındaki mukaddes üniformanın kıymetini bilmeyerek halkına karşı eylem planları hazırlayanlara yeni imkânlar sunabilmek için yargıyı kirli amaçlarına alet ediyorlar.

Belli ki cuntacılar panik yaşıyor. Suçüstü yakalananlar çareyi yargı ve medyadaki dostlarını yardıma çağırmakta buluyor. Yargı mensupları, en başta da Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya, elini vicdanına koyup doğru düşünmeli, tarih huzurunda nesiller boyu yanlış bir icraatla anılmaktan sakınmalı. Olay artık daha da netleşti. Cuntacılar, onların medyatik ve lojistik destekçileri, hukukun pençesinden kurtulabilmek için yargıya baskı yapıyor. Şayet bu baskılardan sonuç alınırsa ortada ne adalet kalır ne siyaset; ne ülkenin itibarı korunabilir ne birlik-beraberlik. Bu ülke dünyanın saygın demokrasilerinden biri olmaya, bölgesinde lider ülke rolü üstlenmeye giderken cuntacıların haris ve hasis planlarının kurbanı edilemez... Taraf, 5000 sayfalık darbe planını yazmaya yarın da devam edeceğini duyurdu. Böyle bir gerçeği kamuoyuna taşıdıkları için alkışı hak ediyorlar. Bundan sonrası herkese büyük sorumluluk yüklüyor. Gazeteciler, siyasetçiler, iş dünyası... Herkes cuntacılar ve onların uzantıları üzerine kafa yormak zorunda...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT