1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Sınırda üç hakikat
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Sınırda üç hakikat

A+A-

Seksen sekiz yıllık Türkiye Cumhuriyeti yeni bir yıla daha elleri kanlı giriyor. Lâfı dolandırmaya ne hacet; bu kanı devlet akıttı ve bu kan halkın kanı… Sınırdaki katliamda birçoğu çocuk, yirmi dokuzu aynı aileden toplam otuz beş insan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerlerine bomba yağdırması sonucu öldü.

Uludere’ye bağlı Ortasu Köyü’nün kaçakçılıkla geçinen ailelerinin kuşaklar boyunca hatırlayacağı, oğulları sigara yüklü katırların önünde eve dönerken can veren annelerin boğazlarında bir yumruk gibi kendi mezarlarına taşıyacağı çıplak gerçek bu. Katliamı önceki gece duymalarına rağmen on iki saat boyunca “çıt” çıkarmayan ve haberi artık gizleyemedikleri bir aşamada da ayrıntısına girmeyip, dün akşamki ana programlarını “Avrupa Birliği’nin sonu mu geldi” ve “Merkez Bankası’nın rolü nedir” gibi “cüretkâr” konulara ayırabilen ekran yüzsüzlerinin değiştiremeyeceği çıplak gerçek bu.

Devlet bu katliamı niye yaptı?

Aylarca, “Müzakere de neymiş, PKK’nın bileğini bükelim” diye kampanya yürütüp, hükümeti askerî stratejilere teslim olmaya teşvik etmişken, birkaç gün önce açılım paketinin “a”sını duyar duymaz “Sakın ha” diye celallenenler, dünden beri sağda solda “pek akıllı” cevaplarını sıralayıp duruyorlar ama gördüğüm kadarıyla içlerinden hiçbiri “Bilek bükme tercihimizin kaçınılmaz sonucu budur. Sivillere zarar vermeyen savaş diye bir şey yoktur” demiyor, diyemiyor. Devletle müzakere aşamasına gelmişken masayı tekmeleyip, yaz ortasında savaşı yeniden başlatarak bugünleri hazırlayan örgüt ise, nicedir susup sinmişken dün katliamdan kendisine rant devşirme sevdasıyla dile gelmişti ama onun sözcüleri arasında da, “Savaşı biz tercih ettik, olacağı buydu” diyene rastlamadım.

Şuna inanıyorum: Bugünkü birinci hakikatimiz, “devletin halkını katlettiği” ise, ikinci hakikatimiz de “bu katliamın, devletin ve örgütün ortak savaş tercihinin bir sonucu” olduğudur. Sivillerin öldüğü kaza ve hatalar da, ihmal ve şikeler de, ve hatta taammüden işlenmiş suçlar da, bu korkunç savaşın ayrılmaz parçası zira. Her zaman öyle oldu.

Bunun hep öyle olduğunu bilmek, savaş tercihinin, aynı zamanda “kör şiddete teslimiyet” olduğunu idrak ederek, bu tercihe ısrarla karşı çıkmayı gerektiriyor. Ama bunun hep öyle olduğunu bilmek, Uludere köylülerinin başına geleni “doğal” sayıp geçeceğiz, Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in ifadesiyle, “operasyon kazası” deyip meseleyi unutacağız anlamına da gelmiyor.

Zaten –haksızlık etmeyeyim– Çelik de, meselenin soruşturulduğunu, “hata, kusur, yanlış tesbitinin ve tescilinin, bu tescil üzerine de gerekenin yapılmasının hukuk devletinin boynunun borcu olduğunu” söyleyip, ekledi: “Olay asla örtbas edilmeyecektir.”

Yine dönüp, aynı soruya, günün henüz çıplaklık kazanmamış ama mutlaka kazanması gereken üçüncü hakikatine geliyoruz: Devlet bu katliamı niye yaptı?

Taraf yazarı Mehmet Baransu’nun askerî kaynaklardan aldığı bilgiler, aralarında PKK liderlerinden Fehman Hüseyin’in de bulunduğu elli kişilik bir gerilla grubunun sınırdan girmeye hazırlandığı istihbaratının Genelkurmay’ı yanılttığı yönünde. Baransu’nun haberine göre, PKK içindeki bir MİT ajanı bu istihbaratı verince, Genelkurmay bölgeye Heron göndermiş, saptanan görüntülerde elli kişilik bir grup varmış ama PKK’lıya pek benzemedikleri için, MİT’ten kaynaklarına yeniden sorması istenmiş, MİT ısrarla bilgiyi “teyit” edince de, bombardıman emri Şırnak’taki askerî birliklerle istişare edilmeksizin, Ankara’dan verilmiş.

Genelkurmay’ın dün öğlen yaptığı resmî açıklama, Baransu’nun haberindeki bu verilerle örtüşse de, işin gerçeği şu ki, bu haberin “doğruluğunu” tam bir kesinlikle teyit etme imkânımız yok. Ama sınırdaki katliamın üçüncü hakikatine ulaşabilmek için sorabileceğimiz ve ısrarla soracağımız sorular var:

» Bombardıman emrini veren Genelkurmay, hükümete önceden bilgi aktardı mı? Elindeki istihbaratı paylaşıp, bombardıman için Başbakan’ın onayını aldı mı?

» Beşerî kaynaklardan gelen istihbaratın teyidi için neden insansız hava aracı dışında bir yönteme başvurulmadı?

» Heronların görüntü tesbitiyle bombardımanın başlaması arasında tam üç saat geçmiş; Genelkurmay bu süreyi nasıl değerlendirdi? Anlık müdahale söz konusu olmadığına göre, niye “ateş” emri öncesinde başka istihbarat olanakları devreye sokulmadı?

» Niye bölgedeki askerî ve idarî makamlara danışılmadı? Civar köylerin kaçakçılık güzergâhını ve kaçakçıların sınır ötesine yaptıkları günlük seferleri iyi bilen yetkililere sorulsaydı, katliam önlenebilir miydi?

» Yanlış istihbaratın PKK içindeki bir MİT ajanından geldiği doğru mu? Doğruysa, MİT’i yanıltan bu ajan, PKK adına mı hareket etti? Yoksa MİT karargâhında, bariz bir ihmal ya da kasıtlı bir yanıltma çabası mı var? MİT mi tuzağa düşürüldü; yoksa MİT içindeki birileri, orduyu ve hükümeti mi tuzağa düşürdü?

» Bu savaş otuz yıldır sadece devletin ve örgütün karşılıklı şiddet tercihinin bir sonucu olarak değil, aynı zamanda savaşın devamında çıkarı olan “derin” bir yapının kâh devlet kâh örgüt adına devreye girip, kanlı şikeler yapmasıyla sürdüğüne göre, yakın geçmişte birçoğumuzun yaptığı “Ergenekon bitti, artık şikeli savaş olmaz” tesbiti aceleci bir tespit miydi dersiniz? Sahi, Genelkurmay ve MİT bugün ne kadar temiz?

» Başbakan, bütün bu soruları cevaplayacak kararlı bir soruşturma için kesin talimat verdi mi? Bunu yapmazsa, sınırdaki katliamla ilgili üçüncü hakikati bütün çıplaklığıyla bu halkın önüne koymazsa, Suriye diktatörü Beşşar Esad için söylediği, “Kendi halkını katleden bir yönetimin meşruiyeti kalmaz” cümlesinin kulağında çınlayıp duracağının farkında mı acaba?

ycongar@mac.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT