Sınırlı ömre sınırsız özgürlük mü?

09.03.2010 12:03

Müslim Coşkun

Son yıllarda sıkça telaffuz ettiğimiz, kurtuluşumuzun onu elde edince mümkün olacağına inandığımız ya da inandırıldığımız büyülü bir kavram olan özgürlüğün Batıdan ambalajlanarak bize gönderildiği günden beri hayatımızda neler değişti, toplum olarak bu kavram uğruna neleri feda ettiğimiz, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Özgürlük şarkıları söyleyerek yola çıkanlar, yasakçı ve baskıcı yüzlerini ortaya koydular. İçerik olarak özgürlüğü, bizi ifade eden, bize ait bir kavram olarak görmemek gerekir. İçi doldurulmamış bir kavram olarak özgürlük, Müslümanların son dönemde birinci gündem maddesi oldu. Öyle ki, Allah'ın emirlerine uyma noktasında eksikliğimizin mazereti olarak özgür olmadığımızı ileri sürer olduk. Mesela başörtüsü yasağını eleştirenler, serbestlik isteyenler eskiden bunun Allah'ın bir emri olduğu için savunurlardı. Şimdi bu unutuldu, sadece özgürlüğün bir parçası olarak savunuluyor. Birçok alanda da aynı tavrı görmekteyiz. Kendi kavramlarımızı terk ederek batıdan devşirme kavramlarla kendimize bir alan açamayız. Uzun süredir gündemimizde yer alan özgürlük kavramı, bize yansıması hep olumsuz manada oldu. Özgürlüğün tezahürü ahlak ve maneviyatı bozulmuş, toplumu ayakta tutan değer yargılarının tahrip eden bir anlayış olarak ortaya çıktı. Özgürlük, olması gereken işleviyle değil de tamamen farklı amaçlarla kullanıldı. Müslüman camia, "Önce ahlak ve maneviyat" derken şimdi ise "önce özgürlük" diyor. Sonuçta özgürleştiğimiz oranda, bize ait değerleri birer ikişer geride bırakıyoruz. Toplum olarak başka şeye dönüşüyoruz.

Birkaç gün önce tramvayda yolculuk ederken şahit olduğum bir olay, toplumsal yapının nasıl bir tahribatla karşı karşıya olduğunu ortaya koyar nitelikteydi. Olay şu: Yaşları yirmi-yirmi beş arasında olan ve muhtemelen üniversiteye giden dört genç kız, karşılıklı oturdukları koltuklarda ara boşluğa üst üste koydukları çantalarıyla bir oyun masasına çevirerek üzerinde, etraftakilerin şaşkın bakışları arasında oyun kâğıtlarıyla oyun oynuyorlar. Hiç kimseye aldırış etmeden, kahkahalar eşliğinde bir oyun salonundaymış gibi rahat hareket ediyorlar. Etrafta homurdanmalar oluyor ama kimse bu gençlere yaptıkları yanlışı söyleme cesaretini kendinde bulamıyor. Gençler aralarında yaptıkları konuşmalarda tramvayda oyun oynayarak özgürlüğün tadını çıkardıklarını söylüyorlar. Gençlerin bu tavrına bakarak, özgürlüğün sınırsız kullanılması halinde Müslüman toplumlarda neye dönüştüğünü görmek açısından oldukça manidardır. Batı kökenli bir kelime olan özgürlük, Müslüman toplumlara sirayet ederek patolojik bir hal alması, bir toplumsal paranoyaya dönüşmesine sebep olmuştur. Batıda özgürlük kavramının yansıması aşırı bir bireysellik olarak ortaya çıktı. İnsanlar özgürleştikçe bireyselleşirler. Bireyselleşen insanlar yalnızlaşırlar, kendilerine hiç kimsenin içinde olmadığı bir dünya kurarlar. Kurulan bu dünyada, toplumda var olan, insanları bir arada tutan kurallar dışarıda kalıyor. Böylece birey, toplumda geçerli olan kuralları ihlal edecek her yolu dener. Bu duruma tramvayda kâğıt oyunu oynayan gençler tipik bir örnektir. Sonuçta özgürlüğün sınırlarını zorlayan insanlar, mutlu olamıyorlar, daha bitkin daha yorgun düşüyor. Her keşfedilen alan, yeni bir alana zemin teşkil ediyor. Modern insan kendine bir sınır çizmediği için yetinme duygusundan yoksun oluyor.

Bizim gibi halkı Müslüman olan ülkelerde bireylerin hakları ve ödevleri vardır. Batı toplumundan farklı olarak kendimize çizdiğimiz bir sınır vardır. Toplum yapısını sağlıklı kılan ve milleti geleceğe taşıyan da budur. Aşırılığa kaçmadan ortalama bir hayatı tutturma bizi millet olarak her zaman korumuştur. Ama son yıllarda toplumda yaşanan değişim bu ahengin bozulduğunu ortaya koyuyor. Batı hayat tarzının benimsenmesiyle birlikte Türk toplumunda ümmet olma bilinci zayıflatıldı. Bireysel özgürlüğün özendirilmesi, mutlak ulaşılması gereken bir hedef olarak insanların önüne konulması toplumsal arızaları meydana çıkarıyor.

Türkiye gibi, halen İslam kültürü içinde yer almaya devam eden ülkelerde özgürlüğün sınırlarını zorlamaya kalkışmak, bir krize davetiye çıkarıyor. Toplumda ortaya çıkan ahlaki zaaflar, insanların yüzünü kızartan fiiller bir toplumsal sorun olarak kendisini gösteriyor. Geçmişte toplum tarafından yadırganan, ayıp olarak karşılanan eylemlerin şimdi normal bir olaymış gibi algılanması, kanıksanması bir şeylerin yolunda gitmediğini, bu anlayışla devam edersek toplumun sağlam direği olan aileyi ayakta tutmanın zor olacağını görmemek için kör olmak gerekir. Sınırları belirlenmemiş bir özgürlük, bizim için mayınlı tarla hükmündedir.

MİLLİ GAZETE

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim