Sivil İtaatsizlik Üzerine Bir Analiz

13.04.2011 05:15
Sivil İtaatsizlik Üzerine Bir Analiz
Siyasal mücadele rakibi bir şekilde eksiltmeyi güder. Bu son derecede doğaldır. Sivil itaatsizlik, düşündürerek kazanmayı hedefler. Sivil itaatsizlik kavramı "Doğan görünümlü Şahin" olmasa iyi olmaz mı? Süleyman Seyfi Öğün’ün yorumu:

Sivil itaatsizlik mi? / Süleyman Seyfi Öğün

Bu coğrafyada, sırf işler görülsün diye geliştirilen çok tuhaf bir uyarlama kültürü mevcut.

Ortaya çıkan görüntüler ne kadar sakil olsa da; her işin kolayını bulan, en olmadık şeyleri, en umulmaz görüntülerin ardına saklayarak başarmak kültürüdür bu. "Doğan görünümlü Şahinlerin" seyr-ü seferde olduğu; kurtların kuzu, kuzuların kurt postuna büründüğü bir garip ülke burası. Kavramlarla ilişkilerimiz de böyle. Kavramları çoğu kez yüzeysel ve işimize geldiği bir biçimde kullanıyoruz. Bunun panzehiri elbette kavram titizliği altında kavram fetişizmi yapmak değildir. Ama kavram fetişizminden kaçmak adına, kavramları tanınmaz hale getirmeye hakkımız olmasa gerekir.

Türkiye'nin son on yılları kanlı çatışmalarla geçti. On binlerce insanın ölümü üzerinden Kürt sorunu, çok yanlış uygulamalar nedeniyle kronik bir sorun haline geldi. Ağız tadıyla bahar karşılayamaz olduk. Çünkü hemen herkes baharın gelmesiyle birlikte çatışmaların yoğunlaşacağını biliyor. Kanlı Nevruz gösterilerinin hemen ardından operasyonlar, pusular, faili meçhul cinayetler sökün ediyor. Gencecik insanlar ölüyor, ocaklar sönüyor... Bejan Matur'un suçlayıp aklamaksızın, yüceltip aşağılamaksızın ustalıklı bir dille kaleme aldığı son kitabı, bizi bu tablonun bilmediğimiz bir yüzüyle tanıştırıyor. Okudukça insanın içi sızlıyor. Matur, intikam hislerimizi denetim altına almaya davet ediyor bizi. Ancak o zaman kayıplarımızın ortak olduğunu anlayabilecek, intikam ateşini söndürdüğümüz nispette çözümden yana daha serinkanlı düşünebileceğiz.

Bu sene belki de ilk defa Nevruz, az olaylı geçti. Silahların suskunluğu sürüyor. Biliyoruz ki, en azından seçimlere kadar bu bahar havası sürecek. Sonrası karşılıklı atılacak yeni adımlara bağlı. Umarız böyle olur.

Bazı gelişmeler insanı her şeye rağmen ümitvâr kılmakta. 12 Eylül militarizminin, ağırlıklı olarak o bölgede, karşıt bir militarizm yaratmış olduğu artık açıkça ve çok taraflı olarak görülüyor. Uzun bir süre bu böyle algılanmamıştı. 12 Eylül ve sonrasında, özellikle de 1990'larda gelişen, bölgeyi kasıp kavuran resmî militarizm "güvenlik", "huzur" gibi tek yanlı bir bakışla meşrulaştırılırken; buna mukabil gelişen karşıt militarizmin "özgürleştirici" olduğuna inanıldı. Oysa "şiddet" sarmalında meşru ve geçici şiddet geliştirme ayrıcalığının olmadığını, olamayacağını artık aklı başında herkes algılıyor. Şiddet üzerinden "huzur" sağlanamayacağı gibi, "özgürlük" ve "barış" da elde edilemiyor. Yaşananlar, şiddetin ve şiddet üzerinden beslenen savaş lordlarının egemenliğini pekiştirmekten öteye gitmiyor.

Son Anayasa referandumunda bölgede gelişen ve her türlü engellemeye rağmen işitilen "sivil ses" şiddet sarmalında gelinen iş-bağ noktasını düşündürüyor. Yakın zamanlarda resmî görüşün yumuşaması ve kültürel açılımlarla sorunun çözümüne katkıda bulunma iradesi göstermesi yine şiddet sarmalından çıkma iradesinin varlığına yorulmalıdır. Elbette, bu çabaların sonuçları hemen alınmayacak. Ama sabretmek ve barışa şans vermek gerekiyor. Yapılması gereken öncelikli iş ise şiddetten arınmaktadır. Bu olmazsa olmaz bir koşul. İngiliz sömürgecilerin acımasız katliamları karşısında "Göze göz!" diye bağıran bir Hintliye Mahatma Gandhi, "İşte böyle diyerek birbirimizi kör etmiyor muyuz?" diye cevap veriyordu.

İşte tam da bu umutlu süreçler içinde "sivil itaatsizlik eylemleri" telaffuz edilmeye başladı. Bu, "şiddet kullanmayacağız", ya da "şiddeti bir yöntem olarak artık reddediyoruz" anlamına geliyor mu? Bundan emin olmak zor. Bir kere zamanlama açısından bu kavramı kullanmak anlamlı gözükmüyor. Önümüzde seçimler var. Mevcut seçim barajı elbette ki yumuşatılması ve aşağıya çekilmesi gereken bir sorun. Ama seçimleri boykot etmenin gerekçesi değil. Sivil itaatsizlik kavramının en başta gelen pratisyenlerinden olan Dr. Martin Luther King, bu yöntemin işlemesi için bütün yolların tam anlamıyla kapanmış olması gerektiğini söylüyordu. Seçim yolu, içerdiği barajın yüksek olması nedeniyle elbette ki tartışılabilir. Ama bu, sözü edilen yolun kapalı olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla, zamanlama açısından seçim öncesi bu kavramın telaffuz edilmesi doğru olmamıştır.

Öte yandan, sivil itaatsizlik kavramı, şiddetten topyekûn arınmayı içerir. Bu da şiddeti üreten her türlü yapıyla kesin ve açık olarak bağları koparmayı ve bu yapıları mahkûm etmeyi gerektirir. Bu konuda Mahatma Gandhi çok berrak şeyler yazmış ve söylemiştir. Gandhi, şiddete maruz kalmak ile onu üretmek arasındaki sınırın son derecede geçirgen olduğunu belirtir. Önemli olan şiddete maruz kalanların ne yaptığıdır. Mahatma Gandhi'nin akıl yürütmesi aşağı yukarı şöyledir: "Şiddeti önce kendimde bir intikam aracı olmaktan çıkartabilirsem, onu önlemiş olurum. Çünkü şiddet ancak benden beslenerek kendisini daha etkili olarak yeniden üretebilir. Eğer bu fırsatı vermezsem, orijinal kaynağına döndüğünde, şiddet daha az beslenmiş olacak; uygulayanların onu yeniden üretmesi, ilk kez olduğundaki kadar kolay olamayacaktır. Ben onu beslemediğim sürece şiddet gücünü kaybedecek; ikinci dalgada zayıflayacak; üçüncü, bilemediniz dördüncü dalgada sönüp gidecektir". Ancak bu çerçevede, sivil itaatsizlik eylemleri barışçıl eylemlere dönüşme şansı yakalayabilir. İkincil militarizmi saklı tutmak, onunla, birincil militarizmle olduğu gibi hesaplaşamamak; hatta ikincil, yani tepkisel olması sebebiyle onu örtük olarak sempatiyle karşılamak, sivil itaatsizlik eylemleri için uygun bir iklim değildir. Burada korkulur ki, "itaatsizlik" eylemi ile "tahrik" eylemi kolaylıkla birbirine karışacak ve son tahlilde yeniden şiddet kendisini meşrulaştırmış olacaktır.

Çok önemli bulduğum diğer bir husus, sivil itaatsizlik eylemlerinin bir bütünleşme ideali gütmesiyle alakalı olmasıdır. Bu sevgi bağı üzerinden sağlanabilecek bir idealdir. Farklılıkların vurgulanması bütünlüğü sağlamak ile eşlenmeksizin yürütülebilecek bir şey değildir. Mesela Dr. Martin Luther King, "Bir rüyam var..." diye başlayan ünlü konuşmasında siyahın haklarını savunurken, siyah ve beyaz arasındaki farkı reddeden ve onların birliğini ve bütünlüğünü savunan bir eksene oturuyordu. Yine Gandhi; Müslümanlar, Hindular, Sihler arasındaki birliği ve bütünlüğü ölüm riski pahasına savundu. Farklılıkları reddeden bir bütünleş(tir)me ne kadar kabalaştırmaysa; farklılıkları dayatmak ve bütünlüğü basit bir eşitleme sorunu olarak görmek de, o derecede bir kabalaştırmadır. İşte, yani sivil itaatsizlik eyleminin hesaba kattığı en mühim mesele de budur. İşte tam da bu yüzden Mahatma Gandhi, merhamet ve sevgi bağı üzerinde durur. Değilse farklılık meselesinin en zorunlu bütünleştirmeler kadar örseleyici olabileceğini düşünüyorum. Farklılık ancak kendisinden farklı olanı kazanmak, onunla bağ kurmak suretiyle kalıcı anlamda meşruiyet elde edebilir. Gandhi'nin ya da Dr. King'in insanlığa anlatmak istediği de buydu. Şiddet sarmalının en aşılmaz olduğu yerde, Güney Afrika'da bile Mandela'nın bu meseleyi dikkate alarak şiddeti minimize etmeye çalıştığını biliyoruz. Benzer olarak İzzetbegoviç şiddet sarmalı içindeki Bosna'da yandaşlarını aynı doğrultularda uyarıyordu.

Nihayet, sonuçları siyasal; daha ağırlıklı olarak hukuki olsa da bu yöntemin bir siyasal stratejinin ya da taktiğin konusu olmadığının çok açık olarak bilinmesi gerekir. Siyasal mücadele rakibi bir şekilde eksiltmeyi güder. Bu son derecede doğaldır. Sivil itaatsizlik, düşündürerek kazanmayı hedefler. Sivil itaatsizlik kavramı "Doğan görünümlü Şahin" olmasa iyi olmaz mı?

ZAMAN

  • Yorumlar 4
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim