Sıra Cumhurbaşkanı Gül’ün tanıklığında...

11.12.2009 14:23

Alper Görmüş

Darbe Günlükleri’nin üç kuvvet komutanı savcılara “şüpheli” olarak ifade verip ardından serbest bırakılınca, ortalığı tuhaf bir iddia kapladı: Böylece ikinci Ergenekon iddianamesi çökmüştü! Salı günü bu iddialara cevap vermiş, yazının bir yerinde de bugünkü yazımın konusunun ne olacağını söylemiştim:

“Komutanların serbest bırakılmaları, soruşturmanın bir davayla sonuçlanacağına olan inancımda hiçbir eksilmeye yol açmadı. Soruşturma sürecek, dava açılacak... Elde çok delil, çok ikrar ve çok tanıklık var... Cuma günkü yazımda bunları derli toplu bir biçimde bir kez daha hatırlatacağım.”

Fakat bu yazıyı yazmaya başlamadan önce gerçekleştirdiğim “hatırlama okuması” sırasında fark ettiğim bir şey, yazının “delil, ikrar ve tanıklık”larla sınırlı olmaması gerektiğini gösterdi bana. Çünkü bir kez daha gördüm ki, gerek Darbe Günlükleri’ne, gerekse de benim “hakaret ve iftira” suçlamasından yargılandığım davaya ilişkin pek çok yanlış bilgi ve algılama var ortalıkta (ki, bunlar, bugün olan bitenin doğru bir biçimde anlaşılmasını da engelliyor). Öte yandan, savcıların şu anda sürdürdüğü “Sarıkız darbe girişimi soruşturması”nda, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere sırasını bekleyen kaçınılmaz tanıklıklar var, onları da hatırlamak gerekiyor.

En iyisi kronolojik gitmek... Gelin, süreci üç döneme ayırarak konuya ilişkin bütün bilgileri toparlayalım. Ardından da bundan sonra n’olmak ihtimali var, ona bakalım...



Birinci dönem: Nokta’nın yayını ve sonrası


Kapakta “Hayret verici ayrıntılarıyla Sarıkız ve Ayışığı: 2004’te iki darbe atlatmışız” spotunu kullanmıştık ama doğrusu içim pek rahat değildi. Çünkü üst başlıkta da “Emekli Oramiral Özden Örnek’in günlükleri Nokta’da” demiştik ve derginin kapağı bu haliyle, Örnek’in günlüklerinde her iki darbeyi de aynı ya da birbirine yakın ayrıntı düzeyinde anlattığı gibi bir algıya açıktı.

Oysa Darbe Günlükleri hakikatte “Sarıkız Darbesi Günlükleri”ydi. Dört kuvvet komutanının planladığı bu girişim çeşitli nedenlerle rafa kaldırıldıktan sonra Şener Eruygur, İbrahim Fırtına’nın da desteğiyle Ayışığı (sonraki aşamaları Yakamoz ve Eldiven) darbe girişimini planlamaya başlamıştı. Bu faaliyet, Darbe Günlükleri’nde sadece bir paragrafla geçiyordu.

Ben, olası bir kargaşaya imkân vermemek için, Darbe Günlükleri sayısının ilk sayfalarında “Sarıkız ne, Ayışığı ne?” başlıklı bir yazı yazıp, Ayışığı darbe girişiminin slaytlarının Darbe Günlükleri’nde bulunmadığını, Ayışığı’yla ilgili bilgi ve belgelerin Günlükler’le karıştırılmaması gerektiğini belirttim.

Fakat buna rağmen sonuç felaketti. Gazeteler ve televizyonlar, haberimize gayet sınırlı bir ilgi gösterdikleri yetmezmiş gibi Ayışığı’nı Günlükler’in bir parçası gibi sundular. Bir sonraki sayıya yazdığım “insaf artık” yazısında bu feryadı hatırlatıp, “Durum daha hangi açıklıkla anlatılabilirdi” diye sordum ama iş işten geçmişti. O algı ne yazık ki bugün hâlâ etkisini sürdürüyor.


Nokta
’nın 29 Mart’ta (2007) piyasaya çıkmasından dokuz gün sonra, 7 Nisan 2007’de Milliyet, “Biz önceden biliyorduk” manşetiyle çıktı. O zaman Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, Hasan Cemal’e verdiği mülakatta, Nokta’nın kapak haberiyle ilgili olarak şöyle diyordu:

“İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri biliyoruz. Basında çıkmadan önce biliyorduk. Bunlar, devlette bilmesi gereken yerlere bildirilmiştir. Bilmesi gerekenlerin bilgisi vardır. Zaten savcılar da gereğini yaparlar.”

Aynı gün Hürriyet’te Enis Berberoğlu da şöyle yazdı: “Darbe günlüklerinin medyaya yansıdığı günlerde hükümetin çok önemli bir ismiyle sohbet ettik. ‘Yazılanların hepsi doğru’ dedi.”

Berberoğlu daha sonra bu ismin dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olduğunu açıkladı.

Bunlar ortadayken, “Sarıkız darbe girişimi soruşturması”nı yürüten savcıların Cumhurbaşkanı Gül’ün tanıklığına başvurmaması sanırım düşünülemez. Keza, başta Bülent Arınç olmak üzere, o döneme ilişkin benzer beyanatlar veren hükümet üyeleri de herhalde dinlenecektir.



İkinci dönem: “Hakaret ve iftira davası” süreci


Abdullah Gül gibi Başbakan Erdoğan da “Herhalde savcılar gereğini yapacaktır” demesine rağmen hiçbir Cumhuriyet savcısı harekete geçmedi. Savcılıklara yapılan suç duyuruları da “görevsizlik” kanaatiyle Genelkurmay Askerî Savcılığı’na gönderildi.

Bütün bu suç duyuruları Askerî Savcılık’ta eridi, çünkü Genelkurmay Başkanı Büyükanıt “Günlükleri aradık, bulamadık” diyerek soruşturma açılmasına izin vermedi.

Bunun üzerine ben ve avukatlarım, benim yargılandığım davayı darbe girişimlerinin tartışıldığı bir platforma çevirmenin gayreti içine girmeye karar verdik. Bu amaçla, Abdullah Gül’ün, Hilmi Özkök’ün ve bazı gazetecilerin tanık olarak dinlenmesini istedik. Fakat mahkeme hâkimi bu taleplerimizi reddetti.

O sıralarda gazetelerde, günlüklerin Deniz Kuvvetleri bilgisayarından edinildiğini gösteren bir teknik rapora dair haberler çıkmıştı. Hâkim, bu raporun savcılıktan istenmesi yönündeki talebimizi de reddetti. Keza, mahkeme, dosyaya koyduğumuz Darbe Günlükleri’nin dijital kopyasının incelenmesine de gerek görmemişti.

Daha da ilginci şuydu: Örnek’in avukatı Dinçer Eskiyerli, kararlardan önce görüşü sorulduğunda, gerek teknik raporun savcılıktan istenmesine, gerekse de mahkeme dosyasındaki DVD’nin incelenmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Gerekçesi daha da ilginçti: Yasadışı yollarla ele geçirilmiş bir belge delil olarak kabul edilemezdi.

Oysa söz konusu metin delil olarak falan mahkemede değildi. Ben, “sahte” bir metni bir kişiye atfen yayımlamakla ve böylece ona “iftira” atmakla suçlanıyordum. Bu durumda, sahte olmadığını, gerçek olduğunu kanıtlamaya çalışmak benim hakkım değil miydi?

Neticede hâkim beni beraat ettirdi. Beraat gerekçesini “sanık gazetecilik görevini yapmıştır”a bağladı ve söz konusu dönemde darbe girişimlerinin olup olmadığının ya da yayımlanan günlüklerin gerçek olup olmadığının bu davanın konusunu oluşturmadığını açıkladı. Duruşma savcısı ise günlüklerdeki iddiaların “görünür gerçekle” uyuştuğu, darbe iddialarının gerçek olma ihtimalinin bulunduğu görüşünü dile getirdi ve sonraki günlerde “sanığa ispat hakkı tanınmalıdır” diyerek kararı temyiz etti.

Mahkeme safahatını kapatmadan önce ilginç iki noktayı daha belirteyim: Özden Örnek, başlangıçtan bugüne kadar hep “ben günlük tutmadım” dedi. Fakat sonradan ortaya çıktı ki, Deniz Harp Okulu öğrencilerinin çıkardığı aylık Pusula dergisinin Mart 2004 sayısındaki söyleşisinde öğrencilere günlük tutmalarını tavsiye etmiş, kendisinin de tuttuğunu anlatmıştı.

Şu da anlamlıdır sanırım: Özden Örnek mahkemeyi kaybettikten hemen sonra bu kez de hakkımda tazminat davası açtı. Fakat dava, takip edilmediği için düşürüldü.



Üçüncü dönem: Dava sonrası


Biliyorsunuz, bir zamanlar “plan yapmak suç değildir, tanklar yürütülmemişse suç oluşmamıştır” lobisi vardı. Savcıların komutanların ifadesini almasıyla bu tez çöktü. Şimdi “yasal olmayan yollardan elde edilmiş belgeler delil sayılmaz, dolayısıyla Darbe Günlükleri de delil değildir” üzerine çalışılıyor.

Bana mektup gönderen iki hukukçu, bu iddianın çok su götürür olduğu kanaatinde... Bir gün onların tezlerinden söz ederim size... Fakat diyelim ki öyledir... İyi de, söz konusu olan “Günlükler sahih mi” sorusunun cevabını arayan bir soruşturma değil ki, “o dönemde darbe girişimleri oldu mu” sorusunun cevabını arayan bir soruşturmadan söz ediyoruz. Diyelim ki Darbe Günlükleri delil olarak kullanılamaz, peki öbür iddialar, tanıklıklar, ikrarlar ne olacak?

Bunlardan ikisini; Hilmi Özkök ve Hurşit Tolon’un, Darbe Günlükleri’nin en önemli bölümü olan 3 Aralık 2003’teki “muhtıra toplantısı”nı doğrulayan beyanlarını (bakınız, 4 aralık tarihli yazım) daha önce anlatmıştım.

O dönemi yaşayan ve “bir sürü tuhaflığa” şahit olduklarını söyleyen gazeteciler var. O gazetecilere New York’ta “Bekleyin, bu gece ordu muhtıra verecek” diyen hukuk profesörü var... Ve tabii yukarıda hatırlattığım “kaçınılmaz tanıklıklar” var.

Benim tahminim şöyle: Soruşturma sürecek, savcılar mutlaka Cumhurbaşkanı Gül’ün tanıklığına başvuracak (ve başka tanıklıklara) ve dava açılacak. Bunun Ergenekon davasıyla bir ilgisi olmayacak, fakat Ergenekon davasında yargılanan Şener Eruygur, Sarıkız darbe girişiminin en şahin generali olarak bu davanın da önemli figürlerinden biri olacak.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim