Sionist İsrail, Keşke, O Özrü Dilemeseydi!

24.03.2013 06:56
Sionist İsrail, Keşke, O Özrü Dilemeseydi!
Selahaddin E. Çakırgil, Siyonist İsrail'in Mavi Marmara saldırısından dolayı Türkiye'den özür dilemesini değerlendiriyor.

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Sionist İsrail, Keşke, O Özrü Dilemeseydi!

Aralık-2008 başında, sionist İsrail rejiminin Gazze’ye yönelik olarak  ‘Dökme Kurşun’ adıyla başlattığı, hattâ kullanılması yasak olan fosfor bombaları gibi silahların bile denendiği ve yüzlerce çocuk, kadın ve savunmasız sivil insanın can verdiği saldırıdan iki ay kadar sonra..

Bu barbarca saldırıya olan kızgınlığını Tayyîb Erdoğan, 3 Şubat-2009’da, İsviçre- Davos’daki uluslararası toplantıda İsrail C.Başkanı Şimon Peres’e hitaben yaptığı ve bütün dünyada, ‘One minute’ diye bilinen, ama, özellikle de bütün müslüman toplumları büyük sevinçlere garkeden konuşmasını yapıyor ve ipler daha bir geriliyordu.

Bu gelişmelerden 15 ay kadar sonra ise, Mavi Marmara Saldırısı yaşanıyordu.

Küçücük bir toprak parçasına, ağır bir abluka ile sıkıştırılmış, 2 milyon kadar Filistinli müslümanın hayatta kalmak mücadelesine, direnişine yardımcı olmak,  ‘Gazze Ablukası’nı kırmak üzere, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının ortak kararıyla ve 6 gemi ile harekete geçen bir yardım konvoyunun kaptan gemisi durumundaki M. Marmara’ya, 31 Mayıs/ 1 Haziran 2010 gecesi ve fiilen İsrail karasuları sayılan bölgeden 70 deniz mili, (yaklaşık 110 km.) uzakta, -yani hiç bir ülkenin hâkimiyetinde olmayan, dolayısiyle hiç kimseden izin alınmasını gerektirmeyen- uluslararsı sularda, açık denizde sionist İsrail rejimince, yapılan bir baskınla, ellerinde silah olmayan sivil direniş eylemcilerinden 9 insanı katlediliyordu, alçakça..

Bu 9 kişinin hepsi de, Anadolu müslümanlarından kimselerdi.

‘Mavi Marmara’  cinayeti karşısındaki tepkiler farklıydı, tabiatiyle..

Başta Amerikan emperyalizmi ve müttefikleri için, her şeyden önce İsrail’in varlığına yönelik tehdidler önemliydi. Bu bakımdan, sionist İsrail rejiminin o cinayetine göz yumulacağı bekleniyordu..

Nitekim,  bazı cemaat liderler, hattâ, o geminin, ‘otoriteden izin almaksızın hareket ettiği’ni söyleyerek, yanlış yapıldığını anlatmaya çalışıyorlardı. Bunu söyleyen kimseler, uluslararası sularda hiç bir otoriteden izin alınmasına gerek olmadığını bilmezlikten geliyorlardı.

O sırada, Güney Amerika ülkelerinde gezide olan Tayyîb Erdoğan’ın  tepkisinin nasıl olacağı merak ediliyordu. O ise, ülkeye döndüğünde, kesin bir ifadeyle, ‘İsrail rejiminin özür dilemesini ve hadisenin kurbanlarının ailelerine tazminat ödenmesi’ şartını belirtip, bu yapılıncaya kadar, İsrail ile Türkiye arasındaki bütün askerî andlaşma ve anlaşmaların askıya alındığını açıklıyordu.

Bu arada, İsrail rejimi, dönemin İsrail Dışbakanı Avigdor Lieberman’ın ağzından, ‘öyle bir hadisenin meydana gelmesinden üzüntü duyulmakla birlikte, Türkiye’den asla özür dilenilmiyeceğini ve İsrail’in kendisini savunduğunu’ dile getiriyordu; her ne yaparsa yapsın, arkasında, başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, kendisine hep göz yumacaklarının garantisini veren NATO dünyası ve uluslararası diğer güçlerin desteğinin olduğunu hissederek..

*

Türkiye, Batı’ya bağımlılık siyasetini hep kabullenmeye mahkûm mu?

Halbuki, Türkiye de, NATO üyesi idi ve NATO üyesi olmadığı halde, NATO’nun -dolayısiyle Birleşik Amerika’nın-, üzerine en fazla titrediği rejimin İsrail olduğundan haberdardı, elbette.. 

Ama, Amerika da NATO üyesi bir ülke olan Türkiye’nin, İsrail ile münasebetlerinin böylesine soğuk bir şekle bürünmesini istemiyordu.

Bunun için de, Obama Amerikası, münasebetlerini normalleştirmeleri yönünde iki tarafa da tavsiye veya baskı yapıyordu, ama bunlar netice vermiyordu. Çünkü, Erdoğan, açıkça özür dilenmesini ve tazminat ödenmesini şart koşuyor, ‘üzüntü duyulduğu’ ifadesinin kabul edilemiyeceğini ısrarla belirtiyor ve sadece iç siyasette değil, diplomaside de, son 10 yıl boyunca, görüşlerini dobra dobra dile getirmekle ve söylediği sözden kolayca geri adım atmamakla bilinen bir uslûb geliştirmekle biliniyor ve hattâ, Rusya lideri Putin’e, Aralık-2012 başındaki görüşmesinde, ‘Şanghay Beşlisi’ denilen gruba alınmaları halinde, AB’ye elvedâ diyebileceklerini söyleyebiliyor ve bu husus, Osmanlı’nın son 100 yılı ile T.C. döneminin baştan sona bütün dışsiyasetinin genel çerçevesini oluşturan Batı bağımlısı çizgiden kopulabileceği korkusunu uyandırıyor ve bu durum, Amerikan çevrelerince de not ediliyordu. 

*

İsrail rejiminin ise, Amerika’daki Başkanlık seçimlerinde bir değişiklik olabileceği temennilerine ve ihtimaline ağırlık vererek, bu diplomatik manevraları uzatmaya ve yeni Başkan işbaşı yapıncaya kadar zaman kazanmaya çalıştığı görülüyordu.

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim