Şivan Perwer, Tatlıses ve Kürt aydınları

20.03.2011 18:55

Rasim Ozan Kütahyalı

Bundan yaklaşık bir buçuk sene evvelki bir yazımda Mehmet Metiner, Ümit Fırat ve Muhsin Kızılkaya gibi Kürt aydınlarını eleştirmiştim. Bunun üzerine üçü de bana kırılmıştı. Ümit Fırat’ın öfke dolu mesajı, hem Metiner’in hem Kızılkaya’nın hışımla bana telefon edişi hâlâ aklımda...

Ben o yazıda olaya Türk tarafından bakmış ve Kürt meselesinin Türkler tarafından algılanması sorununa değinerek mealen şunu demiştim: Türklerin büyük çoğunluğu hâlâ “Öcalan realitesi” olgusunun farkında değil. Zannediyorlar ki Kürtlerin çoğunluğu “Öcalan ve PKK’dan korktuğu için” sesini çıkarmıyor ve örgütü destekliyor gibi görünüyor. İtiraf edelim ki biz Türklerin büyük çoğunluğu, bu ülkenin Kürtlerinin büyük çoğunluğunun Öcalan’la arasındaki manevi bağı hâlâ bilmiyor, görmüyor, anlamıyor ya da anlamak istemiyor, inkar etmek istiyor... PKK çizgisindeki siyasi partilere asla oy vermemiş, PKK’nın iç infazlarında akrabalarını kaybetmiş Kürtler için dahi durum böyle... Oysa Kızılkaya, Fırat, Metiner, Burkay gibi farklı siyasi ekollerden gelen PKK-karşıtı demokrat Kürt aydınları Türklerin PKK’ya ilişkin kendini kandırma sürecinde, Türkler açısından “kendini kandırma bahanesi” olarak işlev görüyorlar... Söylemek istediğim buydu, hâlâ da bugün öyle düşünüyorum fakat hatalı olduğum konu şuydu ki, bu durumdan ötürü bu aydınların bir sorumluluğu olamaz. Çünkü bu isimlerin gıyabında yaşanan algılar bunlar... Bütün bu ismi geçen demokrat Kürt aydınları Öcalan ve PKK hareketini ağır eleştirmekle beraber Kürt halkı nezdindeki “Öcalan realitesi”ni de açıkça ifade eden isimler...

Bugün ise bu bahsi geçen aydınların doğrudan Öcalan tehdidi altında olduğunu görüyoruz... PKK’nın yayın organları “Böyle bir tehdit yok. Bunları rant toplamak için bu yazarlar uyduruyor” diyor, iki gün önce Kanaltürk‘te yaptığımız Gündem Demokrasi programında 80 öncesinin İstanbul Dev-Genç Başkanı Celalettin Can da açıkça bunu söyleyince benim de şalterim attı...

18 Şubat avukat görüşmelerinde “Onlarla ilgili değerlendirmelerim olacak. Şivan Perwer, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu bunların isimlerini dahi ağzıma almak istemiyorum. Birileri bunlara ‘sus’ demelidir. Özellikle Muhsin Kızılkaya gibileri. Bu kişileri tamamıyla para ilişkileriyle kendilerine bağlamışlar” sözünü söyleyen bizzat Öcalan değil mi? Bu sözden sonra gerisinin ne önemi var... PKK’nın kimi alt örgütlerinin internet sitelerinde çıkan bu Kürt aydınlarını doğrudan tehdit eden ve hedef gösteren açıklamalara girmiyorum bile...

“Birileri bunlara ‘sus’ demelidir” ne demektir? Öcalan’ın bu sözünün “tehdit” anlamına gelmediğini söylemekle, Çetin Doğan’ın “Biz darbe planı yapmadık” demesinin arasında ne fark vardır? Dahası Öcalan’ın bu tehdidinden sonar Öcalan ya da KCK yürütme konseyi bütün şüpheleri bertaraf eden, ortamı rahatlatan bir açıklama yapabilirdi. Niçin yapmadı?

Bu aydınlara açıkça “Ya bize iltihak edin ya da susun” dendi.Bu hareketin içinden gelmiş,bu davada emeği çok olan Orhan Miroğlu’na karşı örgüt yayın organları OdaTV yöntemleriyle sistematik bir psikolojik savaşa girişti. Kürt diline ve edebiyatına bu kadar katkı yapmış Muhsin Kızılkaya “Kürt düşmanı“ ilan edildi. Zamanında HADEP Genel Başkan Yardımcılığı yapmış Mehmet Metiner’e “Biz o adamı tanımayız, basından biliriz” diyen Kandil yöneticileri oldu. Siz zamanında tanımadığınız adamı mı “Genel Başkan Yardımcısı” yaptınız, 1980’lerden itibaren Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı bir yazar “Tanımıyoruz” deyince hafızalardan silinmez. Tıpkı Öcalan’ın 18 Şubat’ta ifade ettiği açık tehditlerin “Yok öyle bir tehdit” dendiğinde ortadan kalkmayacağı gibi... Yaptığı darbe planlarının altındaki “ıslak imza”yı bile reddeden darbeci subaylarla ne kadar da paralel bir mantık, öyle değil mi? Trajik olan bir başka husus da seçimler yaklaştığı için PKK kanadından bir şeyler bekleyen kimi Türk solcularının bu açık rezaletlere sessiz kalması... Türkiye solu Kemalizmin Türk ve Kürt versiyonları arasında rehine olmaya mahkûm bir sol maalesef..

Öte yandan tüm Kürt okurlarıma sormak istediği bir soru var... Tatlıses’e yapılan alçak saldırı üzerine KCK bir bildiri yayınladı ve Tatlıses’e sahip çıktı. Şöyle deniyordu o bildiride:

“İbrahim Tatlıses Kürt halkının özgürlük davasına ve özgürlük hareketine hep saygılı davranmayı bilmiştir. Zarar vermemeye özen gösteren ve bir Kürtsever olan İbrahim Tatlıses, Kürt halkına katkılarından dolayı kendisine karşı davalar da açılmıştır.”

Peki, Kürt kimliğinin, kültürünün ve müziğinin evrenselleşmesini sağlamış Şivan Perwer’e şöyle bir bildiriyi bile KCK’nın reva görmemesi adalete ve vicdana uygun mudur Kürt dostlarım? Kürt halkının özgürlük davasına Perwer’in katkısı yok! Tatlıses’in çok!! Perwer’e bu konuda hiç dava da açılmadı, ülkeden sürülmedi, Kürt kimliğine sahip çıktığı için zulüm görmedi!! Perwer “Kürtsever” değil, Miroğlu hiç değil. İkisi de “Türk ajanı”... Zaten İsmail Beşikçi bir “Türk”, Kızılkaya “Kürt düşmanı”, Metiner “Hain”...

Ayıptır, günahtır... İkbal beklentisiyle örgüte yalakalık yapan Türk solcuları mı, yoksa risk alan, tehdit gören bu aydınlar mı daha onurlu tutum sergiliyor? Herkese soruyorum...

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim